6 Mayıs 2024 Pazartesi

Melih Torun

Tarihler 22.08.2022'in ilk iş günü pazartesiyi gösterdiğinde, 4. torun dünyaya gözlerini açtı. Babası da amcasıyla birlikte aynı gün doğmuştu. 

Anne babası; güzel, hoş, tatlı ve sevimli anlamına gelen Melih ismini daha doğmadan ona vermişti bile. Estetik ve güzelliği çağrıştıran bu ismi verirken pozitif bir etki bıraksın amacı güdülmüş olmalı. 

Ayak bastığı andan itibaren ailenin neşesi oldu. Her çocuğun büyüklere bıraktığı pozitif etkiyi çevresine vermeye başladı. Hem de fazlasıyla. 

Gittiği ve bulunduğu her yerde ilgi odağı olmayı başardı. 

Her çocuk farklı ve özeldi ama yaptıklarıyla ben daha farklıyım dedirtti. Emeklemesi bile diğer çocuklardan farklıydı. Komando sürünüşü gibi emekledi. Yeter ki ilgisini çeken bir şeyi görsün. Hemen başlıyor komando sürünmesine. İstediğini aldıktan sonra sırada onu test etmek vardı. Test yeri de ağızdı. Bunun için bir dönüşle sırt üstü yapar. Sonra elindekini ağzına götürüveriyor. Hedefine ulaşıp elde ettiğini teste tabi tutması, en büyük mutluluğu. 

Yürümeye başladıktan sonra yerinde durdurabilene aşk olsun. Bir orada bir burada. 

Odadan odaya geçerken dahi geride kalanlara hoşça kalın anlamında elini kaldırması, ağlarken bile bu prensibinden vazgeçmemesi, 

Bir şey yapılırken herkes yapıyor mu diye herkese tek tek göz gezdirmesi, 

Gittiği her yerde sıcaklığını hissettirmesi,

Uyum, anlayış ve söz dinleyişi, 

Gördüğünü ve işittiğini kapışı ve unutmayışı, 

Hayvanların taklidini yapması, 

Çay ve çaydanlık gibi tehlike arz eden şeyleri görünce parmağıyla gösterip cıs demesi,

Müzik ritmine kendini kaptırması, 

Elektrik düğmelerini yakıp söndürmesi, lambanın yanıp yanmadığını başını kaldırıp test etmesi, 

Dişlerini sıkışı, 

Zevkten dört köşe olduğunda katıla katıla gülmesi, 

Sıcakkanlılığı, sevecenliği ve bütün gözleri üzerinde toplaması görülmeye değer. 

Kısaca ailenin neşesi ve mutluluk kaynağı oldu.

Bahtı ve yolu açık, ömrü bereketli olsun. 

Günah Keçisi Hep Seçmen

"Anlamadınız değil, anlatamadım diyeceksiniz." (Süleyman Uğur) 

Yazımın başına Hocamızın bu sözünü almak istedim. Bu söz bir yemek esnasında Hocamızın bize verdiği bir hayat dersi benim için. Hem karnımızı doyurduk hem de hayat dersi aldık. 

Yazıyı siyasete getireceğim. Baştan söyleyeyim. Yazı siyasi yazı ama yazıda siyaset yok. Bir tespit benimkisi. Bir partiyi kötüleme ya da övme gibi bir niyetim hiç yok. Bu açıklamayı yapıyorum ki her seçim sonrası mağlubiyet yaşayan bazı parti taraftarlarının kulağına küpe olsun. Kapasiteleri varsa tabi. Hoş, her şeyden nem kapan, ezik yaşayan ve karnından konuşan savunmacı ve saldırgan kişiler siyasi yazı ile siyaseti pek ayırt edemez. 

Aynı zamanda bu yazı, bir gazete yazısındaki siyasi tespitleri "Siyasi partilerin lehine veya aleyhine bilfiil çalışmış olmak" maddesine girdiren sözüm ona muhakkiklere gelsin. Hoş, sipariş üzere gelen, kalemini üst makama satan kelle avcıları, bir yazının içinde parti isimlerine ve liderlerine yer verilmesinden, pekala önce siyasi içerik bulup ardından siyaset yapma sonucunu çıkarabiliyor. Böyle kelle avcılarından da başkası beklenmez zaten. Adı üzerinde kelle avcısı.

Neyse gelelim konumuza. 

Önce bir hakkı teslim edeyim. Seçimlerde mağlubiyet alan veya beklediği sonucu alamayan siyasi parti temsilcilerinden veya partilerin yetkili organlarından, seçim mağlubiyetini seçmene yıkıp seçmeni suçlayanı pek görmedim. Genelde mesajı aldık, gereğini yapacağız açıklamalarına şahit oldum. Seçmeni suçlayanlar arasında partilerin fanatikleri önemli bir yer kaplıyor. Bunlara göre seçim mağlubiyetinin sebebi hep seçmendir. Bu konuda parti ayrımı yapmıyorum. Yeter ki savunup destekledikleri parti seçim kaybetsin. Günah keçisi hep seçmendir onlara göre. Seçmeni günah keçisi ilan eden bu tip fanatiklerin partisi seçimde başarılı olursa seçmen sağduyulu karar vermiş olur ve seçmeni öve öve bitiremezler. 

Ne demek istediğim anlaşılsın diye hepimizin bildiği bazı örneklere yer vereceğim. 

Bir zamanlar destek verdikleri partilerini iktidara getirmeyen seçmene, "bidon kafalı", "örümcek kafalı", "geri kafalı", "sıkma baş", "cahil", "göbeğini kaşıyan adam", "yobaz" türünden hakaretler yapardı partilerin bazı fanatikleri. 

Seçmene böyle hakaret edince, seçmen bu fanatiklere, "Doğru söylüyorsunuz. Biz hata yaptık" deyip bir sonraki seçimde bu fanatiklerin partisine oy verip o partiyi iktidar yaptı mı? Hayır. Savundukları partiyi sittin sene iktidara taşımadı. Yani fanatiklerin zararı partilerine oldu. 

Gel zaman git zaman o partinin fanatikleri yanlış yaptıklarını anladı ve seçmeni suçlamayı ve hakaret etmeyi bıraktı. İçlerinde aynı düşünce varsa bile bunu alenen söylemiyorlar. Bu bile bir mesafe. Çünkü seçmen suçu kendinde değil de kendisini günah keçisi ilan edeni affetmez. 

Şimdi bu hakaretleri bir başka zihniyet satın aldı. Yıllardır hep destekledikleri ve peşi sıra defalarca iktidar olan partileri ilk defa seçim kaybedince kaybeden partinin yetkililerinde seçmeni suçlama yokken bu partinin fanatikleri, sosyal medya üzerinden seçmene hakaretler yağdırıyor. Hakaretleri akıl hocaları kadar çeşitli olmasa da oy vermeyen seçmene, "nankörler", "satılmışlar", "vatan hainleri" diyorlar. En çok da nankör diyorlar. Önce bir hizmeti yazıyorlar. Altına da bunu görmeyen nankörlere gelsin diyorlar. 

Merak ettiğim, bir zamanlar kendilerine yobaz, gerici, bidon kafalı dendiğinde kızıp köpüren bu insanlar, nasıl olur da düşünce hemen nankör damgası vuruveriyor yıllar yılı savundukları partiyi iktidara taşıyan seçmene? Ne ara önceki hakaret sahiplerini bu konuda hocaları kabul ettiler? Tek kelimeyle ayıptır. 

Bu tipler bilsinler ki seçmeni günah keçisi ilan edenler en büyük zararı savundukları partiye verirler. Hiç mi bu ülkenin geçmiş siyasi tarihinden ibret almazlar da hiç sevmedikleri zihniyetin fanatiklerinden akıl alırlar? Düşmeye görsün bu tipler. İçlerinde sakladıklarını bu şekilde boşaltıveriyorlar. 

Anladım ki seçmen kendilerine oy verdiği müddetçe bir numara. Desteğini çekince tu kaka. Seveyim sizin demokrasi ve sandık sevdanızı. Bu kafa ve bu akılla hiç demokrasi havariliğine soyunayım demeyin. Sizden zarardan başka hiçbir cacık olmaz. 

Yukarıda Hocamdan yaptığım alıntıya gelirsek, seçim kaybeden partilerin sempatizan ve fanatikleri, "Biz kendimizi anlatamadık, seçmeni anlayamadık, seçmeni okuyamadık, şu şu hataları yaptık" türünden bir tevazu örneği gösterseler, savundukları partiye en büyük iyiliği yapmış olurlar. Çünkü seçmeni suçlayıcı dil yarardan ziyade zarar verir. 

Unutmayalım ki ifade ettiğimiz kadarızdır. Kendimizi anlattığımız ve karşı tarafın anladığı kadarızdır. Ne olduğumuz değil, nasıl göründüğümüz ve ne şekil anlaşıldığımız önemli. Bunun yolu da suçlamak değil. Kendimizi anlatamadık demektir. Anlamadılar değil.

Süleyman Uğur Anısına

Süleyman Uğur isminde bir hocamız vardı. Dersleri zevkli geçen bir hocaydı. Başından geçen anekdotları ve özellikle oğlu Hüseyin Avni üzerinden anlattıkları, derse renk katan enstantanelerdi.

Lise üçüncü sınıfta dersimize gelmişti sanırım. Sınavlarda A ve B şeklinde iki grup yapardı. Her sınavda bana iki grubun sorularını da bırakır, ikisini de cevapla derdi. Öğrenciler, Hocam, niye Ramazan abiye iki grubu da yaptırıyorsun dediklerinde, "Her sınavdan sonra B grubu olan öğrenciler, Hocam, B grubunun soruları daha zordu. A grubu olsaydık daha yüksek puan alırdık. Gruplar eşit değildi serzenişini ortaya koyarlar. Ramazan abinize iki grubu da yaptırıyorum. Hangisi yüksek olursa o grubu kabul edeceğim. Aynı zamanda gruplara sorduğum soruların dengeli olup olmadığını bu şekilde test edeceğim" derdi.

Sınıf arkadaşlarım, bir grubun sorularını yaparken ben her iki grubun sorularını da onlardan önce yapar, öğretmene teslim ederdim. 

Öğretmen sınav sonuçlarını okuduğu zaman sınav puanım hep yüz olurdu. Arkadaşlarım, diğer kağıdın puanını merak edip sorarlardı. Hocamız da diğer kağıttan da 100 aldı Ramazan abiniz derdi. Gördüğünüz gibi grupların soruları dengeliymiş. Bir daha B grubu zordu falan demeyin derdi.

Hocamızın hazır cevap olması, espri yeteneğinin yüksek oluşu, ince ve kaliteli espri yapması aklımda kalan yönlerinden. 

Bu vesileyle hayatım boyunca kullandığım, benim için hayat dersi olan, aklıma geldikçe kullandığım, daha doğrusu hiç aklımdan çıkmayan bir anekdotu aklıma geldi. 

Hocamız, ortaokul ve lisede 7 sene kaldığım öğrenci yurdunda aynı zamanda nöbetçi öğretmenlik yaptı bir ara. Her masada on kişinin oturup yemek yediği bir yemekhanemiz vardı. Her yemekte masaları dolaşıp hem derdimizi dinler, hem konuşur hem de güldürürdü bizi.

Yine böyle bir günde Hocamız bizim masamıza geldi. Öğrencilerle bir konuda konuşmaya başladı. Konu neydi hatırlamıyorum. Öğrencilerden A.G. isimli öğrenci bir şeylerden dert yandı ya da soru sordu. Öğretmen de açıklama yaptı veya cevap verdi. Hocanın verdiği cevabı yeterli bulmayan öğrenci, "Hocam, siz anlamadınız" dedi. Öğrencinin bu üslubu Hocamızın hoşuna gitmedi. Yüzündeki her zamanki gülümseme gitti. Morali bozuldu. Sesini yükseltmeden şunu söyledi: "Anlamadınız değil, anlatamadım diyeceksiniz" dedi.

O esnada hiç tepki vermedim ama içimden bravo Hocam. Böyle ince ve anlam yüklü cevabı ancak siz verirsiniz dedim.

Bu cevabı alan arkadaş ise maalesef bu inceliği kavrayamadı. Hocamıza, siz anlamadınız dedi durdu. 

Hiç unutamadığım bu cevabı hayat felsefem edindim. Mümkün olduğunca bu inceliğe dikkat ettim. Muhatabım beni anlamasa da yanlış anlasa da hep anlatamadım dedim. Yani kendimi suçladım. Eksikliği kendimde gördüm. Eksikliği kendimde bulup kendimi suçlamama, Kahta İHL’de çalışırken bazı sınıflar farkına varmış olmalı ki “Hocam, sizin suçunuz yok ki niye kendinizi suçluyorsunuz hep” demişlerdi.

Bu cevaptaki incelik, muhatabı suçlayıcı olmaması, kişinin suçu kendisinde bulmasıdır. Kısaca bir tevazu örneğidir. Bu cevabı alan yani anlatamadım inceliğini duyan, kolay kolay itiraz etmez, kolay kolay tartışma çıkmaz, savunma refleksine bürünmez ve muhatabına karşı saldırıya geçmez. Keşke bu üslubu hayatımıza düstur edinebilsek... 

Yazıya başlarken niyetim, anlamadınız değil, anlatamadım sözüne vurgu yapıp bir konuyu işlemekti. Konu Hocamızdan açılınca gördüğümüz gibi sayfayı onunla doldurdum. Sadede de bir başka yazımda geleyim.

Bu vesileyle rahmetli Hocamı anmış oldum. Mekanı cennet olsun.