29 Nisan 2024 Pazartesi

Yatağa Bağlı Hastan mı Var?

İnsanın imtihanı bitmez. Belki de kurtuluşu ölümdür. Yüzü soğuk olsa da ölüm en büyük nimettir. Giderken hayatta gördüğü acı ve sıkıntıların hepsi bitiyor.

Ölüm geride kalanları üzse de hayatın da ölümün de hayırlısını ve bereketlisini dilemek lazım. 

Ölümün ardından geride kalanlar üzülse de ölenle ölünemeyeceği için onlar da bir zaman sonra ölenin yokluğuna alışacaklar. 

Ölümün en tehlikelisi yaşarken ölmektir. Yatağa bağlı hayattır bu. Ne ölürsün ne kalkar yürür ne de kendi işini kendin yaparsın. 

Yatağa bağlı olunca esas ölüm bu hastaya bakanlar içindir. Hastadır. Ne atılır ne satılır. Bakmak zorundasın. Gözüne bakarsın, bu emanet ne zaman gider diye. Vakti gelmeden de gitmez. 

Hastanede yoğun bakımda aylar aylar kaldı. Bir umut gidip geldin, ha şimdi uyanır şimdi kalkar diye. 

Her geçen gün umutlar biraz daha tükenmeye başlar. 

Ama hasta ayağa kalkamasa da ölü gibi yatmaya devam ediyor. 

Böyle ne olacak, yok mu bir çıkış yolu derken bir gün doktorlar, hastanızı ya eve çıkarın, evde bakın ya da bir palyatif oda bulalım derler. 

İyi de evde nasıl bakılacak? Palyatif odada nasıl olacak? 

Hastayı eve çıkarsan evde diri olmayan bir ceset var. Siz deyin buna bu ev cenaze evi. Aylar yıllar böyle devam eder mi? Yaşarken ölürsün. Ne bir yere gidebilir ne gülebilirsin ne ağlayabilirsiniz ne de özel bir yaşantın olur.  

Böyle olmaz. Palyatif oda olsun dediler veya dedin. Burası da ayrı bir dert. Çünkü buraya lazım refakatçi. Sabahtan akşama, 7/24 kim durur önündeki konuşmaz, kalkmaz ve yürümez cesetle?

Akıl veren çıkar. Efendim, böyle yerlerde hasta bakıcılık yapanlar var. Bulun böyle birini. Sizin yerinize baksın denir. İyi de böyle birini nereden, nasıl bulacaksın? Buldun. Böyle biri burada ücretsiz iş yapmayacak. Parayla bakacak bu işe. Vereceğin para da üç beş kuruş değil. Bir maaş vereceksin en azından. Bu maaşın en düşüğü de asgari ücret. Aldığın nedir ki aldığından asgari ücret para vereceksin. Verdin diyelim. Sen ne yiyeceksin? Haydi buldun bir iki ay. Borç dert geçindin. Ne zamana kadar devam edecek bu tür bir yaşam.

Gel de çık bu işin içinden. Çünkü çaresiz bir durum var karşında. 

Bir de özel bakımevleri vardır ki buralara hastasını koymak her kişinin harcı değil.

Sadede gelirsek, bu ülkede hastası palyatif oda hastası olan nice insanlar var. Ya kendileri hasta başında nöbetleşe hastaya refakat ediyorlar ya da her bir hasta sahibi, birini ücretle tutuyor. Böyle olacağına yani her bakıma muhtaç, yatağa bağlı hastalar için bir refakatçi olacağına, 8-10 kadar yatağa bağlı hastaya profesyonel bir hasta bakıcı görevlendirilse, bu hasta bakıcının ücretini de hasta yakınları ortaklaşa verse daha iyi olmaz mı? Bu öneri hasta yakınlarının elini hem madden hem de manen rahatlatacaktır. Üzerinde düşünmeye değer. Bunu da bünyesinde palyatif oda bulunan hastane yönetiminin düşünmesi lazım.

Muhtarlıkları Kaldırma Zamanı Gelmedi mi?

Mahalli seçimlerle birlikte seçimi yapılan ve seçimle iş başına gelen köy ve mahalle muhtarları üzerine geçmişte birkaç yazı yazdım. Geçmişte önemli bir görev ifa eden muhtarlığın, günümüzde devletin sırtında bir kambur olduğunu, sembolik anlamı dışında bir işlevi kalmadığını ve kaldırılması gerektiğini ifade ettim. 

Başta muhtarlar olmak üzere bazıları bu görüşüme tepki gösterse de halkın çoğunluğu muhtarlığın kaldırılması gerektiğine dair görüşümü destekledi. 

Yeni bir seçim arifesinde muhtar adaylarının boy boy resimlerinin paylaşıldığı bir dönemde hemen hemen halkın çoğunun muhtarlıkların kaldırılması yönündeki görüşlerini görünce, bu konuda giderek bir konsensüsün oluştuğunu görüyorum. Bu da sevindirici. 

Halkın bu önerisine kulaklarını tıkayan tek devlet kaldı. Bakalım devlet bu konuda ne zaman son noktayı koyacak ve muhtarlıklar da tarihteki yerini alacak. 

Bir zamanlar devletin taşra teşkilatında, devletin eli, ayağı olan nahiye ve bucaklar ve buralarda görev yapan nahiye müdürleri vardı. Devlet kaldırdı. Hizmette hiç aksama olmadı. Bugün hatırlayan bile yok.

Muhtarlıklar kaldırılsa hizmette bir aksama olur mu? Olmaz. Çünkü bir zamanlar önemli bir görev ifa eden muhtarlık, e-devletin yaygınlaşması ve muhtarın görevlerinin çoğunun nüfus müdürlüklerine aktarılması ile birlikte halihazırdaki muhtarlıklar neredeyse iş yönünden sinek avlıyor. Bu sinek avlama muhtarlık yönünden. Yoksa muhtarların çoğunun işi başından aşkın. Çünkü çoğu emekli ve bir işi var. Hem işine devam ediyor hem de muhtar seçilmek suretiyle asgari ücretten maaş almaya devam ediyor.

Bu arada hakkını yemeyelim. Bazı muhtarlar var ki her yerde. Mahallesine hizmet için koşturuyor. Alın size bir örnek. Bir okulda okul müdürüyüm. Okulların açılması yaklaştı. Bahçe girişindeyim. Biri geldi yanıma. Tanımam etmem. Okul eğitim ve öğretime hazır mı dedi. Olduğu kadar hazırız dedim. Şu bahçedeki taş ne ya dedi. Yüzüne baktım. Kimsin dedim. Ben bu mahallenin muhtarayım dedi. O gördüğün taş mahalledeki çocuklar futbol maçı yaparken kale görevi yapsın diye sağdan soldan bulup getirdiği taş. Şimdi kaldırsam akşama tekrar koyarlar. Rahatsız mı oldun bu taştan dedim. Evet. Okulun hazır olmadığı buradan belli dedi. O zaman git o taşı al, kenara atıver dedim bu eğitim gönüllüsü, tüm mahallenin yükünü alan muhtara.

Sahi köy ve mahallede bütçesi, ödeneği, yardımcısı ve hiçbir imkanı olmayan tek kişiden ibaret muhtarlık köy veya mahallenin hangi devasa işine derman olur?

Bugün muhtarlıklar kaldırılsa hizmette bir aksama olmadığı gibi 50 binden fazla muhtara asgari ücretten ödenen para devletin başka hizmetlerinde kullanılacak. Devletin üzerinden büyük bir yük kalkmış olacak.

Muhtarlıklar kaldırılırsa, seçimlerde muhtarlara ait pusula olmayacağı için  mahalli seçimlerde sandık başkanının korkulu rüyası  bitecek. Seçim sonuçları daha erken sonuçlanacak. Ayrıca muhtar ve aza sayım, döküm ve tutanak işi olmayacak.

Bu Ülkede Yaşamanın Bedeli

Efendim, otelinize iki kişilik rezervasyon yaptırmıştık.

Niçin tercih ettiniz otelimizi?

Fiyatı çok uygundu da ondan. 

Aksanın pek İngiliz’e benzemiyor.

İngiliz değilim ama İngilizcem çok iyi.

Belli. İngiliz sitesinden rezervasyon yaptırdığına göre. Bu arada nereden geliyorsunuz?

Türkiye'den efendim.

Milliyetiniz nedir?

Anlamadım. 

Uyruğunuz?

Ne alaka? Nüfus müdürlüğü mü burası?

Nüfus müdürlüğü değil ama milliyet önemli burada. Hele bu paraya bu otelde kalmak...

Türk'üm Türk. Öz ve Öz Türk'üm. Tıpkı sizin gibi.

O zaman sizden fark alacağız. 

Ne farkı?

Milliyet farkı? İngiliz ile aynı otelde kalmanın farkı.

Ne alaka?

İngiliz olsanız ne âlâ. Bu ülkede Türk olmanın bir bedeli var.

Niçin?

Senin rezervasyon yaptırdığın site İngilizce site. Bu kampanya da İngilizlere mahsus bir kampanya idi. İngiliz olmadığınıza göre bu farkı almak zorundayız.

Ne kadar fark?

120 euro kadar.

Ama bu bir çuval fark demek. Bir çuval da rezervasyonda yazılı olan yapar. Eder iki çuval para. 

Sadece burası değil. Her yere, her şeye çuvalla para vermiyor musunuz? Çünkü paranızın ederi bu. Halbuki İngiliz olsanız hem ucuza kalırsınız hem de verdiğiniz para bize yük olmaz. Sizin verdiğiniz para say say bitmez. Bu gidişle paranızı tartmak için buraya terazi yani kantar koyacağız.

Ama siz kamu adına iş yapıyorsunuz. Böyle para tasnifi yapmanız doğru mu? Biz ülkemizde, ülkemizin otelinde İngiliz’le aynı paraya kalamayacak mıyız?

Kalırsınız da dedim ya kalmanın bu ülkede yaşamanın bu ülke insanı olmanın bu parayı taşımanın bir bedeli var. Sonra İngiliz dediğin bize döviz getiriyor temizinden. Hem de bacasız fabrika. Sizin paranız bu ülke dışında nerede geçer bir düşün. 

Şimdi biz bu otelde kalamıyor muyuz?

Kalırsınız da ceremesini çekmek şartıyla. 

Desene ülkemizde biz parya olmuşuz da haberimiz yok. Hani biz dünyaya bedeldik.

Onlar lafta efendim. Bunların reel hayatta bir karşılığı yok. İngiliz ol, 120 euro daha düşük öde.