18 Nisan 2024 Perşembe

Benim 23 Nisanım

"Sanki her tarafta var bir düğün. 

Çünkü en şerefli en mutlu gün. 

Bugün yirmi üç Nisan, 

Hep neşeyle doluyor insan."

23 Nisan şarkısının bu kıtasını çocuklardan emaneten alıyorum bugün. 

İçimdeki sevinç ve mutluluğu bilemezsiniz. 

Adeta çocuklar gibi şen ve mutluyum ben de. 

Herkes duysun bu mutluluğumu. 

Her yıl kutladığımız bayram. Bu kadarı da fazla değil mi bu yaşta demeyin. 

Ne derseniz deyin. İsterseniz ayıplayın. Sevineceğim tıpkı çocuklar gibi. Onlar gibi şen olacağım. Ayrıca ne varmış yaşımda? Her birimiz, içinde tarifi mümkün olmayan bir çocukluğu yaşayamaz mı zaman zaman. 

Zira hakkım benim. İlk defa başıma talih kuşu kondu dense yeridir. 

Neyse geleyim sadede. 

Çocuklar kendilerine armağan edilen düğüne sevine dursun. Ben de bu vesileyle tatil yapacağım. Bu tatil bu senenin ilk tatili benim için. 

Başkası Cumhurbaşkanlığı seçiminde iki pazartesi tatil yaptı. Bir pazartesi de mahalli seçimlerinin ardından yaptı. Etti mi üç. Benim ise dersim olmadığından, her salı, pazartesiyi tatil yapanlar gibi ders başı yaptım. Tatil yaptım ama cepten gitti hep. 

Ara tatil geldi. Tam sevineceğim derken ramazan bayramına denk geldi. Hasılı ara tatilim güme gitti. Tatil neyse de mesleki çalışma eksikliğini içimde hissediyorum. Bu da ayrı bir dert.

Tam, bu sene kar tatili de görmedik. Tatil namına hepsini kuruttular derken, tekne kazıntısı oğlum, baba 23 Nisan bu sene salı demez mi? Adeta uçtum uçtum. İnanamadım. Oğlan yanlış bakmıştır dedim. Takvimi açıp bir de ben baktım. Doğruymuş meğer. Adeta dünya benim oldu. Siz buna cenneti kazanmış gibi deyin. 

Nasıl sevinmem. Herkes pazartesi sendromu yaşarken her salı sallanan salılar benim için salı sendromuydu. O gün 13 saat dersim vardı. Bu sene 23 Nisan Salı güne gelince sevincim, içimin şen ile dolması bundan. Daha da başka istemem. 

Bir an için bu sevince ara verip ikinci bir sevince yelken açmaya niyet ettim. Acaba 19 Mayıs da Salıya denk gelebilir miydi? Takvimde 29 Mayısın Pazar günü olduğunu görünce sevincim kursağımda kaldı ama neyse. Bu sene 23 Nisanla yetineceğim artık. 

Bu Mevsimde Bu Sıcaklar

Nisanın başından itibaren yaşadığımız sıcaklar başka sıcaklar.

Bugüne kadar böyle sıcak ne gördüm ne duydum desem yanlış olmaz.

Kavurucu mu? Kavurucu. Yakıcı mı? Yakıcı. Boğucu mu? Boğucu. 

Güya ilkbahar ayındayız ama yalancı baharı bile görmeden yazdan günler yaşıyoruz. 

Baharı böyle geçenin haziran, temmuz ve ağustos ayları nasıl geçer, şimdiden kestiremiyorum. 

İki yıldır doğru dürüst kış da görmedik. Öğrenci ve öğretmenler bu kış kar tatili yapmadı desem, kafi sanırım.

Kıt su kaynaklarıyla bu sene yazı geçirip kışa nasıl gireriz bilmem.  Dereler, ırmaklar kurursa hiç şaşırmam.

Musluklardan çamur akarsa, su kesintileri artarsa hiç sürpriz olmaz.

Her ay katmerli gelen su faturalarının nerede duracağını, nerelere fırlayacağını kestirmek mümkün değil. 

Susuzluk kapıda. Susuz ne yaparız bilmem. 

Sıcakların şimdiden iyice bastırdığı bugünlerde, okullarda nasıl ders yapılır, öğrenciler sınıflarda nasıl tutulur, bunu da öğretmenler şimdiden düşünmeye başlasa iyi olacak. 

Böyle giderse kombileri yeni kapatıp oh be doğal gaz faturasından kurtulduk diyen insanımız, varsın kış geri gelsin deme noktasına gelecek.

Bu ülkede ya yanmaktan ya da donmaktan kurtulup ortası baharı nasıl bulacağız bilemiyorum. Havalarımız da bizim gibi dengesiz anlayacağınız.

Havaların bu derece sıcak gitmesi, sebze ve meyvelere faydası mı olur ya da zararlı mı? Bazı ürünlerin sıcaktan erken ereceği malum. Bazılarını da öyle zannediyorum sıcaklar tarlada yakacak.

Bu sıcaklarda sebze ve meyve daha çok su ister. O kadar su nereden bulunacak bilmiyorum.

Bu mevsimde bu sıcaklar bir afetin habercisi olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum. Yine de ağzımı hayır açayım. Allah afetle imtihan etmesin.

Uzmanlar ne diyor bu havalara? Yaşamakta olduğumuz gelmekte olan iklim sorunu mu yoksa? Tamam, felaket tellallığı yapmasınlar ama bilgilendirseler iyi olacak.

Hasılı bu mevsimde bu sıcaklar hayra alamet değil gibi görünüyor.

Sorunun Kaynağını Bilmeme Sorunumuz

Bazı insanlar vardır. Onsuz da olmuyor, onunla da olmuyor. Onsuz olmayacağının farkında ama onunla da olunmayacağının farkında değil.

Bu tip insanlar problemin kaynağı ama gel bunu ona ve sevenlerine anlat. 

Belki de kendisi metal yorgunu ama başkasını metal yorgunu biliyor.

Bir ilin içinde o ili çekip çevirecek biri yokmuş, sanki o il kahtı rical sıkıntısı çekiyormuş gibi başka yerden paraşütle bir ağır top atıyor. Seçiöi kaybedince de onu tüm belediyelerde sorumlu bir makama getiriyor.

O il kaybedildiği zaman niçin kaybettik incelemesi yapılıyor. Sebep belli olmasına rağmen kimse efendim, sebep bundan diyemiyor. Diyemez. Çünkü başına ne geleceğini bilir.

Hep kazanmanın rahatlığı var üzerinde. Tüm kazanımları kendinden bilirken kayıpların müsebbibini arıyor. Mesajı aldık diyor. Kibirden bahsediyor. Duvar ördük diyor. Kibir ve duvar örneğiyle kimin kastedildiği belirtilmiyor. Oyuncu değişikliği ile yola devam ediliyor. Kayıp da benim payım var mı denmiyor. Böyle bir itiraf yapılsa bile bu tevazuun arkasında bir kibir görünüyor. Ama bu kibri söyleyecek biri lazım.

Her şeyle, her yerle istediği zaman istediği şekilde oynuyor. Sonu ne olur demiyor. Attığı taşı çıkarabilene aşk olsun. 

Faize mücadele açıyor ama gelinen nokta faiz sarmalının içine iyice belenmiş oluyor.

Dindar gençlik parolasıyla yola çıkıyor. O kadar İHO ve İHL açılıyor ama gençliğin geldiği nokta hiç olmadığı kadar dine mesafeli. 

Cami ve Kur'an kursları açılıyor. Camiler cemaatsiz, kurslar öğrencisiz neredeyse. 

Biri veya bir ülke bugün dosttur. Yarın bir bakmışsın, düşman ilan edilmiş. Yıllar yıllar geçtikten sonra bir bakmışsın dost düşman, düşman dost olmuş.

Yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştirmede mahir.

U dönüşünde üstüne yoktur. Güya pragmatikmiş. 

İsrail'le kimse onun gibi mücadele etmiyor. Onca söylemin ardından miting yapıyor ama İsrail dimdik ayakta ve sömürgeciliğinden ve öldürmekten geri kalmıyor. 

Ayıpladığı, eleştirdiği ne varsa hepsini yaptı. Yapmaya da devam ediyor.

Tüm bunlar ve daha fazlasını yapınca ceremesini kim çekiyor? Kim çekecek halk. Halkın görevi bu.

Tüm bunda sorumluluk ve bedel ödeme var mı? Benimki de laf. Doğu toplumlarında liderler bedel ödemez. Bedelini, seveni ve sevmeyeni herkes öder. Bedel ödeyen sevenle, bedel ödeyen sevmeyen arasındaki fark, sevenin müsebbibi bilmemesi. Acı olan da bu. Çünkü onlara göre kurtarıcılar bedel ödemez. Sevgi yeter onlar için. Uğruna yanmak bile feda olsun.