15 Nisan 2024 Pazartesi

Mezarda Siyaseti Bırakma Hastalığımız

Bu siyaset denen şey nasıl bir şey ki siyasete giren bırakamıyor. Ölünceye kadar siyaseti bir uğraş olarak sürdürenler var. Örnek mi istersiniz? 

Uzun yıllar genel başkanlık yaptıktan sonra bir operasyonla genel başkanlığı bırakmak zorunda kalan bir siyasetçi, benden bu kadar deyip köşesine çekilmedi. Yerine geçen genel başkanı tarafından banko yerden aday gösterilerek vekil seçildi. Vekil iken hastalandı. Aylarca evinde ve hastanede tedavi gördü. Dışarı çıkamayacak halde iken tekrar vekillik teklif edildi. Bundan şeref duyarım dedi ve kazanacağı yerden aday gösterilip yeniden seçildi. Bir gün bile Meclis çalışmasına katılmadı. Evinde yatarak vekilken vefat etti. Bu kişi öğrenci olsa devamsızlıktan sınıf tekrarına kalırdı ama vekil olunca yattığı yerden hem eski vekillik maaşını aldı hem de yeni vekillik maaşını. 

Biraz daha geriye gidelim. İki genel başkan vardı. Bir tanesi başbakanken uzun süre hastanede yattı. Öldü ölecek derken hastane değiştirilerek biraz kendine geldi. Yürürken zorlanır, ayakta zor dururdu. Hastayım, yatağımda rahat rahat öleyim demedi. Partisinin mitinglerine katıldı. Miting otobüsüne çıkmak için asansör yaptırıldı. Bez bağlanıyor bile dendi. Bu durumda iken bile ölünceye kadar siyaseti bırakmadı. 

Bir diğer siyasi de eski başbakan idi. Ahir ömründe partisi yok denecek kadar oy almasına rağmen partisinin başına geçti. Mitinglerden geri kalmadı. Bunun için de otobüsün üstüne çıkmak için asansör yaptırıldı. Bu da ölünceye kadar siyasetin içinde kaldı. 

Halihazırda siyaset yapan bir genel başkan daha var. 2002 seçimlerinde partisi baraj altında kaldığı için hazirandaki genel kurulda aday olmayacağını ve siyaseti bırakacağını söylemişti. Yanındakiler aman efendim, sensiz olmaz deyince dediği sözü tuttu. Haziranda rakipsiz yeniden seçildi. O gündür bugündür hem genel başkan hem de milletvekili. Yürümekte zorlanıyor. Konuşması birbirine dolanıyor ama hala siyasette. Öyle görünüyor ki bu da mezarda bırakacak siyaseti. Benden bu kadar demediği gibi başarısız olup köşesine çekilmek isteyen bir genel başkana da aman gitme, partini bırakma diyor. 

2002'den beri siyasette başarılı bir performans gösteren bir başka genel başkan daha var. Bu da 2011 seçimlerinden beri son dönemim dedi. Sonra sistem değişikliğiyle hala siyasette etkin bir aktör. Son seçimde ilk defa ikinciliğe düştü. Bu seçime girerken bu benim son seçimim dedi. Anayasaya göre bir kez daha seçilmesi mümkün değil. Ama burası Türkiye olunca son seçimi olup olmadığını 2028'de göreceğiz. Yürümekte zorlanmasına rağmen öyle zannediyorum, bu da mezara kadar siyaset yapacak. 

Yaşını başını almış, genel başkanlığın dışında hiçbir başarısı olmayan ve rakibine karşı girdiği tüm seçimleri kaybeden bir siyasetçi daha var. Halihazırda aktif siyasette değil. Çünkü kaybede kaybede sonunda genel başkanlığı da kaybetti. Buna rağmen köşesine çekilmedi. Kaybettiği genel başkan bir tökezlese yeniden ortaya çıkacak. Bir daha kendisine şans güler mi bilinmez ama yeniden gelen başkan olamasa da yeni genel başkan vekil olur musun teklifi götürürse öyle zannediyorum, bundan o da şeref duyacak ve koşa koşa vekil olacak ve ölünceye kadar vekil ve potansiyel genel başkan olarak siyasete devam edecek.

Hasılı genel başkan olmuş veya genel başkanlığa yükselmiş bir siyasi, ister başarılı ister başarısız olsun, kendiliğinden ve ölmeden siyaseti bırakanın sayısı bu ülkede bir elin parmaklarını geçmez. Bildiğim, partileri baraj altı kaldığı için siyaseti bırakan iki kişi var. Bunlar da Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’dir. Bakalım bir üçüncüsü çıkacak mı? Dördüncü diyelim. Hakkını yemeyelim bir de Erdal İnönü var. O da yaşarken siyaseti bırakmıştı.

14 Nisan 2024 Pazar

Trollerin Dünyasında Kıyas

Sosyal medyada sıkça karşılaştırma yapılan paylaşımları görmek mümkün. Bu tür paylaşımlarda Türkiye'nin 2002 yılındaki durumu ile 2022 yılındaki durumu kıyaslanıyor.

2002 ile 2022'yi karşılaştıran iki sayfalık bir metinde neler yoktu ki... 2002'de şu kadar fabrika vardı, şimdi bu kadar. Ağaç sayısı bu kadardı, şimdi şu kadar gibi. Oranları vermeye gerek yok. Kıyas 2022 yılındaki durumun çok iyi olduğunu göstermek olunca, haliyle 2002'ye göre 2022 yılına kadar her alanda çok şeyler yapıldı denmek isteniyor. Türkiye 2022 itibariyle adeta uçtu, nereden nereye geldi, bunu görün. Görmüyorsanız körsünüz. Gördüğünüz halde takdir etmiyorsanız nankörsünüz deniyor.

Bir ara asgari ücret 2002'de ne kadardı? Bu parayla ne kadar çeyrek altın alınıyordu? Şimdi asgari ücret ne kadar ve bu asgari ücretle ne kadar çeyrek altın alınıyor kıyası yapılıyordu. Simit alımı da eksik değildi. Görüyorum ki simit ve çeyrek altın gerilerde kalmış. Belli ki şimdiki asgari ücretle 2002'nin asgari ücretiyle alınan çeyrek altın alınamıyor. 

İki sayfalık kıyas metnine şöyle üstünkörü bir kez daha baktım. Acaba olumsuzluklara da yer verilmiş mi diye. Nedense 2002'den bu yana hep olumlu gelişmelere yer verilmiş. Olumsuzluklara hiç yer verilmemiş. Mesela faiz oranlarında ne durumdayız? Enflasyon oranlarında nasılız? TL'nin döviz karşısındaki alım gücü ne durumdaydı? Hayat pahalılığında neredeyiz gibi kıyaslara hiç yer verilmemiş. 

Ayrıca niçin 2002 ile 2022 kıyaslanıyor? Eğer illa bu yıllar arasında Türkiye'nin geldiği nokta ile emsal ülkeler kıyaslanmalı. Yine bir ülkenin bir yıl öncesine göre bazı şeylerde artışın olması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü nüfus artıyor. Nüfus artışına göre diğer şeyler de artmak zorundadır. Bir diğer husus olumlu yöndeki artışlar nüfusa göre ne derece yeterli konusu ise ayrı bir konu. 

Belli ki bu tür kıyas paylaşımlarını yapanlar bir partiye gönül vermiş, o partiyi destekleyen kişiler. Gönül verme ve destekten de öte o partinin trolleridir.

Trol diyorum. Çünkü trollerin dünyasında övmek istediklerinin eksikliklerine yer vermek yoktur. Aksi, raconlarına terstir. Halbuki ikna edici olmanın yolu hem olumlu hem de olumsuz yönlerine değinmektir. Hatta şunlarda başarılı olunmuş ama bunlarda başarısız olunmuştur denmelidir. Böyle dense bu kişiler hakkında doğruya doğru, yanlışa yanlış diyor. Amma objektif adammış dersin. O zaman da bu kimselerin yaptığı trollük olmaz. Trollükte hep iyi, güzel ve olumlu şeylere yer vermek vardır. Diğer olumsuzluklara ise asla yer vermezler. Bu durumda asıl trollerin gözleri kördür dense yeridir.

Troller hiç olumsuza yer vermezler mi? Verirler vermeye. Ama bu olumsuzluklar sevdiklerinin rakiplerine ait olumsuzluklardır.

Neyse trollerin yer vermediği bazı olumsuzluklara da burada ben yer vereyim. Yüksek enflasyonda dünyanın dördüncü ülkesiyiz. Aynı şekilde faiz oranları yönünden de dünyada dördüncü sıradayız. Paramızın değeri ise 193 ülke içerisinde 38.sırada.

Bu üçü yani enflasyon, faiz ve paranın değeri yönünden bugünkü görünümümüz içler acısı ve bir ülke için utanılacak bir durumdur.

Merkez Sağ Partilerinin Akıbeti

Ne kadar çok partimiz olsa da Türkiye'de dört eğilim vardır. Bunlar merkez sağ, merkez sol, İslamcı ve milliyetçi eğilimlerdir. Bu dört eğilimin içinde sağ en fazla seçmen kitlesine sahip. Solun ise belli bir oy potansiyeli var. Ne artar ne de eksilir. Milli Görüş hareketiyle başlayan İslamcılık ise milliyetçi oylardan daha fazla kitlenin oyunu alıyor.

Dört eğilimin aldığı oy oranları 80'den önce böyleydi. 80'li, 90'lı yıllarda ise merkez sağ, ANAP ve DYP ile merkez sol ise CHP ve DSP ile temsil edildi. Merkez sağda aynı tabana hitap eden iki parti olunca, 80 öncesi üçüncü parti durumundaki Milli Görüş çizgisindeki RP, oy yönünden merkez sağ partileri geçti.

2001 ekonomik kriziyle birlikte kurulan AK Parti, merkez sağın ve İslamcıların oyunu alarak merkeze oturdu. ANAP ve DYP silindi. CHP'nin de ana muhalefet olmasıyla DSP bitti.

2000'li yıllardan 2023'e kadar AK Partili hükümetler dönemi. AK Parti adeta tüm partileri sildi süpürdü. CHP oy artıramasa da belli bir kesimin oyunu hep aldı. 

İyi Partinin kurulmasıyla birlikte milliyetçi oylar MHP ve İyi Parti tarafından temsil edilir oldu. Merkez sağa hitap edeceği iddiasıyla siyaset sahnesinde yer alan İyi Parti, dağılma sürecine girince milliyetçilik yeniden MHP tarafından temsil edileceğe benziyor.

Bir diğer milliyetçi oylar daha var ki bunlar CHP içinden çıkan Kürt oyları. DEM belli bir bölge ve ırka hitap etmesi yönüyle milliyetçi parti kategorisine konabilir. 

İslamcılık ise AK Partinin içinde ağırlığını koruyor. Yeni kurulan YRP ise İslamcı oylara hitap ediyor. Şimdiden yüzde yedi oranında bir oya ulaştı. AK Partiden bu partiye oy akışı olacak mı, bunu da zaman gösterecek.

Kürt ve Türk milliyetçiliği ise zaman zaman oylarını artırıp düşürse de bazen iktidarı belirlemede etkin rol oynasa da ne uzar ne kısalır ne iktidar olur ne de yok olur. 

AK Partinin iyice yıpranmasıyla birlikte CHP 2024 mahalli seçimlerinde birinci parti olsa da 2028'de iktidar olup olmayacağını yereldeki iktidar icraatı belirleyecek. Ya iktidar olacak ya da kemikleşmiş oy oranı olan yüzde 25'e gerileyecek.

2028 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kadar hangi parti ne kadar kendini toparlar hangi parti yıpranır hangi parti yok olur, başka hangi partiler kurulur, kurulan partiler ne kadar varlık gösterir, seçime hangi ittifaklar ve hangi liderler ortaya çıkar bilinmez. Ama şu var ki 22 yıllık AK Parti iktidarının erime sürecine girdiği muhakkak. Erimeyi durdurup tekrar iktidar olur mu? Bunu da göreceğiz. Yalnız erime sürecine giren sağ partilerin bir daha kendini toparlaması ve parti olarak kalması zordur. Türkiye'nin geçmiş sağ partileri buna en güzel örnektir. Çünkü merkez sağ seçmen tabanı hep olsa da merkez sağ partiler bir CHP gibi değil. CHP Cumhuriyet ile yaşıt ve merkez sağ partilere göre daha kurumsal. Merkez sağ partiler ise lider partisidir. Bu partileri lider kurar, lider iktidar yapar, lider yok eder gider. ANAP ve DYP buna örnektir. 

Her ne kadar dört eğilimi birleştirme iddiasıyla kurulsa da ÖzaL'ın ANAP, bir merkez sağ partisi idi. Özal kurdu, Özal iktidar yaptı. Parti yıpranma ve erime sürecine girince, Özal Cumhurbaşkanı oldu. Yerine geçen Mesut Yılmaz ise koalisyon hükümetlerinde yer alsa da 2002'den itibaren tabela partisi oldu. 

Demirel'in kurduğu DYP ise 91 yılında Erdal İnönü'nün SHP'si ile koalisyon kurdu. Özal'ın vefatıyla Demirel Cumhurbaşkanı oldu. Yerine geçen Çiller ise tıpkı Mesut Yılmaz gibi 2002'de partisini baraj altında bıraktı ve siyaseti bıraktı. Partinin başına geçen Ağar, Cindoruk, Soylu partiyi erimekten kurtaramadı. Bugün DYP de tıpkı ANAP gibi tabela partisi. 

AK Parti kurulup iktidar olunca da bu parti konjektör parti. Bu da ANAP ve DYP gibi yok olur dendi. AK Parti yetkilileri ise biz o partiler gibi değiliz dedi. Başında Erdoğan'ın olduğu parti kuruluşundan bu zamana geldi. Bugün hala iktidar. Bu partinin de lider partisi olup olmadığını 2028 seçimlerinde alacağı oy belirleyecek. 

AK Partililer biz konjektör partisi değiliz, Türkiye partisiyiz dese de merkez sağ partilerin lider partisi olması, kurumsallaşmaması gibi yönleriyle bu tehlikeyi içinde barındırıyor. 

AK Parti önce eriyip sonra yok olursa merkez sağ kaybolacak mı? Kaybolmaz. Yerine yeni kurulan sağ parti bu kitleyi temsil etmeye devam eder ama iktidar olarak ama muhalefet olarak. 

Acizane, başında kurucu lider olmasına rağmen erime sürecine giren AK Partinin, Erdoğan'dan sonra tıpkı ANAP ve DYP gibi tabela partisi olacağını düşünüyorum. Çünkü sağ partiler liderle kurulur, liderle büyür, liderle geriler, ardından yok olur. Bu da merkez sağ partilerin konjektör parti olduğu anlamına gelir.