15 Nisan 2024 Pazartesi

Gençlik Yol Ayrımında

Gençlik hiç olmadığı kadar dine mesafeli. 

Kimi deist kimi ateist kimi agnostik olduğunu açıklıyor. Bunların sayıları az değil. 

Kimi baskı görür, dışlanırım düşüncesiyle küfrünü izhar edemiyor. Bu durumda olanlar da oldukça fazla. 

Kimi tepkisini göstermiyor. Alabildiğine sessiz.

Kimi tembelliğinden ladini bir hayat yaşıyor.

Kimi de Müslümanlığı tekeline alan bazı siyasi, cemaat ve kanaat önderlerinin bazı tasarruflarını örnek vererek "Bunlar Müslümansa ben değilim", "Ben bunların dininden değilim" diyor. 

Dindar, mütedeyyin ailelerin bile çocuklarını din, diyanet bilsin diye bir çabası yok. Hatta alabildiğine cemaatlerden uzak tutuyor.

Kısaca din, gençliğin çoğu için pek bir şey ifade etmiyor. Bu görüntü gittikçe de artacağa benziyor.

Bu durumda biz ne yapıyoruz? Gençliğin derdi nedir? Dinden niye uzaklaşıyor? Gençliği dinde tutabilmek için neler yapabiliriz? Gençliğin dinden uzaklaşmasında bizim payımız nedir? Hatamız varsa bunlar nelerdir diyor muyuz? Sorun dinde mi yoksa dini tekelinde bulunduranların söz ve eylem çelişkisinde mi ya da görüntülerinde mi? İslamcılığın verdiği zararlar olabilir mi? Klasik din anlayışımız ve anlatımımızın payı var mı? Böyle bir şey demiyoruz. Desek en azından gelmekte olan tehlikenin farkında oluruz ve tedbir almaya çalışırız.

Böyle demediğimiz gibi gençliğin gidişatından dolayı burnumuzdan hiç kıl aldırmıyoruz. Bununla da yetinmiyoruz. Suçu başkasının üzerine yıkmaya çalışıyoruz. Özellikle dini gençliğe farklı görüş, üslup ve yol ile anlatmaya çalışanları; dini bidat, hurafe ve menkıbevi anlatımlardan arındırmaya çalışanları, gençliğin bu noktaya gelmesinde suçlu ilan ediyoruz. Bunlardan dolayı gençlik ateist, deist oluyor, bunlar gençliğin kafasını karıştırıyor diyoruz.

Halbuki İslam'ın yumuşak karnı olan bazı konulara dair yeni izahlar, gençliği İslam'da tutar. Unutmayalım ki ikna edemediğin din bir bakmışsın elimizin altından kayıp gitmiştir. 

Aslında İslam'a en büyük zararı müntesipleri veriyor. Başkası ne kadar uğraşırsa uğraşsın İslam'a zarar veremez, gençliğin kafasını da karıştıramaz. Sahi kaçımıza bakarak birileri Müslüman olma yolunu seçiyor.

Bizim yaşantımız bakarak Müslüman olanlardan geçtim. Bari mevcut Müslüman olanları İslam dairesinde tutabilsek...

Durum bu iken yani sorunun kaynağı biz iken üzerimize toz kondurmuyoruz. 

Hasılı farkında olalım veya olmayalım. Gençlik yol ayrımında.

Mezarda Siyaseti Bırakma Hastalığımız

Bu siyaset denen şey nasıl bir şey ki siyasete giren bırakamıyor. Ölünceye kadar siyaseti bir uğraş olarak sürdürenler var. Örnek mi istersiniz? 

Uzun yıllar genel başkanlık yaptıktan sonra bir operasyonla genel başkanlığı bırakmak zorunda kalan bir siyasetçi, benden bu kadar deyip köşesine çekilmedi. Yerine geçen genel başkanı tarafından banko yerden aday gösterilerek vekil seçildi. Vekil iken hastalandı. Aylarca evinde ve hastanede tedavi gördü. Dışarı çıkamayacak halde iken tekrar vekillik teklif edildi. Bundan şeref duyarım dedi ve kazanacağı yerden aday gösterilip yeniden seçildi. Bir gün bile Meclis çalışmasına katılmadı. Evinde yatarak vekilken vefat etti. Bu kişi öğrenci olsa devamsızlıktan sınıf tekrarına kalırdı ama vekil olunca yattığı yerden hem eski vekillik maaşını aldı hem de yeni vekillik maaşını. 

Biraz daha geriye gidelim. İki genel başkan vardı. Bir tanesi başbakanken uzun süre hastanede yattı. Öldü ölecek derken hastane değiştirilerek biraz kendine geldi. Yürürken zorlanır, ayakta zor dururdu. Hastayım, yatağımda rahat rahat öleyim demedi. Partisinin mitinglerine katıldı. Miting otobüsüne çıkmak için asansör yaptırıldı. Bez bağlanıyor bile dendi. Bu durumda iken bile ölünceye kadar siyaseti bırakmadı. 

Bir diğer siyasi de eski başbakan idi. Ahir ömründe partisi yok denecek kadar oy almasına rağmen partisinin başına geçti. Mitinglerden geri kalmadı. Bunun için de otobüsün üstüne çıkmak için asansör yaptırıldı. Bu da ölünceye kadar siyasetin içinde kaldı. 

Halihazırda siyaset yapan bir genel başkan daha var. 2002 seçimlerinde partisi baraj altında kaldığı için hazirandaki genel kurulda aday olmayacağını ve siyaseti bırakacağını söylemişti. Yanındakiler aman efendim, sensiz olmaz deyince dediği sözü tuttu. Haziranda rakipsiz yeniden seçildi. O gündür bugündür hem genel başkan hem de milletvekili. Yürümekte zorlanıyor. Konuşması birbirine dolanıyor ama hala siyasette. Öyle görünüyor ki bu da mezarda bırakacak siyaseti. Benden bu kadar demediği gibi başarısız olup köşesine çekilmek isteyen bir genel başkana da aman gitme, partini bırakma diyor. 

2002'den beri siyasette başarılı bir performans gösteren bir başka genel başkan daha var. Bu da 2011 seçimlerinden beri son dönemim dedi. Sonra sistem değişikliğiyle hala siyasette etkin bir aktör. Son seçimde ilk defa ikinciliğe düştü. Bu seçime girerken bu benim son seçimim dedi. Anayasaya göre bir kez daha seçilmesi mümkün değil. Ama burası Türkiye olunca son seçimi olup olmadığını 2028'de göreceğiz. Yürümekte zorlanmasına rağmen öyle zannediyorum, bu da mezara kadar siyaset yapacak. 

Yaşını başını almış, genel başkanlığın dışında hiçbir başarısı olmayan ve rakibine karşı girdiği tüm seçimleri kaybeden bir siyasetçi daha var. Halihazırda aktif siyasette değil. Çünkü kaybede kaybede sonunda genel başkanlığı da kaybetti. Buna rağmen köşesine çekilmedi. Kaybettiği genel başkan bir tökezlese yeniden ortaya çıkacak. Bir daha kendisine şans güler mi bilinmez ama yeniden gelen başkan olamasa da yeni genel başkan vekil olur musun teklifi götürürse öyle zannediyorum, bundan o da şeref duyacak ve koşa koşa vekil olacak ve ölünceye kadar vekil ve potansiyel genel başkan olarak siyasete devam edecek.

Hasılı genel başkan olmuş veya genel başkanlığa yükselmiş bir siyasi, ister başarılı ister başarısız olsun, kendiliğinden ve ölmeden siyaseti bırakanın sayısı bu ülkede bir elin parmaklarını geçmez. Bildiğim, partileri baraj altı kaldığı için siyaseti bırakan iki kişi var. Bunlar da Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’dir. Bakalım bir üçüncüsü çıkacak mı? Dördüncü diyelim. Hakkını yemeyelim bir de Erdal İnönü var. O da yaşarken siyaseti bırakmıştı.

14 Nisan 2024 Pazar

Trollerin Dünyasında Kıyas

Sosyal medyada sıkça karşılaştırma yapılan paylaşımları görmek mümkün. Bu tür paylaşımlarda Türkiye'nin 2002 yılındaki durumu ile 2022 yılındaki durumu kıyaslanıyor.

2002 ile 2022'yi karşılaştıran iki sayfalık bir metinde neler yoktu ki... 2002'de şu kadar fabrika vardı, şimdi bu kadar. Ağaç sayısı bu kadardı, şimdi şu kadar gibi. Oranları vermeye gerek yok. Kıyas 2022 yılındaki durumun çok iyi olduğunu göstermek olunca, haliyle 2002'ye göre 2022 yılına kadar her alanda çok şeyler yapıldı denmek isteniyor. Türkiye 2022 itibariyle adeta uçtu, nereden nereye geldi, bunu görün. Görmüyorsanız körsünüz. Gördüğünüz halde takdir etmiyorsanız nankörsünüz deniyor.

Bir ara asgari ücret 2002'de ne kadardı? Bu parayla ne kadar çeyrek altın alınıyordu? Şimdi asgari ücret ne kadar ve bu asgari ücretle ne kadar çeyrek altın alınıyor kıyası yapılıyordu. Simit alımı da eksik değildi. Görüyorum ki simit ve çeyrek altın gerilerde kalmış. Belli ki şimdiki asgari ücretle 2002'nin asgari ücretiyle alınan çeyrek altın alınamıyor. 

İki sayfalık kıyas metnine şöyle üstünkörü bir kez daha baktım. Acaba olumsuzluklara da yer verilmiş mi diye. Nedense 2002'den bu yana hep olumlu gelişmelere yer verilmiş. Olumsuzluklara hiç yer verilmemiş. Mesela faiz oranlarında ne durumdayız? Enflasyon oranlarında nasılız? TL'nin döviz karşısındaki alım gücü ne durumdaydı? Hayat pahalılığında neredeyiz gibi kıyaslara hiç yer verilmemiş. 

Ayrıca niçin 2002 ile 2022 kıyaslanıyor? Eğer illa bu yıllar arasında Türkiye'nin geldiği nokta ile emsal ülkeler kıyaslanmalı. Yine bir ülkenin bir yıl öncesine göre bazı şeylerde artışın olması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü nüfus artıyor. Nüfus artışına göre diğer şeyler de artmak zorundadır. Bir diğer husus olumlu yöndeki artışlar nüfusa göre ne derece yeterli konusu ise ayrı bir konu. 

Belli ki bu tür kıyas paylaşımlarını yapanlar bir partiye gönül vermiş, o partiyi destekleyen kişiler. Gönül verme ve destekten de öte o partinin trolleridir.

Trol diyorum. Çünkü trollerin dünyasında övmek istediklerinin eksikliklerine yer vermek yoktur. Aksi, raconlarına terstir. Halbuki ikna edici olmanın yolu hem olumlu hem de olumsuz yönlerine değinmektir. Hatta şunlarda başarılı olunmuş ama bunlarda başarısız olunmuştur denmelidir. Böyle dense bu kişiler hakkında doğruya doğru, yanlışa yanlış diyor. Amma objektif adammış dersin. O zaman da bu kimselerin yaptığı trollük olmaz. Trollükte hep iyi, güzel ve olumlu şeylere yer vermek vardır. Diğer olumsuzluklara ise asla yer vermezler. Bu durumda asıl trollerin gözleri kördür dense yeridir.

Troller hiç olumsuza yer vermezler mi? Verirler vermeye. Ama bu olumsuzluklar sevdiklerinin rakiplerine ait olumsuzluklardır.

Neyse trollerin yer vermediği bazı olumsuzluklara da burada ben yer vereyim. Yüksek enflasyonda dünyanın dördüncü ülkesiyiz. Aynı şekilde faiz oranları yönünden de dünyada dördüncü sıradayız. Paramızın değeri ise 193 ülke içerisinde 38.sırada.

Bu üçü yani enflasyon, faiz ve paranın değeri yönünden bugünkü görünümümüz içler acısı ve bir ülke için utanılacak bir durumdur.