11 Nisan 2024 Perşembe

Camileri Niçin Kur'an Kurslarıyla Birleştirmiyoruz Yazıma Gelen Tepkiler (1)

“Camileri Niçin Kur’an Kursları ile Birleştirmiyoruz” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Bu yazıyla, cemaat yönünden garip kalmış camileri yine öğrenci eksikliği çeken kursları aynı çatı altında birleştirmeyi, ayrı ayrı bina, ayrı ayrı görevli atama, cami ve kursların ısınmasında tasarruf edilmesini kastetmiştim. Bu yazımı bir arkadaş sosyal medyasında paylaşmış. Yazının üzerine de kendi yorumunu eklemiş. Bu yazımda bu yazıma gösterilen tepkilerin bir kısmına ve verdiğim cevaplara yer vereceğim.

Ramazan  abim, çuvaldızı kendimize batırarak ülkemizdeki israfın sebeplerinden birini çok güzel tarif etmiş ve buna karşı nasıl bir önlem alınacağını da açıklamış.

Lütfen, "Sadece camilerimiz ve Kur'ân kurslarımız mı israfa sebep oluyor? İsrafa sebep olan başka şeyler yok mu?" diyerek karşı çıkmayın. Siz de kendinize göre tespit ettiğiniz başka israf kanallarını yazın.

Mesela konserlere harcanan devletin paralarını, muhtarlara ödenen asgarî ücret ve sigorta giderlerini, ayrıca muhtarlık binasının tüm masraflarını, Külliye ve makam odaları başta olmak üzere devlete ait binalardaki lüks ve şatafatı, basit bir okul müdürü odasının saray yavrusu gibi olmasını falan ekleyin ama bu yazıda anlatılanlara da lütfen karşı çıkmayın. Çünkü kendisi de hafızlık eğitimi alıp tamamlamış olan bu yazının sahibinin dinî gayretinin itiraz edeceklerin tamamından daha yüksek olacağına kefilim”. (Rıza Bozdağ)

“Ramazan Yüce her ne kadar hafız olsa da olaya hem yüzeysel yaklaşmış hem de kurs ve camilerin işleyişini hiç bilmediği aşikar. Bu tespitlerdeki eksikliklerin nedeni  yazıya konu ettiği bir kurs veya camideki uygulamayı tüm Türkiye’deki isleyişin aynı olduğunu zannettiğinden kaynaklanıyor. Örnek olarak verdiği ve ayakkabılıkta namaz kılınıyor dediği uygulamanın kendisi de yazısında tasarruf demiş bunu niye eleştiriyor ki? Ayrıca ayakkabılık dediği yerler ya imam odası ya da kütüphanelerdir ve sadece sabah namazlarında kullanılır. Tamam belirtilen konularda isleyişlerde bazı eksiklikler olabilir ama bu herkesin ulu orta tam bir bilgi sahibi olmadan tartışmaya açması gerçekçi olmayacaktır, burada olduğu gibi ben de yazdım anlayışında olacaktır. (Mehmet Keser)

Mehmet Bey’in eleştirisine verdiğim cevap:

Mehmet Bey! Yazdığım yazıya getirdiğim öneriler kendime ait görüşlerdir. Tek doğru budur iddiasında değilim. Eleştirin için teşekkür ederim. Ben konu edindim. Siz de anladığım kadarıyla işleyişin içinden biri olduğunuz için eleştiri getiriyorsunuz. Aksayan yönlerinin olacağını belirtiyorsunuz. Ben dışarıdan gören biriyim. Bu vesileyle fikir teatisinde bulunmuş oluyoruz. Bu konuyu laf olsun ve yazmış olmuş olmak için yazmadım. Dert edindiğim için ele aldım. Benim getirdiğim bu önerilere, camiler Mescidi Nebi işlevine kavuşacak. Çok amaçlı kullanılacak. Allah'ın evi ile Kur'an ve çocuklarımız iç içe olacak. Her şeyden öte ısınma problemi ve sorunu çözülmüş olacak. Camilerimiz sabahtan akşama ısı problemi çekmeyecek. Tasarruf sağlanacak. Ayrı ayrı yerlere kurs binası dikilmeyecek. Tek ısınmayla hem kurs öğrencileri hem de cami cemaati ısınmış olacak. Elbette eğitim için masraftan kaçınılmaz ama tasarruf bizlerin en önceliği olmalı ve küçümsenmemeli. Ecdadımız her büyük caminin yanına hamam yaparak hamamda 24 saat sıcak su olduğu için bu sıcak suyu caminin altından geçirerek camilerin ısınmasını sağlamıştır. Günümüzde niçin böyle bir şey düşünmeyelim. Ayrıca başka camileri bilmem ama benim namaz kıldığım camilerin mahfili ayakkabılık. Üstelik sadece sabah namazında değil, cuma hariç tüm vakit babaları kış mevsiminde burada kılınıyor. Neden böyle bir yer seçilmiş. Cemaat az ve ısınma problemini aşmak ve masrafı azaltmak için yapılıyor. Her ısınma masrafı için de boş kalan cumalarda sergi açılıyor. Bir diğer husus, cami ve Kur'an kursu mekan birliğinde camiler aktif olarak kullanıldığında ve buralarda cami görevlileri ders verdiğinde toplumun büyük bir kısmında bu imamlar ne iş yapıyor. Bunların mesaisi ne kadar gibi eleştirilerin de önüne geçilmiş olacağını düşünüyorum.

“Ramazan Yüce! Öncelikle bu kadar güzel üslubunuz ve davranışınızdan dolayı tebrik ve teşekkür ederim. Bunu sosyal medyada kaybolan bir davranış olduğu için söylüyorum.

Ortaya koyduğunuz konu, zaman mekan yer olarak farklılık gösteren bir konu olduğu için herkesin yaklaşım biçimi, dünya görüşüne göre değişeceğinden dolayı farklı bakış açıları olması kaçınılmazdır. Aslında bu konuda müftülükler gereksiz lüzumsuz işlerle uğraşmak yerine hem üzerlerine atılmak istenen suçlamaları ortadan kaldırmak ve hem de doğru davranışları bulmak adına özellikle diyanet camiası dışından katılımlarla sempozyumlar ve seminerler düzenleyebilir. Tekrar teşekkür ediyorum kolaylıklar iyi bayramlar”. (Eleştirisine verdiğim cevaba binaen Mehmet Keser Bey’in cevabı)

(Okuyucudan gelen tepkiye devam edeceğim.)

Gizli Ajandası Olan Misyon Sahipleri

Amme adına iş yapanların bir misyonu olması gerek. Misyonu olmayan kişinin; ülkeye, birlikte iş yaptıklarına ve destekçilerine bir faydası olmaz. Hatta zararı olur. Yalnız misyonu olan kişilerin gizli ajandası olmaması gerek. Neye, kime hizmet ettiği, kimin adına çalıştığı, amaç ve gayesinin ne olduğu net bilinmelidir.

Piyasaya çıkmış insanların ne amaç için çıktığını, gizli ajandası olup olmadığını bilme imkanımız yok. Çünkü kimsenin niyetini okuyamayız. Böyle gizemli kişileri ancak sonuçları itibariyle değerlendirebiliriz.

Ne demek istediğimi biraz açayım. Mesela bir siyasi parti niçin kurulur veya bir kişi niçin parti kurar ya da partiler ittifak için niçin bir araya gelir? Bu soruya herkesin vereceği cevap, bu parti ve ittifak iktidar olmak için kurulur. Partinin başındaki kişi de Cumhurbaşkanı olmak için partinin başında olur denir. Eğer partinin başındaki kişi iktidar olmamak ve Cumhurbaşkanı olmamak için uğraşırsa burada başka şeyler aramak, bu kişinin gizli ajandası olduğunu düşünmek gerek.

Biraz daha açayım. Mesela rakibine karşı bugüne kadar girdiği tüm seçimleri kaybeden bir kişinin, güçlü rakibine karşı denk veya daha güçlü bir rakiple seçime girmesi gerekirken -ki rakibinden daha fazla oy alacak adayları varken- bir kez daha yenileceği ayan beyan ortada iken adaylık için kendisini dayatması ve gayesinin kendisini kazandırmaktan ziyade rakibini kazandırmak olduğu anlaşılmaz mı?

Kurduğu ittifakın bir komedi ittifakı olduğu, kazanmayı değil, kaybetmeyi hedeflediği, ittifakın birbirine yabancı, birbirinin dilinden anlamadığı, ittifak üyelerinden hiçbirinin maçı kotarma gücü ve özelliğinin olmadığı, ellerine kadar gelen iktidar imkanını altın tepsi içinde rakibine sunduğu ortada değil mi?

Rakibinin en zayıf olduğu anda rakibi maçı kotaracak ve oy getirecek partilerle ittifaka girerken getirisi yüzde bir bile olmayan dört partiyi ittifakına alması ve bu partilere kendi partisinden 40 kadar garanti vekillik vermesi neyle izah edilebilir?

İttifakına aldığı parti liderinin seçime ramak kala masadan kalkması, ağzına geleni söylemesi, sonra masaya yeniden oturması oy mu getirdi yoksa mevcut oyları kaçırmadı mı?

İttifaka dışarıdan destek veren parti yetkililerinin ve adı geçen partinin dağ kadrosunun seçim öncesi açıklamaları seçim kazanmaya mı yönelik yoksa kaybettirmeye mi?

İttifaka giren parti yetkililerinin Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaklarına dair açıklamaları, ülke yönetiminde oy birliğiyle karar verilecek yoksa kriz çıkar demeleri, İHA ve SİHA gibi göğsümüzü kabartan gelişmelerin eleştirilmesi, önüne gelen herkese makam ve mevki verileceğine dair gizli protokollerin ortaya çıkması, halamı oy vermeye ikna edemiyorum açıklamaları sağduyulu, basiret ve feraset yoksunluğu değil mi?

Hasılı ittifakta yer alan, seçime etkisiz eleman olarak giren, 8-10 vekile tav olan dört partiyi saymazsak, ittifaka oy getirecek büyük ve küçük iki parti liderinin bir misyon için partilerinin başında olduğu açık. Şimdi bu iki lider nerede ve ne yapıyor?

Kendisini aday olarak dayatan lider, partisinin genel başkanlığını kaybetti ve köşesine çekildi. Kendisi liderliği kaybettikten sonra yeni genel başkan daha bir şey yapmadan girdiği ilk seçimde tek başına Türkiye’nin birinci partisi oldu.

Masadan kalkıp tekrar masaya dönen ise eliyle kurduğu partiyi dağıtmakla meşgul. O da köşesine çekilecek. Öyle zannediyorum bu iki lider, 2023 seçimlerinde rollerini en iyi şekilde yerine getiren iki lider olarak tarihe geçecek ve geri kalan ömürlerini huzurla geçirecekler. Nasıl huzurlu olmasınlar? Ne de olsa misyonlarını yerine getirmiş oldular. Haklarıdır huzurlu olmak. Herkes nezdinde olmasa da bu iki misyon insanı hizmet ettikleri kişiler tarafından hep hayırla yad edilecek: Rakip olarak girdiği tüm seçimleri sayesinde kazanan Cumhurbaşkanı, yeni genel başkanı kıyaslarken o daha iyiydi demedi mi? 2024 seçimlerine tek başına girerek büyük oh kaybı yaşadığı için yeniden genel başkan olmayacağını açıklayan kişi için eski genel başkanı, kızım yerinde kal açıklaması yapmadı mı? 

10 Nisan 2024 Çarşamba

Küçük Dünyalarında Başkasına Yer Olmayan Dünyalılar

İticilikte üstlerine yoktur.

Ezik insan psikolojisinden kurtulabilmiş değiller. 

Çağı okuma sorunları var ama bundan haberleri yok. 

Alemin doğrusu kabul ederler kendilerini. 

Pek azı hariç çoğunun elleri cebine gitmez. 

Okumazlar. Tüm okudukları lise ve fakülte kitaplarından ibaret. Bir de bağlı oldukları cemaatten öğrendikleri. Buralardan aldıklarının üzerine bir gram koymadan emekli oluncaya kadar satarlar. 

Yıllardır itilip kakılıp güç olduktan sonra güçten aldıkları destekle pek pervasızlar. Güçten beslenirler. Gücün ellerinin altından kayıp gitmesinden pek korkarlar. 

Araştırma ve incelemeleri yoktur. Yine de her şeyi bilirim havasındalar. Her konuda söz söylerler. 

Aşırı partizandırlar. Aynı zamanda troldürler. Tüm konuştukları ve paylaşımları partizanlık üzerine. Bir partiyi desteklerler. Diğer partileri özellikle kendi partilerine rakip olabilecek partileri durmadan eleştirirler.

Kendi partilerini ve liderini eleştireni hain, nankör, satılmış ve FETÖ'cü diye damgalamaktan geri kalmazlar.

Din tekellerindedir.

Dün devlete daha doğrusu rejime mesafeli ve soğuk bakarlarken bugün devletin kendisi oldular. Devlete tek söz ettirmezler. Aykırı kişilere had bildirmede üstlerine yoktur.

Kendi partilerine oy vermeyenleri, daha önce verdiği halde desteğini çekenleri, sandığa gitmeyenleri, başka partilere yönelenleri, ders vermeye kalkanları ahiretle korkuturlar.

Dün baş tacı yaptıkları emekliler sandığa gitmeyince ve kendi partilerine oy vermeyince, onlara, yarın başörtüsü ile uğraşırlarsa öbür dünyada bu, emeklinin gücü dersiniz paylaşımı yapmaktan geri kalmazlar.

Dinle yatar, dinle kalkarlar. İnsanları dinle korkuturlar. 

Üslupları bozuktur. 

Hucurat 6.ayeti en iyi onlar bilir. Ama uygulamazlar. Bir bilgiyi araştırmadan paylaşmaktan geri kalmazlar. Çünkü onlar için önlerine sipariş olarak gelen sloganın işlerine yaraması önemli.

Emanet, ehliyet ve liyakatten anladıkları, kendi grupları, kendi zihniyetleridir. Sadakat önceliklidir. Torpilin alasını yaparlar.

İsrail malını boykot ederek mücahitlik taslarlar. İsrail ile ticaret yapıldığı ortaya çıkınca, bunlar Gazze’ye gidiyor derler.

Erkek deveye dişi demekten geri kalmazlar. Yeter ki dişi deve diyen kendilerinden olsun. 

Kafa yapılarını anlamak, onları yanlış fikirlerinden vazgeçirmek deveye hendek atlatmaktan zordur.

Kendilerine destek vereni baş tacı, destek vermeyeni tu kaka yaparlar.

Algı üretmede, algıya teslim olmada, gerekçe ve bahane üretmede, savunma ve saldırganlıkta üstlerine yoktur.

Hasılı kendi küçük dünyalarında başkasına yer olmayan bir dünyada yaşarlar.