10 Nisan 2024 Çarşamba

Küçük Dünyalarında Başkasına Yer Olmayan Dünyalılar

İticilikte üstlerine yoktur.

Ezik insan psikolojisinden kurtulabilmiş değiller. 

Çağı okuma sorunları var ama bundan haberleri yok. 

Alemin doğrusu kabul ederler kendilerini. 

Pek azı hariç çoğunun elleri cebine gitmez. 

Okumazlar. Tüm okudukları lise ve fakülte kitaplarından ibaret. Bir de bağlı oldukları cemaatten öğrendikleri. Buralardan aldıklarının üzerine bir gram koymadan emekli oluncaya kadar satarlar. 

Yıllardır itilip kakılıp güç olduktan sonra güçten aldıkları destekle pek pervasızlar. Güçten beslenirler. Gücün ellerinin altından kayıp gitmesinden pek korkarlar. 

Araştırma ve incelemeleri yoktur. Yine de her şeyi bilirim havasındalar. Her konuda söz söylerler. 

Aşırı partizandırlar. Aynı zamanda troldürler. Tüm konuştukları ve paylaşımları partizanlık üzerine. Bir partiyi desteklerler. Diğer partileri özellikle kendi partilerine rakip olabilecek partileri durmadan eleştirirler.

Kendi partilerini ve liderini eleştireni hain, nankör, satılmış ve FETÖ'cü diye damgalamaktan geri kalmazlar.

Din tekellerindedir.

Dün devlete daha doğrusu rejime mesafeli ve soğuk bakarlarken bugün devletin kendisi oldular. Devlete tek söz ettirmezler. Aykırı kişilere had bildirmede üstlerine yoktur.

Kendi partilerine oy vermeyenleri, daha önce verdiği halde desteğini çekenleri, sandığa gitmeyenleri, başka partilere yönelenleri, ders vermeye kalkanları ahiretle korkuturlar.

Dün baş tacı yaptıkları emekliler sandığa gitmeyince ve kendi partilerine oy vermeyince, onlara, yarın başörtüsü ile uğraşırlarsa öbür dünyada bu, emeklinin gücü dersiniz paylaşımı yapmaktan geri kalmazlar.

Dinle yatar, dinle kalkarlar. İnsanları dinle korkuturlar. 

Üslupları bozuktur. 

Hucurat 6.ayeti en iyi onlar bilir. Ama uygulamazlar. Bir bilgiyi araştırmadan paylaşmaktan geri kalmazlar. Çünkü onlar için önlerine sipariş olarak gelen sloganın işlerine yaraması önemli.

Emanet, ehliyet ve liyakatten anladıkları, kendi grupları, kendi zihniyetleridir. Sadakat önceliklidir. Torpilin alasını yaparlar.

İsrail malını boykot ederek mücahitlik taslarlar. İsrail ile ticaret yapıldığı ortaya çıkınca, bunlar Gazze’ye gidiyor derler.

Erkek deveye dişi demekten geri kalmazlar. Yeter ki dişi deve diyen kendilerinden olsun. 

Kafa yapılarını anlamak, onları yanlış fikirlerinden vazgeçirmek deveye hendek atlatmaktan zordur.

Kendilerine destek vereni baş tacı, destek vermeyeni tu kaka yaparlar.

Algı üretmede, algıya teslim olmada, gerekçe ve bahane üretmede, savunma ve saldırganlıkta üstlerine yoktur.

Hasılı kendi küçük dünyalarında başkasına yer olmayan bir dünyada yaşarlar.

Enflasyon Ülkesi

Enflasyondan korusun diye hiç döviz almadım. İhtiyaç fazlası artan param olmuşsa sanal altın aldım. Alırken de genelde yüksekten aldım. Bozdururken de düşükten bozdurdum.

Olan ne varsa üzerine de biraz borç alarak ev alırken sattım. 

Borsa ile hiç işim olmadı dense yeridir. 2000 öncesi Tüpraş halka arz olunurken iki arkadaşın ısrarı üzerine bir arkadaşın hesabından üç lot mu yoksa hisse mi aldım. Güya çocukların iş ve düğününe kadar satmayacaktık. Beherini 30 ya da 32'den aldığım hisse düşe düşe 9 liraya kadar düştü. İki arkadaş da satıp kurtulmuş. Benimki kalmış. Üstat ne yapalım senin hisseyi. Biz satıp çıktık dedi. İyi, benimkini de sat dedim. Bölüne bölüne dokuz hisse olmuş. Dokuz liradan satıp hesabıma yatırdı. 

Hasılı parayla imtihanım hiç yüzümü güldürmedi. 

Çocuğun düğününde bir arkadaş düğün hediyesi olarak elli avro getirmiş. Cebimde durdu epey. Bu yabancı para cebimde durmasın deyip gidip bozdurdum. 

Bayram öncesi bir ihtiyaca binaen dolar almam gerekti. Beş âdet yüzlük dolar için 16.150 lira verdim. 16.150 lirayı say say bitmedi. Paranın çoğu da iki yüz lira idi. Para sayma makinesi de olmasa bu kadar parayı saymak ve doğru saymak mümkün değil. Döviz bürosu beş âdet yüz lira uzattı. Karşılığında ise ben her yüz dolara 32 âdet yüz lira verdim. Üzerine de otuz lira saydım.

Kazara İngiliz sterlini alsaydım, herhalde kırk adetten fazla yüz lira saymam gerekecekti. İngiliz sterlininden de bir kanalın alt yazısında bu rakamı görünce bu nedir diye sordum yanımdakine. Ondan öğrendim.

Tekrar beş yüz dolara verdiğim deste deste paraya geleyim. Paramızın 32 adedine bir tane yabancı para alabiliyoruz. Bu da paramızın yabancı para karşısında pul olduğunu gösteriyor.

İş adamı bir arkadaş döviz ihtiyacı için kaç çanta para götürdük. Karşılığında verdikleri doları cebimizde getirdik demişti. Başa gelmeyince kaç dolara kaç valiz para verdiklerini doğru dürüst dinlememiştim.

Yazık paramızın bu durumuna. Öyle böyle değil, baya enflasyonlu bir hayat yaşıyoruz. İşin garibi bu enflasyonlu hayatı aşağı yukarı 2017 yılından beri derinden hissediyoruz. 2017'den bu yana yedi yıl geçmiş. Yaşadığımız ve hissettiğimiz enflasyonun düşeceği falan yok. Sıfırı tüketmiş, ekside yaşayan bir ülkenin de kısa ve orta vadede enflasyon sorununu halletmesi mümkün değil. Hele bu kafayla.  Zaten böyle bir irade de yok. Sadece yapılan altı ay sonra düşecek, yok şu ay düşecek masallarıyla uyutuluyoruz. Aslında bunun Türkçesi aklımızla dalga geçiliyor.

Belli ki enflasyon bu ülkeye biçilmiş ve kaderi kabul edilen bir canavar. İşin garibi bu kadar yüksek enflasyona niçin maruz kaldığımızın doğru dürüst tespiti bile yapılmıyor. Müsebbipler durmadan gerekçe üretiyor. Vay efendim Rusya-Ukrayna savaşı, pandemi, deprem vs. gerekçelerle yaşadığımız enflasyonu izah etmeye çalışıyorlar. İyi ki savaşın içinde değiliz. Bir de savaşan ülke olsaydık, bugünkü enflasyon kaç olurdu, varın siz hesap edin. İşin enteresan tarafı, savaşan taraf Rusya ve Ukranya’da enflasyon bizden kaç kaç düşük. Pandemiymiş. Sanki pandemiyi bir bu ülke yaşadı? Yaşayan ne kadar ülke varsa hepsinin enflasyonu bize göre enflasyon bile değil. Depreme gelince depremden önce enflasyonumuz düşük olsaydı, derdim ki enflasyon sebep. Mübarekler, 2017’den beri biz bu illet ve vebayı çekiyoruz. Uyduracaksanız, başka bir şeyler uydurun. Bu milletin aklıyla dalga geçmeyin. Beceremedik deyin, kabulümdür. Bu da daha erdemlice olur.

Ayakları Uyuşturan Uzun Dualar

Ayağa kalktığım zaman sendeledim. Bir an dengemi sağlayamadım. Ne oluyor derken ayaklarımın karıncalandığını anladım. Bir iki adım atıp durdum. Dururken de dengeyi sağlamakta zorlandım. Ayaklarımın uyuşukluğu ayakkabılarımı alıp dışarı çıkıncaya kadar sürdü. 

Böylesi uyuşukluk yer sofrasında yemek yediğim zaman olurdu. Normal şartlarda ve kendi ev ahalisinin olduğu zamanlarda ayağım karıncalanmaz. Çünkü canı tez biriyim. Sindire sindire yemem. Hızlıca yemeğimi yer, kalkarım. Ayağımın karıncalanması yemek çeşidinin bol ve başka misafirlerin olduğu yer sofrasında uzun süre durduğum zaman olur. 

Demek ki bayram namazı ve hutbesinin ardından yapılan dua epey uzun sürmüş olmalı ki ayaklarım karıncalanmış. 

Dualarımız ayakları uyuşturacak şekilde niçin uzar oldu?

Eskiden dualarımız Arapça idi. İmam dua eder. Anlamını bilmeden hep beraber amin derdik.

Bazıları Allah Türkçe bilmiyor mu, duayı niye Türkçe yapmıyoruz derdi ama bu isteğe pek kulak verilmezdi. 

Son yıllarda Türkçe dua isteyenlerin talebine de cevap verilmeye başlandı. Talebimiz nihayet karşılık buldu diye herhalde sevinmiştir dua edenler. 

Yalnız bir sorun var. Duaların süresi uzadı. Neredeyse iki katına çıktı. Çünkü yarı Arapça yarı Türkçe dua edilir oldu. Haliyle yapılan dualar ve aminler de bitmediği için ayaklar da uyuşur oldu.

Niçin yarı Arapça yarı Türkçe yapar olduk? Toplumun yarısı Türkçe bilmeyen Arap yarısı da Türk olsa dersin ki Arap Türkçeden, Türk de Arapçadan anlamaz. En iyisi her iki taraf da anlasın diye yarı Arapça yarı Türkçe yaparsın. Ama böyle bir ortam olmamasına rağmen hem Arapça hem Türkçe dualar son yıllarda revaç bulmaya başladı. 

Dualarımız hepten Türkçe yapılamaz mı? Bunun dini bir engeli var mı? Yok. O zaman ne diye karışık yapar olduk? Herhalde Arapça dua görevlilerin kolayına gidiyor olmalı. Çünkü Arapça dua ezberledin mi dua yapmaya başlayınca arkası geliyor. Türkçe dua öyle mi? Bunun için emek sarf etmek gerekiyor. 

Kısaca hem uzamaması hem de herkesin anlaması için duaları Türkçe yapmak çok yerinde olur. Uzatmak aynı zamanda ayakların karıncalanmasına da sebebiyet veriyor. Duayı kısa tutmak ayakların uyuşmasının da önüne geçecektir.

Konu duadan açılmışken Türkçe dua yaparken bir hususa daha değinmek istiyorum. Son bir yıldır hutbede Gazze, hutbeyi bitirirken Gazze için dua, dualarımızda Gazze, vaazlarımızda yine Gazze vurgusu çok dikkat çekiyor. Bu da ister istemez dikkat çekiyor. Bu kadarı fazla diye düşünüyorum. Yerinde ve kıvamında yeterince Gazze’yi dillendirmek yeterli. Unutmayalım ki Allah kalbimizde taşıdıklarımızı da dışa vurduklarımızı da bilir ve duyar. Gazze için serzenişimizden, onları dert edindiğimizden de haberdar olur. Çok ısrar bezdirir. Ayrıca çok dua ettik. Artık duaya biraz da icraat eklemek lazım. Bazı ürünlerde İsrail’e kısıtlama getirilmesi gecikilmiş de olsa yerinde bir karar. Başka caydırıcı kararların da arkasından gelmesi lazım. Bir de ikili oynamadan samimiyet gerek. Değilse salt dua edersek Allah demez mi, iyi de kullarım. Hep benden bekliyorsunuz. Siz hiç elinizi oynatmıyorsunuz. Üstelik ticarete de devam ediyorsunuz. Bu ne yaman çelişki demez mi?

7 Ekimden bu yana duaların yanında vatandaş İsrail ürünlerini protesto ederken ihracatçılarımız ve yetkililerimiz de İsrail’e ticari boykot uygulasaydı duadan daha etkili olmaz mıydı?