8 Nisan 2024 Pazartesi

Orucun Gidişine Sevinenler ve Üzülenler

Bir aylık orucun ardından ramazana elvedaya hazırlanıyoruz.

Ramazan bittiği için üzülenler ve sevinenler birlikte yaşayıp gidiyoruz.

Sevinenler oh be dünya varmış. İstediğim zaman yiyip içeceğim. Özgürlük gibisi yokmuş der mi der. Demese de içinden geçirir. Çünkü ibadet demek zordur. Oruç ise daha bir zordur. 

Üzülenler ise daha dün gibiydi ramazanın geldiği. Hiç de zorlanmadık. Ne de hızlı geçti ramazan. Keşke biraz daha olsaydı da tutsaydık der mi der. Ama içinden ne geçirir bilinmez.

Sevinenlere gelelim. Ben de o sevinenlerden biriyim. Bilelim ki bu sevinç fazla uzun sürmeyecek. Nasıl ki bir ay biter mi dediğimiz oruç bitti ise oruç tuttuğumuz her gün önümüzdeki yılın orucuna bir adım daha yaklaştırıyor bizi. Öyle ya sayılı günler çabuk biter.

Hele kameri takvime göre orucun 354 gün sonra yani bildiğimiz 365 günden 11 gün erken gelmesi yok mu? Bu hesap, oruç kendisine zor gelenlerin sevincini kursağında bırakır.

Üzülenlere gelince, be hey kardeşim. Niye üzülüyorsun ki. Elinden alan mı var orucu?

Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının üç günü haricinde bir yılı oruçlu geçirebilirsin. Yeter ki tutmak iste sen.

İş ciddiye binince o kadar da değil dersen, ramazanın sonrası şevval ayıdır. Bayramın ilk günü haricinde altı gün şevval orucu tutabilirsin.

İlaveten her haftanın pazartesi ve perşembesini oruçla geçirebilirsin.

Muharrem ayının 9, 10 ve 11.günü muharrem orucu da var. Bunu da tut.

Az dersen Alevi-Bektaşiler muharremin ilk on iki gününü oruç tutarak geçirir. Yeri geldiği zaman Hz Ali'yi biz de çok severiz dersin. İşte sevgini göstermenin bir yolu da bu.

Keşke daha olsa mı dedin? Kul daralmayınca Hızır yetişmez. İşte sana üç günlük bir oruç daha. Üstelik adı da Hızır orucu. Aleviler her şubatın 13, 14 ve 15.günlerinde bu orucu tutarlar.

Miraç, mevlit, berat, regaip gecelerinin gündüzünde de oruç tutabilirsin.

Yetmez mi dedin? Savm-ı Davut adı verilen Davut peygambere atfedilen oruca ne dersin? Malumunuz Davut as bir gün yer, bir gün oruçla geçirirmiş. Sen niye tutmayasın.

Üç aylar gelince recep ve şabanı da oruç tutarak geçirebilirsin. Zaten sonrası Ramazan. Etti mi üç ay.

Hala yetmez, oruç ve ben dersen, bol adakta bulun. Şu isteğim yerine gelirse üç gün oruç tutacağım de. Adağın yerine geldikçe oruç tut.

Gördüğün gibi Allah'ın her gününü oruçla geçirebilirsin. Elinden alan mı var? Sen yeter ki iste. 

Seçmenin Sağduyusu

Kim, ne derse desin seçmen çok sağduyulu. Öyle körü körüne oy vermiyor. Bireysel gözü körler vardır ama tüm seçmenin ortak aklı sağduyudan ibarettir. Kolay kolay yanlışta isabet etmez ve yanlışta ısrar etmez. Siyasilerden tek istediği, kendilerine niçin oy verilmesi gerektiğine dair kendilerini ikna etmeleri, güven vermeleri, bir şeyi emsallerine göre daha iyi yapacağına dair güçlü bir irade ortaya koymaları.

Sağduyulu seçmen derken kastettiğim seçmen kitlesi, her hâlükârda kendi partisine oy veren, oy rengini hiç değiştirmeyen seçmen değil. Çünkü bu tür seçmen takım tutar gibi partiye oy veren kitledir. Bunlara kalsan seçimlerde ne iktidar değişir ne de muhalefet değişir. Sağduyulu seçmen her seçimde ölçüp biçen, partileri uzaktan izleyen, söz ve icraatlarına bakan, seçim yaklaşıncaya kadar kime, hangi siyasi partiye oy vereceğinin kararını vermeyen kesimdir. Bu kitle yüzer gezer, her seçimde olmasa da birkaç seçimde bir oy rengini değiştiren, muhalefeti iktidara, iktidarı da muhalefete indiren, yeri geldiği zaman iktidara sarı kart gösteren, muhalefete de hazır ol talimatı veren kesimdir. Türk siyasetinin ve demokrasinin önünü açan, umutların tükendiği siyasete yeniden ivme kazandıran kesimdir. Ne tarafa sırt verirse onu vezir yapar. Ne tarafa sırtını dönerse ona mağlubiyeti tattırır. Bu kitle, ortada olan maçın sonucuna etki eder ve son noktayı koyar. Maçı kotaran kişilerdir. Şımaranı ve kibirleneni sevmez, ideolojik davrananı cezalandırır, hizmet siyasetini önceleyeni baş tacı yapar. Sağa da verir, sola da. Umut gördüğüne destek verir. Kredi üstüne kredi açar. Hikayesi biteni kızağa çeker. Yeni hikaye yazacaklar arayışına girer. Bunları teste tabi tutar. Testi başarıyla geçene al ülkeyi yönet diyerek mührü verir. Bu şekil yüzer gezer seçmen sevilmese de iyi ki bu tür seçmen var. Çünkü bunlar sayesinde ülkenin umutları yarınlara taşınıyor. Değilse insanımız başka arayışlara girer. 

Demokrasinin önündeki en büyük engel ise partilerin tapulu malı olan, her ahval ve şeraitte partisinden ayrılmayan kesimdir. Partilerin kalesi dediğim kesimdir bunlar. Ülkeyi veya şehrini batırsa da çıkarsa da bunların oy rengi değişmez. Bunlar, bizden olsun, varsın kötü olsun düşüncesinde olan kişilerdir. Partilerin elini rahatlatan kesimdir bunlar. Çünkü bu tür seçmenin oyları çantada kekliktir siyasiler için.

Bu girişten sonra 31 Mart seçimlerine değinelim. Bu seçim sonucu, 2002’den beri oy rengi değişmeyen kesimin sürekli kredi verdiğinden uzaklaşıp umuda yolculuğa kararın verildiği seçimdir.

Seçmen bunu yaparken ser verdi, sır vermedi. Önceki seçimler gibi hep seçim konuşmadı. Oy rengini faş etmedi. Loş ışıklı kabinde yapacağım yapacağımı dedi. Teslim alınmış kaleleri yıktı. Olmaz denileni yaptı. Çaresizlik ezberlerini bozdu.

Bir kısmı da sandığı protesto ederek oy vermedi. Seçime katılım oranını düşürdü.

Tabanı olan her partiye az veya çok belediye verdi. Haydi yarışın, kendinizi gösterin. Belediyede kendini ispat edene ülkeyi teslim ederim dedi. Şimdi belediye kazanan tüm partiler hizmet yarışında yarışacaklar. Bu da ülkenin lehine bir durum.

Bu demektir ki demokrasinin gelişmesi için kaleler el değiştirmeli. Bunu bu seçimde fazlaca yaptı. Bunun bir ileri aşaması, İzmir gibi şehirleri muhafazakar bir partinin, Konya veya Erzurum gibi şehirleri de sol bir partinin almasıdır. Farklı el, denetimi ve falso yapmamayı gerektirir. Yoğurt üfleyerek yenir. Rakip partinin nefesini arkasında hisseder ve hatayı minimuma indirger.

Seçime katılım yüzdesinin daha da düşmesi gerekir. Tıpkı demokrasisi ilerlemiş, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi. Mevcut % 78 katılım daha da düşmelidir. Bu da ülkenin hayrına olacaktır.

Kısaca 31 Mart seçim sonuçlarıyla seçmen; siyasetten umudunuzu kesmeyin, benim hakemliğime güvenin. Bakmayın seçim öncesi suskun kaldığıma. Suskunluğum asaletimden dedi. Ben bazen sağ gösterir, sol vururum dedi. İktidara dikkat et, oyun dışına atarım dedi. Muhalefete de al sana bir şans. Kendini göster dedi. Bence seçmenin bu yaptığı, ülkenin geleceğine bir umuttur. Seçmendeki ortak akıldır. Seçmendeki sağduyunun hakim olmasıdır. Seçmen kısaca, sizin kayıkçı kavganıza karnım tok. Çalışacaksınız dedi.

Suçlama Hastalığımız

1."Yarın bir gün eşinin, kızının, bacının başörtüsüne dokunurlarsa onlara dönüp işte bu emeklinin gücü dersiniz". 

2."Ay başında 10 bin lira pazar paranızı almayı unutmayın. Malum, kendisi pek unutkan. Siz de çok açsınız".

3."Ders verenler daha ilk günden dersini almaya başladılar. Mahşerde verecekleri hesabı da şimdiden düşünmeye başlasınlar". 

4."Ne garip bir ülke olduk. Bir yılda 50 bin konut yapan bir ustayla, iki yılda bir heykel bile yapamayan bir çırağı yarıştırıyoruz". 

5."ÇOK GARİP BİR ÜLKE OLDUK, BİR YILDA 70 BİN KONUT YAPANLAR DEĞİL, EŞEK HEYKELİNİ İKİ YILDA YAPANLAR RAĞBET GÖRÜYOR". 

Yukarıdaki alıntılar sosyal medyada paylaşım yapan partili trollere ait. Troller gözü dönmüş ve aklı selim düşünemeyen kişilerdir. Onların görevi, adı üzerinde trollük yapmak. Bir partiyi övmek, başka partiyi kötülemektir vazifeleri. Bunu da meccanen, gönül rızasıyla yapıyorlar. Tek yaptıkları, bir el tarafından servis edilen basmakalıp sloganvari şeyleri sayfalarında paylaşmaktır ve kamuoyunda bir algı oluşturmaktır.

Trollere sözüm olmaz. Zira hiçbir sözün onlara faydası olmaz. Niyetim bu trollerin dünyasından herzelere yer vererek aklı selim düşünenlere farklı bir bakış açısı sunmaktır. 

Seçimi yapıp bitirdi bu troller. Seçim bitince işleri bitmiyor. Şimdiki görevleri ise seçim mağlubiyetini birilerinin üzerine yıkmak. Kendileri yunmuş ve yıkanmış olunca, elbette bir günah keçisi bulacaklar. Fayda etmez ama trollere şunu söyleyeyim: 22 yıldır o kadar seçim kazanan kişi hiçbir seçmeni suçlamıyor. Niçin kaybettikleri üzerine kafa yoruyor. Toplantı yapıyor. Kaybedilen illerde anketler yaptırarak ikinci olmanın sebeplerini öğrenmeye çalışıyor. Daha bir tespit yapmadan bu trollere ne oluyor ki seçmeni hedef yapmaya başladılar? Bir de sormadan edemiyorum. Bu troller bu tür trol paylaşımları ile bugüne kadar bir Allah'ın kulunu kendi görüşlerine çekebilmişler mi? Acaba yarardan çok zarar vermiş olduklarını hiç düşünüyorlar mı? Aman boş verin trolleri. Aklını kullanmayan, olaylar arasında bağlantı kurma yeteneğini kaybetmiş kişilere ne söylesen boş.

Şimdi geleyim bu paylaşımlara. 

1.paylaşımları başörtüsü üzerine. Güya yarın birileri başörtüsüne dokunurlarsa, işte bu, emeklinin gücü dersiniz diyerek emeklileri suçluyorlar. Bilsinler ki başörtü sorununun altından çok sular aktı. Yeni gerekçe bulun. Kimsenin, hiçbir gücün bu zamandan sonra başörtülüye dokunacağı yok. Siz varın başörtüsünü dilimizde pelesenk ederek ne hallere düşürdük, onu düşünün. Başörtüsü ve başörtü üzerinden çok ekmek yediniz. Yıllardır süren zirvenin gerisinde başörtüsü üzerinden yapılan siyaset yatıyor. Artık buradan size ekmek çıkmaz. Ayrıca oy vermeyen emekli bugüne kadar size oy verdi ise ilanihaye size vermek zorunda mı? Bu oylar ve emekliler sizin tapulu malınız mı? Emekli kaç seçimdir size oy verirken iyiydi de şimdi mi kötü oldu? Siz bırakın yenilginin suçunu emeklinin üzerine yıkmayı. Emekliyi bu yüksek enflasyonda on bin liraya nasıl mahkum ettik, bu adamlar bu kadar parayla nasıl geçinsinler diye empati yapın. Sahi kaçınız on bin liraya talim ediyor? Bu maaşa talim etseniz zaten böyle suçlamazsınız. Çünkü tuzunuz kuru sizin.

2.paylaşımla yine emekliler suçlanıyor. Ayıpladığınız başınıza gelir de o zaman anlarsınız açlığa mahkum edilen emekliyi belki.

3.paylaşımla güya partilerine oy vermeyerek ders verenler bunun ahirette hesabını nasıl vereceklerdir diyorlar. Burada suçlu, kendilerine oy vermeyen herkes. Akılları sıra aba altından sopa gösteriyorlar. Hangi kitapta yazıyor oy vermenin hesap vermek olduğu? Gidip geldiniz mi öbür dünyaya? İslam ve imanın şartında mı yazıyor ya da 54 farz denilen farzlarda mı var oyun hükmü? Gidin işinize. Milleti dinle, ateşle korkutmayı bırakın. Dinî emellerinize alet etmeyin. Yetmedi mi din üzerinden siyaset yaparak parsayı topladığınız?

4.ve 5.paylaşım aynı içerik. Güya konut yapanla heykel yapan karşılaştırılıyor. Konut yapanı değil de heykel yapanın tercih edilmesi ayıplanıyor. Merak ediyorum birileri durmadan heykel, siz ise bina mı yapıyorsunuz? Hem bir karar verin. Elli bin konut mu yaptınız bir yılda, yetmiş beş bin mi? Arada 25 bin konut var. Fazla atmayın da civcivler yesin.

Ezcümle, niyetim siyaset değil. Hangisi kazanır veya kaybeder, hiç umurumda değil. Serzenişim seçmenin suçlanması. Beyler, bırakın seçmeni suçlamayı da “kendinize bakın. Şayet siz doğru yolda iseniz başkasının sapıklığı size zarar veremez”. Bu yazdığım son cümle ayettir. Sadece bu ayetin gereğini yapsanız, liderinizin özeleştirisine kulak verseniz daha kazançlı çıkarsınız. Değilse suçlaya suçlaya yok olur gidersiniz. Söyleyin suçlayarak yok olmak mı istiyorsunuz ya da yeniden kazanan olmak mı? Çünkü suçlayan kaybeder. Normal şartlarda kazanan olmayı istersiniz ama görüyorum ki gözünüzü bir perde bürümüş, daha da küçülmek için suçlamayı tercih ediyorsunuz. Yol yakınken bu hastalıktan kurtulun. Çünkü mücadeleyi değil, ucuzculuğu seçmişsiniz. Ne diyeyim, kendi düşen ağlamaz.