8 Nisan 2024 Pazartesi

Sandık Kurullarına Ramazanda Reva Görülen Muamele (1)

Her seçimin en büyük sıkıntısını çekenler sandık kurullarında görev yapan partili ve partisiz üyeler. En büyük sıkıntı da sandık başkanı görevidir. Çünkü oy vermenin sağlıklı yürütülmesinden, oy sayım işlerinden, tutanakların hazırlanmasından ve seçim torbasını sağ salim ve düzgün bir şekilde ilçe seçim kuruluna teslimden sandık başkanı sorumludur. 

Seçim günü sandık başkanının görevi saat 06.30'da seçim torbasını teslim alarak başlar. Sandık kurulu oy vermenin başlamasından bir saat önce kurulur. Oy verme saatine kadar zarfların ve oy pusulalarının sayım ve mühürleme işi halledilir. 

Sandık başkanı için 06.30'da, diğer üyeler için 07.00'de başlayan mesai, oy verme ve oyların sayım, döküm ve teslim işine kadar kesintisiz devam eder. 

Üyeler bir taraftan çayını yudumlarken ve öğle yemeğini atıştırırken oy verme işlemi ara vermeden devam eder. 

Bazı partiler öğle yemeği için kendi partili üyelerine nevale getirirken görevi olmamasına rağmen AK Parti sandık kurullarında görev yapan, kendi partisinden olsun veya olmasın, herkese öğle yemeklerinde kumanya dağıttı. Güzel ambalajlar içerisinde bir kişiyi doyuracak kadar azıktı verdiği.

AK Partinin öğle yemeklerinde kumanya dağıtması bir gelenek haline gelmişti. Bundan dolayı sandık kurullarında görev yapan partili, partisiz kimse aç kalmadı.

31 Mart seçimleri malumunuz üzere ramazan ayında yapıldı. Kurullarda görev yapanlar oruç tutsun veya tutmasın, çaysız ve yemeksiz seçim iş ve işleyişini devam ettirdi. 

İftara yakın sandık kurul üyeleri iftarlık ve akşam azığı bekledi. Heyhat ki ne gelen vardı ne de giden. Tek tük gelen varsa da iftar vakti oy sayım anına denk geldiği için oy sayım işini takip için geldi. 

Sanırım bir parti kendi partili üyesine azık getirdi. Kısaca başta AK Parti olmak üzere tüm partiler oruç tutan üyeleri aç ve aç kendi haline bıraktı. Diğer partiler neyse de AK Parti bu geleneğini 31 Mart seçimlerinde niçin bozdu pek anlaşılamadı. Elbette partilerin ve AK Parti'nin sandık kurullarının doyurma gibi bir görevi yoktu. Ama bir gelenek haline getirdiği için herkes AK Parti'den bu seçimde de bu geleneğini devam ettirmesini bekledi. Adeta tüm partiler aç ayı oynamaz atasözünü bir tarafa bırakarak haydin aç aç oynayın, görevinizi yapın dedi. Sandık üyelerini bir başına bıraktı.

Diğer sandıkları bilmiyorum ama bizim sandıkta görevli yedi kişiden üç tanesi oruç tutuyordu.

Seçim günü akşamı sandık kurulu üyelerine yapılan bu muamele oruç oruç hiç gitmedi. Halbuki sabahtan oy verme işlemi sürerken sandık kurullarını gezen AK Partili heyete, üyelerinden biri, akşama yemek gelecek mi demişti de görevli, elbette demişti. Öğleden sonra bina sorumlusu ile bir konuyu görüştüğümde, abi akşama yemek gelmeyecek dedi. Sanırım başlangıçta üyelere kumanya dağıtma planı vardı. Sonradan vazgeçildi. AK Parti'nin her seçimde ister parti ister devlet bütçesinden tüm üyelere azık verme geleneğini niçin bozduğu anlaşılamadı. Sebebini bilmiyorum ancak tahminde bulunabilirim. Tahminimi de bir anekdotumla anlatayım. 

Sandık kurulu başkanı olduğum tebliğ edilince, kendilerine görev çıkmayan şanslı öğretmenlerden biri, hocam akşama yemek verecekler mi demişti. Ben de her şey İstanbul sonuçlarına bağlı. Şayet İstanbul elden giderse yemek gelmez demiştim. Hep beraber gülüşmüştük. 

İnsanın güldüğü başına gelirmiş. Sanırım çıkacak tabloyu AK Parti biliyor olmalıydı ki kumanya işini üstlenmemiş. Aklıma da başka bir şey gelmiyor. Demek ki AK Parti’nin kumanya geleneği hep kazanmasına bağlı imiş. Birçok belediyeyi kaybedip tarihinde ilk defa ikinci parti olunca size yemek memek yok demiş olmalı ya da kendi derdiyle dertlenmekten başkasının karnını doyurmaya gerek görmedi.

Şu hakkı da teslim edelim. AK Parti kumanya geleneğini bu ramazanda bozsa da AK Parti okul sorumlusu kendi inisiyatifini kullanarak ve cebinden harcayarak her sandığa yeterince veremese de yine kumanya yaptırmış. Her sandık başına ikişer tane verdi. Küçük küçük yufkaları paylaşarak iftarımızı açtık. Okul sorumlusu AK Partilinin kesesine bereket.

Diğer yazımda da seçim torbasının teslim aşamasını konu edineceğim. 

Orucun Gidişine Sevinenler ve Üzülenler

Bir aylık orucun ardından ramazana elvedaya hazırlanıyoruz.

Ramazan bittiği için üzülenler ve sevinenler birlikte yaşayıp gidiyoruz.

Sevinenler oh be dünya varmış. İstediğim zaman yiyip içeceğim. Özgürlük gibisi yokmuş der mi der. Demese de içinden geçirir. Çünkü ibadet demek zordur. Oruç ise daha bir zordur. 

Üzülenler ise daha dün gibiydi ramazanın geldiği. Hiç de zorlanmadık. Ne de hızlı geçti ramazan. Keşke biraz daha olsaydı da tutsaydık der mi der. Ama içinden ne geçirir bilinmez.

Sevinenlere gelelim. Ben de o sevinenlerden biriyim. Bilelim ki bu sevinç fazla uzun sürmeyecek. Nasıl ki bir ay biter mi dediğimiz oruç bitti ise oruç tuttuğumuz her gün önümüzdeki yılın orucuna bir adım daha yaklaştırıyor bizi. Öyle ya sayılı günler çabuk biter.

Hele kameri takvime göre orucun 354 gün sonra yani bildiğimiz 365 günden 11 gün erken gelmesi yok mu? Bu hesap, oruç kendisine zor gelenlerin sevincini kursağında bırakır.

Üzülenlere gelince, be hey kardeşim. Niye üzülüyorsun ki. Elinden alan mı var orucu?

Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının üç günü haricinde bir yılı oruçlu geçirebilirsin. Yeter ki tutmak iste sen.

İş ciddiye binince o kadar da değil dersen, ramazanın sonrası şevval ayıdır. Bayramın ilk günü haricinde altı gün şevval orucu tutabilirsin.

İlaveten her haftanın pazartesi ve perşembesini oruçla geçirebilirsin.

Muharrem ayının 9, 10 ve 11.günü muharrem orucu da var. Bunu da tut.

Az dersen Alevi-Bektaşiler muharremin ilk on iki gününü oruç tutarak geçirir. Yeri geldiği zaman Hz Ali'yi biz de çok severiz dersin. İşte sevgini göstermenin bir yolu da bu.

Keşke daha olsa mı dedin? Kul daralmayınca Hızır yetişmez. İşte sana üç günlük bir oruç daha. Üstelik adı da Hızır orucu. Aleviler her şubatın 13, 14 ve 15.günlerinde bu orucu tutarlar.

Miraç, mevlit, berat, regaip gecelerinin gündüzünde de oruç tutabilirsin.

Yetmez mi dedin? Savm-ı Davut adı verilen Davut peygambere atfedilen oruca ne dersin? Malumunuz Davut as bir gün yer, bir gün oruçla geçirirmiş. Sen niye tutmayasın.

Üç aylar gelince recep ve şabanı da oruç tutarak geçirebilirsin. Zaten sonrası Ramazan. Etti mi üç ay.

Hala yetmez, oruç ve ben dersen, bol adakta bulun. Şu isteğim yerine gelirse üç gün oruç tutacağım de. Adağın yerine geldikçe oruç tut.

Gördüğün gibi Allah'ın her gününü oruçla geçirebilirsin. Elinden alan mı var? Sen yeter ki iste. 

Seçmenin Sağduyusu

Kim, ne derse desin seçmen çok sağduyulu. Öyle körü körüne oy vermiyor. Bireysel gözü körler vardır ama tüm seçmenin ortak aklı sağduyudan ibarettir. Kolay kolay yanlışta isabet etmez ve yanlışta ısrar etmez. Siyasilerden tek istediği, kendilerine niçin oy verilmesi gerektiğine dair kendilerini ikna etmeleri, güven vermeleri, bir şeyi emsallerine göre daha iyi yapacağına dair güçlü bir irade ortaya koymaları.

Sağduyulu seçmen derken kastettiğim seçmen kitlesi, her hâlükârda kendi partisine oy veren, oy rengini hiç değiştirmeyen seçmen değil. Çünkü bu tür seçmen takım tutar gibi partiye oy veren kitledir. Bunlara kalsan seçimlerde ne iktidar değişir ne de muhalefet değişir. Sağduyulu seçmen her seçimde ölçüp biçen, partileri uzaktan izleyen, söz ve icraatlarına bakan, seçim yaklaşıncaya kadar kime, hangi siyasi partiye oy vereceğinin kararını vermeyen kesimdir. Bu kitle yüzer gezer, her seçimde olmasa da birkaç seçimde bir oy rengini değiştiren, muhalefeti iktidara, iktidarı da muhalefete indiren, yeri geldiği zaman iktidara sarı kart gösteren, muhalefete de hazır ol talimatı veren kesimdir. Türk siyasetinin ve demokrasinin önünü açan, umutların tükendiği siyasete yeniden ivme kazandıran kesimdir. Ne tarafa sırt verirse onu vezir yapar. Ne tarafa sırtını dönerse ona mağlubiyeti tattırır. Bu kitle, ortada olan maçın sonucuna etki eder ve son noktayı koyar. Maçı kotaran kişilerdir. Şımaranı ve kibirleneni sevmez, ideolojik davrananı cezalandırır, hizmet siyasetini önceleyeni baş tacı yapar. Sağa da verir, sola da. Umut gördüğüne destek verir. Kredi üstüne kredi açar. Hikayesi biteni kızağa çeker. Yeni hikaye yazacaklar arayışına girer. Bunları teste tabi tutar. Testi başarıyla geçene al ülkeyi yönet diyerek mührü verir. Bu şekil yüzer gezer seçmen sevilmese de iyi ki bu tür seçmen var. Çünkü bunlar sayesinde ülkenin umutları yarınlara taşınıyor. Değilse insanımız başka arayışlara girer. 

Demokrasinin önündeki en büyük engel ise partilerin tapulu malı olan, her ahval ve şeraitte partisinden ayrılmayan kesimdir. Partilerin kalesi dediğim kesimdir bunlar. Ülkeyi veya şehrini batırsa da çıkarsa da bunların oy rengi değişmez. Bunlar, bizden olsun, varsın kötü olsun düşüncesinde olan kişilerdir. Partilerin elini rahatlatan kesimdir bunlar. Çünkü bu tür seçmenin oyları çantada kekliktir siyasiler için.

Bu girişten sonra 31 Mart seçimlerine değinelim. Bu seçim sonucu, 2002’den beri oy rengi değişmeyen kesimin sürekli kredi verdiğinden uzaklaşıp umuda yolculuğa kararın verildiği seçimdir.

Seçmen bunu yaparken ser verdi, sır vermedi. Önceki seçimler gibi hep seçim konuşmadı. Oy rengini faş etmedi. Loş ışıklı kabinde yapacağım yapacağımı dedi. Teslim alınmış kaleleri yıktı. Olmaz denileni yaptı. Çaresizlik ezberlerini bozdu.

Bir kısmı da sandığı protesto ederek oy vermedi. Seçime katılım oranını düşürdü.

Tabanı olan her partiye az veya çok belediye verdi. Haydi yarışın, kendinizi gösterin. Belediyede kendini ispat edene ülkeyi teslim ederim dedi. Şimdi belediye kazanan tüm partiler hizmet yarışında yarışacaklar. Bu da ülkenin lehine bir durum.

Bu demektir ki demokrasinin gelişmesi için kaleler el değiştirmeli. Bunu bu seçimde fazlaca yaptı. Bunun bir ileri aşaması, İzmir gibi şehirleri muhafazakar bir partinin, Konya veya Erzurum gibi şehirleri de sol bir partinin almasıdır. Farklı el, denetimi ve falso yapmamayı gerektirir. Yoğurt üfleyerek yenir. Rakip partinin nefesini arkasında hisseder ve hatayı minimuma indirger.

Seçime katılım yüzdesinin daha da düşmesi gerekir. Tıpkı demokrasisi ilerlemiş, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi. Mevcut % 78 katılım daha da düşmelidir. Bu da ülkenin hayrına olacaktır.

Kısaca 31 Mart seçim sonuçlarıyla seçmen; siyasetten umudunuzu kesmeyin, benim hakemliğime güvenin. Bakmayın seçim öncesi suskun kaldığıma. Suskunluğum asaletimden dedi. Ben bazen sağ gösterir, sol vururum dedi. İktidara dikkat et, oyun dışına atarım dedi. Muhalefete de al sana bir şans. Kendini göster dedi. Bence seçmenin bu yaptığı, ülkenin geleceğine bir umuttur. Seçmendeki ortak akıldır. Seçmendeki sağduyunun hakim olmasıdır. Seçmen kısaca, sizin kayıkçı kavganıza karnım tok. Çalışacaksınız dedi.