8 Nisan 2024 Pazartesi

Ali Koç Şov

2022-2023 sezonunun süper kupa maçı takımların da görüşü alınarak Suudi Arabistan'da oynanmasına karar verilmişti. Cumhuriyetin 100.yıl kupasının bu ülkede oynanması kararına, kamuoyunda büyük tepki gelince, FB ve GS takımları bu tepkiyi nasıl lehimize çeviririz hesabı yaparak Atatürk'ün arkasına sığındılar. Her iki takım maça çıkmamak için kırk dereden su getirdi. Karşılıklı yapılan protokolde olmayan istekte bulundular. Sonunda maç oynanmadan geri gelindi. Takımlarımızın ilk şovu burada bitti. Haklarını yemeyelim, kamuoyundan büyük alkış aldılar. Çünkü şov demek alkış demektir.

100.yıl kupası ne zaman oynansın, nerede oynansın derken sonunda Şanlıurfa'da oynansın dendi. Ali Koç'a sordular ne zaman oynansın diye. Ocakta yedi maç oynayacağız. Bu ay oynanırsa kabul etmeyiz. Bunun kararını federasyon verecek. Sanırım seçimden sonraki cuma uygun olur görüşünü belirtti. Federasyon 5 Nisan değil de 7 Nisanda oynanması kararını verdi. Yani Ali Koç’un isteği yönünde.

Hem Avrupa'da top koşturan hem de sezonun şampiyonluğuna oynayan FB zorlu Trabzon maçına çıktı. Maç boyunca Trabzon seyircisi maçı tatil ettirmek için elinden geleni ardına koymadı. Sahaya yabancı maddeler atıldı. Gerilimi yüksek bu maç çoktan tatil edilmeliydi ama maçın hakemi buna cesaret edemedi. Buna rağmen bu zorlu maçı FB bileğinin hakkıyla kazanmasını bildi. Maç sonrası Trabzon seyircisinden bazıları sahaya girdi. Seyircilerle FB'li futbolcular arasında meydan savaşına sahne oldu Avni Aker Stadı. 

Bu maçta cereyan eden olaylar nedeniyle her iki takım disipline sevk edildi. Trabzon'a 6 maç seyircisiz maç oynama cezası verilirken kavgaya karışan FB'li futbolculardan bazılarına nefsi müdafaa dendi, ceza bile verilmedi. Sadece iki futbolcuya birer maç ceza verildi. Her iki takım da sembolik ceza ile kurtuldu. Halbuki özellikle Trabzonspor daha ağır ceza almalıydı. 

Zaman zaman basına beyanat veren Ali Koç şovuna devam etti. Bir ara aday olmayacağım kulübü bırakacağım dedi. Benim başkanı olduğum kulübü şampiyon yapmazlar dedi. Kulüpler Birliği başkanlığından istifa etti. Israrlara dayanamayarak istifasını geri aldı. Lige bundan sonra yabancı hakem isteriz dedi. Kulübü ligden çekmeyi gündeme alacağız dedi. Halbuki daha önceki konuşmalarında ligden çekilme söz konusu değil demişti. Biz nisan ayında yedi maç oynayacağız. Süper kupanın tarihi değişsin. Biz ülkeye puan getiren tek takımız. İsteğimiz kabul edilmezse süper kupaya çıkmayız dedi. Üyeleri toplayarak tek başına karar verecek yetki aldı. Ligden çekilmeyi haziran ayına erteledi. Yani lig bitince bu konuyu gündeme alacak. Süper kupa tarihi yaklaştıkça Şanlıurfa'da oynanacak maça çıkmayabiliriz. Çıkarsak da U-19 takımıyla çıkacağız. Bizden habersiz Şanlıurfa'daki maç için plan yapmayın dedi taraftarına. 

Gün geldi. U-19 takımını sahaya sürdü. Maçın ilk dakikasında da takımı sahadan çekerek maçın tatil edilmesini sağladı. 

Ali Koç'un şovu şimdilik bu kadar. Bundan sonra ne şovlar yapacak. Bunu da zaman gösterecek. 

Ali Koç veya FB ne kadar mağdur? İşin detayını bilmiyorum. Gerçekten FB mağdur ediliyor olabilir. Ama mağduriyet Süper Kupa maçına çocukları çıkararak onları emellerine alet etmek olmamalıydı. Şanlıurfa halkı belki de tarihinde ilk defa iki güzide ve ezeli takımın maçını izleme imkanına kavuşmuştu. Bu da Ali Koç’un şovu sayesinde gerçekleşmedi.

Ali Koç ne kadar haklı veya haksız iddiasında değilim. Yalnız mağduriyet için sorumlu bir makamda olan birinin böyle yollara tevessül etmemesi lazımdı. Beni endişelendiren, bu sezon bu lig bu gerginlikle kazasız belasız biter mi? Şimdiden ülke FB haklı veya haksız demek suretiyle ikiye bölündü. Tüm bu olup bitenlerden sonra FB bu sezonu şampiyon tamamlayamazsa ülkeyi ne tür olumsuzluklar bekliyor, bunu hep beraber göreceğiz. İnşallah endişem yersiz çıkar. Yalnız sorumlu makamdaki insanların sorumsuz beyanat ve davranışları seyirciyi önü alınamaz noktaya sürükleyebilir.

Beni endişelendiren bir diğer konu Ali Koç ardı arkasına gerilimi yükselten bu şovlarını yaparken etkili ve yetkili insanların sessizliği ve bu olaylara müdahale etmemesi. Bu arkası gelmez şovlar sonucunda yarın birkaç kişinin ölmesini mi bekliyorlar? Devlet aklı nerede merak ediyorum. Bir diğer merakım, Ali Koç’un bu yaptıklarını bir Anadolu kulübü yapsa başına neler gelir, bunu da kamuoyunun insafına bırakıyorum.

Ali Koç’un ne yapmak istediğini en iyi kendisi bilir. İçini okuma imkanımız yok. Ancak olup bitenden yorum yapabilirim. Gerçekten Ali Koç’un amacı ne? Sanırım GS’nin iki puan gerisinde şampiyonluğu kovalama fobisini yaşıyor. Şampiyon olamadığı takdirde gerekçe hazırlıyor. Şimdiden mızıkçılık yaparak kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Kısaca Ali Koç’un yaptığı bu şovlarının arkasında lig şampiyonluğunu elde etmek yatıyor. Sonuç ne olur bilmem ama Ali Koç akıllı adam vesselam. Çünkü mızıkçılık yapanlar daima kazanır.

Bir diğer husus FB ve GS hiç hakemlerden dert yanmasın. Bu iki takım hiç olmadığı kadar korunuyor. Daha hakemler ne yapacak? İnan anlamakta zorlanıyorum. Ali Koç unutmadın ki yabancı hakem kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Ali Koç bu oyunlara gireceğine ligin alt sırasındaki takımlara kendi sahasında nasıl maç verdiklerine bir baksın. Takımı yenik durumda iken 90 artı birde takımı kaç defa penaltı kazandı? İstatistiklere bir baksın.

Yazım uzadı ama şu konuya da değinmek istiyorum. Bildiğim kadarıyla bizim spor kulüpleri tıpkı siyasal partiler gibi dernekler kanununa tabi. Nasıl bir kanunsa karar merciinde o kadar insan olmasına rağmen hem siyasal partiler hem de kulüplerde tek başkanın sözü kanun. Baş ne karar veriyorsa yönetim kurulu o kararı alıyor. Karar vermesi için başkanı tek yetkili kılıyor. Ülke yönetmeye talip siyasal partiler ve milyonlarca camiayı temsil eden kulüpler dernekler kanununa göre yönetilmemeli. Her şey başkanın veya parti liderinin iki dudağının arasında olmamalı. Takımlar başkanların babasının çiftliği değil.

7 Nisan 2024 Pazar

Bir İptal Gerekçesi

31 Mart seçimlerinin ardından seçimi kaybedenlerin seçim ve sandık sonuçlarına itiraz etmesi bu ülkenin bir gerçeği. Yapılan itirazların bir kısmı kabul ediliyor bir kısmı ise ilçe seçim kurulları tarafından reddediliyor. Bazı itirazlar il ve YSK'ye kadar götürülüyor. İtirazın kabul edildiği yerlerde çok nadir görülen istisna dışında oylar değişse de sonucun değiştiği pek vaki değil. Yenilen pehlivan güreşe doymaz misali yine de itiraz ediliyor. 

Sonuçlara hep yenilenlerin itiraz etmesi de normaldir. Çünkü yenilgi zordur. Birileri kaybedecek, biri de kazanacak. Bu da sistemin bir gereğidir. Yalnız somut deliller ve sonucu değiştirecek kuvvetli şüphe varsa elbette sonuçlara itiraz edilmelidir. Bu da demokrasinin bir gereğidir. Ama bir umut deyip devletin kurum ve kurullarını boşuna meşgul etmek doğru değildir. 

31 Mart seçimlerinin ardından itiraz edilen bazı yerlerde oylar sayılmasına rağmen sonuç değişmedi. Bazı yerlerde ise seçim iptal edilerek 02 Haziranda seçimin yenilenmesi kararı verildi. Bir yerde önce seçimin iptal edilip yenilenmesi kararı verildi. Ardından karşı itiraz sonucu yenilenmesine karar verilen seçim kararı yeniden iptal edildi ve sandıktan çıkan sonuç kabul edildi. Bunların üzerinde durmayacağım. Hangi yerde hangi gerekçeyle seçimin yenilenmesine karar verildiği üzerinde de durmayacağım. Bugüne kadar duymadığım ve gülünç bulduğum bir iptal ve yenileme kararı üzerinde duracağım. 

Malumunuz Kayseri'nin  Pınarbaşı ilçesi seçim sonuçları iptal edildi ve bu seçimin de 2 Haziranda yenilenmesine karar verildi. Basının yazdığına ve televizyonlarda tartışmacıların dediğine göre Pınarbaşı'nda seçimin iptal edilmesinde, seçim sonuçlarını ve torbasını adliyeye getiren 8 sandık başkanının getirdiği seçim torbasının ağzının bağlı olmaması gerekçe gösterilmiş. Bugüne kadar böyle bir gerekçe ne duydum ne de işittim. Ümit ediyorum ki böyle bir gerekçe yüzünden seçim iptal edilmemiştir. Eğer böyle ise bir komedi ile karşı karşıyayız. 

Aksi bir yalanlama yapılmadığına göre iptal gerekçesini doğru kabul ederek bu konuda bir değerlendirmede bulunacağım. 

İlçede 14 sandığa itiraz edilmiş. Sonuç değişmemiş. Kazanan adayla, kaybeden ikinci sıradaki aday arasında 319 oy farkı var. Sonuç değişmemesine rağmen 8 torbanın mühürsüz teslim edilmesi gerekçesiyle oy çokluğuyla iptal kararı verilmiş. Kaba taslak bir hesap yaparsak, ortalama her sandıkta 350 seçmen olduğunu var sayalım. Bu sandıktaki tüm evet oyları ikinci sıradaki adayın olsa sonuç değişir. Bu durumda iptal kararı normal dersin. Yalnız torbanın içine girmeyen, başkan tarafından ayrı bir zarfın içinde teslim edilen, zarftaki her tutanağın bir nüshası partili üyelere de verilen ıslak imzalı tutanaklarla, torbanın içindeki tutanak ve oy pusulaları aynı olmasına rağmen yine de seçimin iptal edilip yenilenmesine karar verilmesi düşündürücü. Burada maksadın üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu anlaşılıyor. Şayet partililerdeki tutanak ile zarfın ve torbanın içindeki sonuç tutanağı tutmasa iptal kararı yerinde olurdu. Şayet adliyeye getirilen torbaların mührü olmadığı için seçim iptal edilecekse tüm Türkiye'deki seçimlerin iptal edilmesi gerekir. Çünkü sandık başkanlarının çoğu torbanın ağzını açık getiriyor ya da iple bağlasa bile sandık mührüyle mühürlemeden getiriyor. 

Bir diğer husus ıslak imzalı tutanaklar tüm üyeler önünde imzalandıktan sonra partili üyeler birer nüshasını alarak partilerinin okul temsilcilerine elden teslim ediyorlar. Okul temsilcileri, sandık başkanı daha adliyeye gitmeden ve torbayı teslim etmeden o sandığın seçim sonucunu partisine WhatsApp aracılığıyla gönderiyor. Kısaca tüm partiler, sonuçlar YSK sistemine girmeden ıslak imzalı sonuç tutanaklarını elde ediyor ve tüm sonuçlardan YSK'den önce haberdarlar. 

Durum bu iken yani sonucu değiştirmeyen bir gerekçe yüzünden seçimin bu şekil iptal edilmesi tek kelimeyle yazık. İki ay sonra yeniden sandığa gitme, yeni  zarf ve pusula basma, sandık kurulu görevlendirmesi gibi masraf ve külfete ne gerek var? Yazık değil mi bu milletin parasına. Maalesef bu iptal kararında ben hiç kamu yararı göremiyorum. 

Madem seçimin böyle eften püften gerekçe yüzünden iptal edilmesi çok kolay. Adamına ve partisine göre muamele yapılıyor. Bari iki ay sonra yapılacak seçimin masrafı milletin sırtına yüklenmesin. Seçimin iptal edilmesini isteyen kişi veya partileri ve bu gerekçe ile iptal kararı verenler bu masrafı çeksin. Öyle ya birilerinin keyfi için ceremesini niçin millet çeksin, değil mi? 

Seçmen Şakam Yok Dedi

"Karşınızdaki en büyük güç rakipleriniz değil, enflasyon canavarıdır. Dikkat! Bu canavar sizinle birlikte ülkeyi de yer bitirir".

Bu alıntı, geçmişte bir beldenin belediye başkanlığını yapmış emekli bir öğretmenin 31 Mart seçimlerinin ardından sosyal medyasında paylaştığı bir tespiti. (Tespitin sahibi ilk defa bu seçimlerde ikinci parti durumuna düşen ittifakı destekleyen biri.)

Bu haklı tespit, kaybedenlere niçin kaybettiklerini, en büyük rakiplerinin enflasyon olduğunu, enflasyona karşı mağlup olduklarını hatırlatıyor. Üstelik bu enflasyonun kendilerini yiyip bitirdiği gibi ülkeyi de yok edeceği uyarısını yapıyor. Gerçi bu uyarı boşuna. Çünkü 2012-2013 yıllarından itibaren bozulmaya başlayan ekonomi, 2015 yılından itibaren enflasyon olarak karşımıza çıkmaya başladı. Tedbir alınmadığı için 2018 yılından itibaren Rahip Brunsen olayıyla birlikte TL hiç olmadığı kadar değer kaybetti. TL'nin bu değer kaybı, enflasyona dönüşmeden baskın seçim yapılarak 2018 seçimleri kotarıldı. 

Enflasyon ve hayat pahalılığı 2019 mahalli seçimlerine damgasını vurdu. Sebze ve meyve pahalılığının önüne geçmek için belediyeler fiyat kırmak için manavcılık yaptı. İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerin yönetimi yıllar sonra ilk defa el değiştirdi.

Belediye başkanlarını değiştirirken halk temkini elden bırakmadı. Yeni başkanlara belediye meclisi çoğunluğunu vermedi.

2023 seçimlerinde enflasyon ve hayat pahalılığı zirve yaptı. Zamların önü alınamadı. Vergiler arttı. Hayat pahalılığı orta, dar ve sabit gelirlinin belini büktü. Belki de Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa kiralar maaşları geçti. Paramızın pul olmasıyla birlikte yılda bir defa yapılan asgari ücret iki yıl boyunca altı ayda bir güncellendi. Hazırlanan ve Meclisten geçen bütçeye ek bütçeler yapıldı. Üzerine de 12 ili derinden etkileyen büyük deprem gördü ülke.

2023 genel seçimlerine Türkiye bu ekonomik tablo ile gitti. Normal şartlarda bu ekonomik tablonun müsebbibi hiçbir hükümet sandıktan çıkamazdı. Çünkü 2001 ekonomik krizinin aktörlerini sandıkta boğan halk bu sefer iktidara yol vermedi. Çünkü iktidarın karşısında güven veren bir alternatif yoktu.

Seçimlerin ardından 10 ay geçmişti ki seçmen 2023'de yapamadığını 2024 mahalli seçimlerinde yaptı. 2002'den beri verdiği krediyi geri çekti. 22 yıldır al bizi yönet diye ülkeyi ve belediyeleri teslim ettiği partiye sarı kart gösterdi ve bu partiyi ilk defa ikinci yaptı. İlk defa mağlubiyet tattırdı. Böyle gidersen, daha da çözüm bulmazsan, bu yaptığımın beterini yaparım dedi. Üstelik 3019 yılında esirgediği belediye meclisi çoğunluğunu da muhalefete verdi.

Aslında seçmen bir zamanlar daha yüksek destek verdiği bu partiye 2015 yılından beri oylarını azaltarak destek verdi. Bak gidişin iyi değil dedi. Parti, 2015-2018-2019 ve 2023 seçimlerinde daha önceki aldığı oylardan daha düşük aldı. Her seçim sonrası mesajı aldık, gerekeni yapacağız diyen bu parti tedbir almak yerine ittifaklarla bugüne kadar getirdi.

Kısaca bu ülke 2018 yılından beri yüksek enflasyonu yaşıyor. Yaşadığımız enflasyonu savaşın ortasındaki ne Rusya yaladı be de Ukrayna. Tedbir alınmadığı gibi tablo her geçen gün daha da ağırlaştı. Ağır tabloya rağmen alternatif yokluğundan seçmen oy rengini değiştirmedi ve kerhen destek verdi.

Sonunda seçmen sabır sabır... İyi de bu sabır nereye kadar? Şakamın olmadığını bu sefer desteğimi çekerek gör dedi. Daha önce vermem dediği partiye gönül rahatlığıyla oy verdi. Kaleler bir bir kaybedildi.

Durum bundan ibaret.

Hasılı emekli öğretmenin mağlubiyet tespiti doğru ama alacağı yok.