7 Nisan 2024 Pazar

Seçmen Şakam Yok Dedi

"Karşınızdaki en büyük güç rakipleriniz değil, enflasyon canavarıdır. Dikkat! Bu canavar sizinle birlikte ülkeyi de yer bitirir".

Bu alıntı, geçmişte bir beldenin belediye başkanlığını yapmış emekli bir öğretmenin 31 Mart seçimlerinin ardından sosyal medyasında paylaştığı bir tespiti. (Tespitin sahibi ilk defa bu seçimlerde ikinci parti durumuna düşen ittifakı destekleyen biri.)

Bu haklı tespit, kaybedenlere niçin kaybettiklerini, en büyük rakiplerinin enflasyon olduğunu, enflasyona karşı mağlup olduklarını hatırlatıyor. Üstelik bu enflasyonun kendilerini yiyip bitirdiği gibi ülkeyi de yok edeceği uyarısını yapıyor. Gerçi bu uyarı boşuna. Çünkü 2012-2013 yıllarından itibaren bozulmaya başlayan ekonomi, 2015 yılından itibaren enflasyon olarak karşımıza çıkmaya başladı. Tedbir alınmadığı için 2018 yılından itibaren Rahip Brunsen olayıyla birlikte TL hiç olmadığı kadar değer kaybetti. TL'nin bu değer kaybı, enflasyona dönüşmeden baskın seçim yapılarak 2018 seçimleri kotarıldı. 

Enflasyon ve hayat pahalılığı 2019 mahalli seçimlerine damgasını vurdu. Sebze ve meyve pahalılığının önüne geçmek için belediyeler fiyat kırmak için manavcılık yaptı. İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerin yönetimi yıllar sonra ilk defa el değiştirdi.

Belediye başkanlarını değiştirirken halk temkini elden bırakmadı. Yeni başkanlara belediye meclisi çoğunluğunu vermedi.

2023 seçimlerinde enflasyon ve hayat pahalılığı zirve yaptı. Zamların önü alınamadı. Vergiler arttı. Hayat pahalılığı orta, dar ve sabit gelirlinin belini büktü. Belki de Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa kiralar maaşları geçti. Paramızın pul olmasıyla birlikte yılda bir defa yapılan asgari ücret iki yıl boyunca altı ayda bir güncellendi. Hazırlanan ve Meclisten geçen bütçeye ek bütçeler yapıldı. Üzerine de 12 ili derinden etkileyen büyük deprem gördü ülke.

2023 genel seçimlerine Türkiye bu ekonomik tablo ile gitti. Normal şartlarda bu ekonomik tablonun müsebbibi hiçbir hükümet sandıktan çıkamazdı. Çünkü 2001 ekonomik krizinin aktörlerini sandıkta boğan halk bu sefer iktidara yol vermedi. Çünkü iktidarın karşısında güven veren bir alternatif yoktu.

Seçimlerin ardından 10 ay geçmişti ki seçmen 2023'de yapamadığını 2024 mahalli seçimlerinde yaptı. 2002'den beri verdiği krediyi geri çekti. 22 yıldır al bizi yönet diye ülkeyi ve belediyeleri teslim ettiği partiye sarı kart gösterdi ve bu partiyi ilk defa ikinci yaptı. İlk defa mağlubiyet tattırdı. Böyle gidersen, daha da çözüm bulmazsan, bu yaptığımın beterini yaparım dedi. Üstelik 3019 yılında esirgediği belediye meclisi çoğunluğunu da muhalefete verdi.

Aslında seçmen bir zamanlar daha yüksek destek verdiği bu partiye 2015 yılından beri oylarını azaltarak destek verdi. Bak gidişin iyi değil dedi. Parti, 2015-2018-2019 ve 2023 seçimlerinde daha önceki aldığı oylardan daha düşük aldı. Her seçim sonrası mesajı aldık, gerekeni yapacağız diyen bu parti tedbir almak yerine ittifaklarla bugüne kadar getirdi.

Kısaca bu ülke 2018 yılından beri yüksek enflasyonu yaşıyor. Yaşadığımız enflasyonu savaşın ortasındaki ne Rusya yaladı be de Ukrayna. Tedbir alınmadığı gibi tablo her geçen gün daha da ağırlaştı. Ağır tabloya rağmen alternatif yokluğundan seçmen oy rengini değiştirmedi ve kerhen destek verdi.

Sonunda seçmen sabır sabır... İyi de bu sabır nereye kadar? Şakamın olmadığını bu sefer desteğimi çekerek gör dedi. Daha önce vermem dediği partiye gönül rahatlığıyla oy verdi. Kaleler bir bir kaybedildi.

Durum bundan ibaret.

Hasılı emekli öğretmenin mağlubiyet tespiti doğru ama alacağı yok.

Sandık Kurulunda Bir Partili Üye

Sandık kurulu kurulur kurulmaz sabahtan problem olacağının ipuçlarını verdi.

Kendisini tanıtırken Milli Eğitimde hangi okullarda çalıştığını hep iyi okullarda görev yaptığını, kötü okullarda çalışmadığını anlattı durdu. 

Partisi başka, üye olarak görev aldığı partisi başka idi. Bakmayın ben bu partiden geldiğime, ben şu partiliyim dedi durdu.

Hiç çenesi durmadı. Sabahtan akşama konuştu durdu. Sadra şifa bir iş yapmadı. 

Zarflar ve oy pusulaları sayıldı o oturdu. Oturmakla kalmadı. Sayanın yanlış sayması için elinden geleni ardına koymadı. Bu adam zarf ve pusula sayıyor. Konuşursam şaşırır demedi. Allah çene namına, boş söz namına ne vermişse kurulun ortasına boşalttı. Bizi görev değil, onun çenesi yordu desem, yanlış olmaz.

Günahını almayalım. Yaptığı bir iş vardı. Kendisi sandıktan çıkan zarfların üç defa sayılmasının mimarı oldu. Her sayışta bir zarf eksik çıktı. Sonunda sayın hocam, senin zarfları bir de ben sayayım deyip elindeki zarfları bir de ben sayınca eksik bir zarfın kendisinin saydığı zarflardan olduğu ortaya çıktı. Sorun çözüldü ama bir pardon bile demedi.

Sabahtan itibaren her üye kendine bir iş bularak hummalı bir şekilde çalıştı. O ise şu işi de ben yapayım demediği gibi her ne yapmak istersen "Ne gerek var? Bunca yıl her sandıkta görev aldım. Böylesini ilk defa duydum" itirazını yaptı. Hocam, yorum yapmayalım dedim birkaç defa. Hepsine de alındı. Şu evrakı kabinlere asın dedim. İlk defa duydum dedi. Tutanaklardan bir tane okul müdürüne vereceğiz dedim. Ne yapacakmış? Vermeye gerek yok dedi. Şu kabinleri bozalım dedim. Okul ne iş yapacak dedi. Hocam, şu pusula ve zarfları torbaya koyar mısın dedim. Torba orada dedi. Kalkar mısın deyince lütfedip koydu.

Üyeler çalışırken ben de tutanakların altına yazılması gereken üye isimlerini açtım. Doldurulması gereken ne kadar evrak varsa yazdım. Ücret bordrosunu hazırladım. Tutanak defterini doldurup üye isimlerini açtım.

Ücret bordrosuna isim ve TC numaralarını yazmaları için sırayla her üyeye evrakı uzattım. İmzayı akşam iş bittikten sonra atalım dedim. Tüm üyeler buna uyarken yaşını başını almış, emekli öğretmen partili üye ise hemen imzasını çaktı. Hocam, akşam atacaktık. Belki iş bitmeden çekip giden olur dedim. Olur mu öyle şey? Kim gidecek dedi. Bilin bakalım, iş bitmeden ben gidiyorum demeden kim arazi oldu? Görmüş geçirmiş, emekli öğretmenimiz maalesef. Geri çağırmak için telefon açtım. Beyefendi, akıllı. Ulaşamasınlar ve rahatsız etmesinler diye telefonunu da kapatmış.

Hazırladığım ne kadar evrak varsa yanı başıma koydum. Ben bir iş yaparken, hangisini nereye koymuşsam bir yolunu bulup imzasını attı. Bunu yaparken hocam, imzalayabilir miyim bile demedi.

Kısaca seçim günü sandık kurulunda görev yaparken tüm sandık kurulu üyelerinin imtihanı idi. Dişlerimi sıksam da sabır demekten öte bir şey yapmadım. Ne yapabilirdim ki haddini bilmez böyle densize.

O kadar seçimlerde sandık başkanı olarak görev yaptım. Böylesini ne duydum ne gördüm ne de çalıştım. Ama 31 Mart günü benim başıma ekşidi. Kendisiyle çalışma bahtsızlığına nail oldum ve hakkal yakin çalıştım.

Beyefendinin o kadar iyi okulda defalarca niçin soruşturma geçirip o okuldan bu okula gittiği sanırım anlaşılmıştır. Allah çalıştığı okulun idarecilerine yardım etsin. Kim dayanmışsa cennetliktir diyebilirim.

Hasılı seçim günü tüm sandık başkanları seçim iş ve işleyişiyle uğraşırken ben ise artı bu akıllı ile çalışarak iki işi birden yaptım. Allah böylesini ne dostuma versin ne de düşmanıma.

Renklerin Mesajı

Yandaki harita 31 Mart mahalli seçimleri sonrası oluşan tablo. Tabanı olan her partinin rengi yedi bölgemize serpiştirilmiş durumda. Tamı tamına 14 renk var. Bu demektir ki çoğunluğu kırmızı ve sarı renkten oluşan parti dağılımı 14'e çıkmış. 

Bir zamanlar bu haritanın, sahilleri kırmızı; İç ve Doğu Anadolu sarı, Güney Doğu ise mor renkten ibaretti. 

Mor renk belirli bir bölgenin, kırmızı renk ise sahillerin, geriye kalan yerler ise sarı rengin kalesi mesabesindeydi. Bu durum 2002'den 2024 seçimlerine kadar böyleydi. Ağırlıklı olarak sarı rengin baskınlığı söz konusu idi.

2024 mahalli seçimler sonrası mor rengin kaleleri pek değişmese de araya bazı renkler girse de kırmızı rengin sarı renge göre hakimiyetini genişlettiği bir gerçek. 

Haritanın bu görünümü bölünmüşlük ve parçalanmışlığın bir göstergesi olarak görülse de tam yerleşmemiş demokrasimiz adına ümit verici.

İzlediği politika yönüyle Türkiye partisi olması mümkün olmayan mor rengi saymazsak, seçmen 2024 seçimlerine gelinceye kadar iki renge mahkum kalmıştı. Bu seçimde seçmen Türkiye'nin değişik bölgelerinde çok sayıda renge şans vererek 2028'e doğru giderken alternatif sayısını çeşitlendirdi. 14 partiye az veya çok il, ilçe ve büyükşehir vererek buyurun yarışın, kendinizi hizmette gösterin. Yerelde başarılı olanı 2028'de görüp gözeteceğim mesajı verdi.

2023 seçimlerinin ardından seçmen, iki parti veya iki ittifakın Türk siyasetine bir şey katamadığını ve sıkışmışlığı gördü. Bu iki renge mahkum değilim. Haydin partiler, alın size ev ödevi. Kendinizi gösterin. Çalışmanıza göre büyüğü küçülteceğim, küçüğü büyülteceğim mesajı verdi.

Bu durumda partilere düşen, seçmenin emaneten verdiği il ve büyükşehirlerde hizmette yarışmalarıdır. Kim ideolojik davranmadan şehrine hizmet ederse seçmen onu iktidara taşıyacaktır.

Eğer bir parti, ben şu kadar belediye kazandım şımarıklığına gider, gününü gün eder, vatandaşa hizmet etmez, emanete hıyanet ederse vatandaş o partiyi sandığa gömmede kararlı. 

14 rengin yer aldığı haritaya tekrar bakarsak, şu iller şu partilerin kalesi anlayışının çöpe gittiği anlaşılır. 

Yine bu tablo Türk seçmeninin feraset ve basiretinin aynı zamanda iyi hakem olduğunun bir göstergesidir. Bugüne kadar sonsuz kredi verdiği partiye, kendine çekidüzen ver, alternatifin yok sanma dedi. Bugüne kadar sahillere hapsettiği partiye ise "Dün altı parti bir araya gelerek iktidar olmak istediniz. Ama güven vermediğiniz için şans vermedim. Bugün tek başına sana bu şansı veriyorum. İktidara hazır ol" emrini verdi. 

Kısaca seçmen çok sağduyulu. Belki ağır hareket ediyor ama sağlıklı karar veriyor.

Hasılı 2028’e giderken seçmenin mesajını okuyan ve gereğini yapan ayakta kalacak. Diğeri yok olup gidecek.