29 Mart 2024 Cuma

Bir Bölen Partiler

Türkiye Süper Liginde 20 kulüp top koştursa da bu lig FB, GS, BJK ve Trabzon için vardır. Bunlar her sezona şampiyon parolasıyla girer. Bursaspor ve Başakspor'un iki istisna dışında bu dört kulüpten biri şampiyon olur. Geriye kalan takımlar ise asansör takım olmamak ve ligde tutunmak için vardır. Yani küme düşmemek için oynar. Ligde kalırsa başarılıdırlar. Şampiyonluk ise bu takımlar için hayaldir. Kısaca bu lig bu dört takımı şampiyon yapmak için vardır. Diğerleri kalabalık etsin ve bu dört kulübü şampiyonluğa götürsün diye vardır.

Ligi alt ve orta sıralarda tamamlayan bu Anadolu takımları, şampiyonluğa oynayan takımlar için meze görevi görür. Büyükler ister deplasman ister klasmanda olsun yenmek zorundadır. Hele şampiyonluk iki büyüğe kalmışsa Anadolu takımlarının bunları mağlup etmesi mucizelere kalır. Kazara yenerlerse yenilen büyük tarafından istenmeyen takım ilan edilir. Maçın hakemine yüklenilir. Bu takımın rakip şampiyonluğa oynayan takımdan para aldığı bile konuşulur. Öyle ya bu kadar oynamaya ve yenmeye ne gerek var? Sanki şampiyonluğa mı oynuyorlar? Bu kadar hırs ve çaba niye, değil mi?

Şampiyonluğa oynayan takım maçı kotaramazsa, maçın hakemi devreye girer. Bir şekilde maçın skoru şampiyon adayının lehine döndürülür. 

Futboldan siyasete gelelim. Ne alaka demeyin. Farklı kulvar olsa da ortak yönleri vardır. Mesela seçime giren bir metre oy pusulasında yer alan partilerden küçük olanları, oy oranı yönünden büyük olan siyasi partileri iktidara taşımak ve mahalli seçimlerde büyüklerin belediye başkan adayını başkan seçtirmek için vardır. Çünkü bu alanda da büyük partilerin tekeli vardır. Onların borusu öter. Onların sesi çok çıkar. Küçük partilerin görevi, onların dümen suyuna girmektir. Nasılsa seçimi kazanamayacaklarına göre büyüklere çalışmak zorundalar. Kazara biz de bir partiyiz. Seçime kendi adayımızla gireceğiz derlerse, aynı seçmen kitlesine hitap eden büyük parti tarafından bu parti tu kaka yapılır ve bir bölen olarak görülür. Küçük olan parti büyüğün şemsiyesi altına girerse o partiden iyisi yoktur. Girmezse çekeceği vardır. Hele bir de seçim kaybedilirse müsebbip de bellidir. Düşman ilan edilir. O yüzden küçük partiler büyüklerin elinde bir mezedir.

Örnek verecek olursak, 80’den önce Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi biri sağ, diğer sol merkezi temsil eden iki büyük parti idi. Erbakan’ın partisi Milli Selamet Partisi ile Türkeş’in partisi Milliyetçi Hareket Partisi Adalet Partililer için bir bölen idi.

80 sonrası sahnede Özal’ın ANAP’ı vardı. Yeni filizlenmeye başlayan Refah Partisi ANAP’lılar nezdinde bir bölen idi. Çünkü oyu bölünce sola çalışmış oluyordu.

91 yılında barajı aşmak için RP-MÇP ve IDP, RP listelerinden seçime girerek barajı aştı.

90’lı yıllara gelindiğinde bir bölen kabul edilen RP, 94 yılında birçok il belediyesini alarak yerelde iktidar oldu.

94 yılında ise en fazla oyu alarak koalisyonun büyük ortağı oldu.

RP kapatıldı. Yerine kurulan FP bir sonraki genel seçimde tek başına yüzde 15 oy aldı. Sonrasında bu parti de kapatıldı.

Milli Görüş denen bu parti kapatıldıktan sonra parti ikiye bölündü. Bir kısmı Saadet’i, bir kısmı da AK Parti’yi kurdu.

RP ve FP’nde varlık gösteren Milli Görüş partileri SP’de bir varlık gösteremedi. Gittikçe küçüldü.

Bunun yerine aynı seçmen kitlesine hitap eden AK Parti tek başına iktidar oldu, hem de defalarca. Sağın tek başına temsilcisi oldu.

Defalarca seçim kazanıp ülke yöneten bu parti nicedir oy düşüklüğüne rağmen ittifaklarla zirvede kalmayı başardı.

2024 seçimlerinde ise bazı büyükşehirler tehlikeye girince Milli Görüş geleneğini takip eden Yeniden Refah Partisi ittifaka dahil olmayıp her yerde aday gösterince,  AK Partililer tarafından bir bölen olarak lanse edilmeye başlandı.

Görüldüğü gibi siyaset sahnesinde geçmişten günümüze pek bir değişiklik yok. Küçük partiler her daim bir bölen olarak görülecek ve küçüklere hayat hakkı tanınmayacak.

Depreme Hazır Başkan

Başkanlığı kazanmaya çok yakınsınız. Başkan olacağın şehir deprem bölgesi. Depreme dair ne tür hazırlıkların var?

Hiç olmadığı kadar depreme hazır bir belediye başkanı olacağım. 

Mesela neler yapacaksın?

Başkan seçilir seçilmez ilk icraatım kefen ihalesi açmak olacak. 

Ne alaka?

Ne alaka olur mu? Deprem oldu mu insanlar ölecek.

Eee?

Onlara karşı son görevimi yapacağım. 

Yani yaşatmayı değil, öldürmeyi hedefliyorsun.

Hayır efendim. Öldürmek olur mu? Depremde binalar yıkılır, insanlar ölür. Tüm bunlar takdiri ilahi. Bana düşen de öleni İslami usullerle gömmek.

Hayret bir şey. İyi tamam. İhale açtın. Sonra?

En uygun verenden şehrin nüfusu kadar kefen alacağım. 

Başka?

Ölenleri yıkamak için yeterince tanker satın alacağım. 

Tanker?

Deprem olunca alt yapı çökecek. Su ihtiyacını gidermek ve ölenleri yıkamak için tankerlerle çevre illerden su taşıyacağım. 

Başka?

Mevcut din görevlilerinin yanında gönüllülerden oluşan bir cenaze timi oluşturacağım. 

Başka?

Kepçe, greyder, tanker gibi araçlar alacağım. 

Bunlar?

Bunlarla yıkılan binaların molozlarını hızlı bir şekilde boşaltacağım.

Oldu olacak bir de güzel seslilerden, ölenlerin ardından Fatiha okuyacak bir ekip hazır edeceğim. 

Bunlar deprem olduğu anda sela da okusunlar. 

Hay aklınla bin yaşa. Hemen not alayım. 

Başka yapacağın kaldı mı?

Bir de olur ya depremden sağ kurtulan ve binası yıkılmayan olursa, geride kalanlara üç öğün sıcak yemek çıkaracağım. 

Şükür ki sağ kalanları da düşünmüşsün. 

Ben belediye başkanıyım. Her şeyi düşünmek ve planlamak zorundayım. 

Bir öneri de benden. 

Söyle hemen. 

Bir de heykelini şehrin meydanına diktir. 

Yakışır. Heykelimin altına ne yazdırayım?

Şu kadar kişinin katili yazdırabilirsin.

Ama efendim, başka ne yapabilirim ki?

Gördüğüm kadarıyla şehri toprağa gömmek için her şeyi düşünmüşsün. Sakın ola ki bu insanların binaları yıkılmasın, sağlam binalarda otursun, depremde bir kişinin burnu dahi kanamasın diye düşünme. Tüm hesabın insanlar ölsün üzerine olsun. 

Ama ben öyle gördüm.

Doğrudur. Öncekilerin çoğu onca kişiyi mezara gönderdi. Sen de onlardan gördüğünü yapacaksın. İlaveten onlar ölüye son görevinde aciz kaldılar. Sen ise usule uygun defnedeceksin.

Daha ne yapabilirim ki

Allah sizi başımızdan eksik etmesin.

Kararsız Seçmen Profili

Mahalli seçimler geldi çattı. Hala hangi partiye oy vereceğime karar veremedim. Geçmişten günümüze hiç olmadığı kadar kararsızım. Ne dersin?

Oy pusulasında bir metreye yakın partinin adayı var. Gidip birine vereceksin. 

Biliyorum da hangisine vereyim?

O kadar parti var. Her renk ve zihniyete hitap eden. 

Kendi zihniyetime yakın parti seçimi kazanamayacak görünüyor. 

Oy verdiğim parti seçimi kazansın diyorsan, kazanacak adaya vereceksin. 

Ama daha önce verdiğim kredileri hoyratça kullandı. Geldiğimiz nokta malum.

O zaman kredini hoyratça kullanan adayın karşısındaki en güçlü rakibe oyunu vereceksin. 

O adayın partisi berbat. Onların başa gelmesinden korkuyorum. Üstelik inancıma ters. 

O zaman korktuğun adayın karşısındaki rakibe oy ver. Ayrıca oy vermek inanç meselesi değil. 

Dedim ya o da bu korku yüzünden benim oyu çantada keklik görüyor. Nasılsa eli mahkum bana verecek diyor. Şımarıklığı da bundan zaten. 

O zaman seni temsil edeceğine ve başa geldiği zaman en güzel yönetimi göstereceğine inandığın partin varsa ona ver.

Partim var ama kazanamaz. Üstelik aldığı oyla oyları böleceği için inandığıma ters adayın seçimi kazanması durumu söz konusu. Bir de oyum boşa gidecek. 

Oyun niye boşa gitsin. Hiç olmazsa dürüstlüğüne inandığın birine oyun nasip olur. Kazanan adayın yanlışlarından bir sorumluluğun olmaz. 

Ya korktuğum partinin adayı kazanırsa? 

Senin işin zor be kardeş. Sağa koyuyorsun olmuyor, sola koyuyorsun dolmuyor. İki arada bir derede kalmışsın. 

Aynen öyle. Söyle ne yapayım? 

Benim ne dediğim önemli değil. Zira her dediğime lafın var. Tutturmuşsun bir korku. Sen bu korkuyla gidersin. Ve bu korkunun tedavisi yok. Her defasında inandığına değil, korktuğundan hareketle inanmadığına kerhen veriyorsun. Kerhen verdiğin de kendisini fasulyeden nimet sanıyor. Halk bana teveccüh etti diyor. Korktuğun parti ise tuzu kuru. Başkalarına kazandırmak için siyaset yapıyor.

Son sözün? 

Dediklerim senin için bir tercihtir. Vicdanının sesini dinle. Birilerinden korkuyorsan, onlara verme. Birileri yıkıp döktü ise onlara vererek kötü yönetime alet olma. Unutma ki sandığa gitmemek de bir tercihtir ve demokratik bir haktır. 

Ama ya korktuğum gelirse? 

O zaman korkmadığına ver. 

Ama o da enflasyonu azdırdı. Hayat pahalılığı başa bela. Faizi artırdı. 

O zaman enflasyonu daha da azdırsın, hayat pahalılığı çekilmez olsun, faizleri daha da artırsın diye sandığa gidip istikrarı tercih edeceksin. 

Oldu mu ya şimdi? 

Ama sen istedin. 

Bu arada siz nereye vereceksiniz? 

Benim ne partim var ne de görüşüm. Senden de öte kararsızım ve hiçbirinden bir şey beklemiyorum. Çünkü kayıkçı kavgasına karnım tok.