28 Mart 2024 Perşembe

Emeklileri Anlamak Zor

Emekli aylıklarına 2024 yılında üç defa zam yapıldı. Oranları unuttum ama önce % 37 zam yapılarak en düşük emekli maaşı 10 bine tamamlandı.

Ardından yüzde beş ilave zam yapıldı. 

Yetmedi, zam oranları yüzde elliye çıkarıldı. 

Kiminin maaşı yine 10 binde kaldı kimininki de on bini geçti. Bu kadar zam oranına rağmen bazılarının maaşının 10 binde sabit kalması kök maaşından kaynaklanıyor. Emeklinin kök maaşının düşük olmasının müsebbibi her halde devlet değildir. Devlet ne yapsın bu durumda? Öyle değil mi? Sanki kök maaşları yüksekti de devlet düşürdü.

Yine de devlet 365 günden ibaret koca bir yılı emekli yılı ilan etti. Emekli yılını da basite almamak lazım. Genellikle bir yılın bir kimseye ait yıl ilan edilmesi ünlü ve önemli kişilere has bir teamüldür. Mesela 2023 yılı Mevlana yılı ilan edilmişti. 2024 yılı da emeklilere bahşedildi. Ha Mevlana ha emekli. Emekliler de oldu bir Mevlana.

Devlet bununla da yetinmedi. Emeklilere verdiği bayram ikramiyesini 3000 liraya çıkardı.

Devlet yine tamam demedi. Emekli maaşlarına 8000 ila 12 bin arasında promosyon müjdesi verdi. Bu demektir ki en düşük emekli maaşını baz alırsak, emekliler, 2024 yılında bir ay fazla maaş alacak demektir.

Tüm bu yapılanlara, 2023 yılında emeklilere defaten verilen 5 bin liralık parayı da unutmamak lazım.

Bunlara ilaveten devlet, Temmuz 2024 ayında emeklileri yine görüp gözetecek. Aradaki makası kapatacak.

Tüm bu yapılanlara rağmen yani devlet gece gündüz emekliler için çalışmasına ve kafa yormasına rağmen bizim emekliler ne yapıyor? Rahat durmuyorlar belli ki. Tutturmuşlar diğer memurlara Temmuz 2023'de verilen 8 bin lira seyyanen zammı da istiyoruz diye. Hala da aynı terane devam ediyorlar. Memurlar biz de emeklilere defaten verilen beş bin lirayı istiyoruz demedi halbuki.

Görünen o ki devlet emekliye yaranamadı. Gözlerini doyuramadı gitti emeklinin. İstiyorlar da istiyorlar. Sosyal medyayı da iyi kullanıyorlar. Bir de paylaş diye diğer kullanıcılara mahalle baskısı yapmaları yok mu?

Seçimde göstereceğiz biz bize yapılanları deyip tehdit savuruyorlar.

Halbuki onlar için saçını süpürge eden devlet daha ne yapsın değil mi? İyilik de yaramaz onlara. Gözlerini açbeaç toprak doyuracak belli ki.

Bir de merak ediyorum, bu kadar parayı ne yapacaklar? Mezara mı götürecekler? Sanki götüren var gibi.

Hasılı bizim emeklileri anlamak zor mu zor vesselam.

Küçük Parti Olmanın Zorluğu

Türkiye siyasetinde tabela partisi isen etkisiz elemansın ve irapta mahallin olmaz. Kimse varlığından rahatsız olmaz. Hesaba da katmaz. 

Bir de tabela partisinin dışında tabanı olan küçük partiler var. Oy oranı düşük ama gündemde olan ve adından söz ettiren bu tür küçük partiler ise kimseye yaranamaz. Çünkü bunlar ne İsa'ya yaranır ne de Musa'ya. 

Bu partiler ne kadar iyi olursa olsun ne kadar çalışırsa çalışsın, ne seçmene ne de büyük siyasi partilere yaranır. Çünkü bu partiler siyasette etkin ve güç olan büyük partiler için istenmeyen partilerdir.

Malumunuz Türkiye'de merkez sağ, merkez sol, milliyetçi ve dinci partiler olmak üzere dört eğilim var. Bunların büyük temsilcileri vardır. Küçük partiler de bu dört eğilime yakın ve aynı seçmen kitlesine hitap eden partilerdir.

Dört eğilimi temsil eden partiler, kendisinden oy alacak küçük partileri sevmezler. Onları daha fazla oy almalarının önündeki en büyük engel görürler. Bu küçük partiler kendilerini desteklerlerse varlıklarını sürdürmesinde bir sakınca yok. Hatta olmalı böyle partiler. Kısaca küçük partiler büyük partilerin değirmenine su taşıdığı müddetçe iyi partilerdir. Şayet seçimin özellikle bıçak sırtı olduğu yerde kendilerini desteklemezse, dün kendilerini yere göğe sığdıramayanlar bu tür küçük partileri bir bölen, hain, başkasına çalışan parti olarak lanse etmeye başlıyor. Seçimi kaybederlerse, onların yüzünden kaybettik deyip işin içinden çıkıveriyor.

O yüzden küçük parti olmak bu ülkede zordur. Kimseye özellikle büyük partilere yaranamaz. En hafifiyle bunlara verilen oy boşa gidecek. Çünkü kazanamaz diyorlar.

Bu partiler büyük partilerden paçayı sıyırsa, kendilerine sempati ile bakan seçmenle de başı derde giriyor. Çünkü seçmen iki arada bir derede kalıyor. Seçmen, bu parti seçimi kazanamayacağı için oyunun boşa gideceğine inanıyor ve oyunu vermiyor. Bunun yerine korku siyasetine teslim oluyor ve icraat ve propagandasını eleştirdiği büyük partilere oyunu kerhen veriyor.

Hasılı küçük partiler kimseye yaranamadığı için kolay kolay büyüyemezler ve siyasette etkin olamazlar. Türk siyaseti de belli başlı büyük partilere kalıyor. Onlar da siyaseti tepe tepe kullanıyor. Bu da alternatifsizliğe mahkum olmak demektir.

Bu yüzdendir ki Türk siyasetinde aynı seçmene hitap eden ve aynı seçmen kitlesinden oy alan partiler, düşünceleri birbirine yakın olsa da birbirini rakip görürler, birbirlerine düşmanca davranırlar. Birbirlerine özellikle büyüğün küçüğe düşmanlığı rakip partilerden daha fazladır.

Bu durum sadece günümüz siyasetinde değil, geçmişten günümüze hep var oldu. Görünen o ki var olmaya devam edecek. Bu da siyasetimizde tek kriterin çıkar olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. İyi olanın, seçmeni etkileyenin kazansın deneceği centilmenlik ise bu sahada hak getire.

O yüzden bu ülkede küçük parti olmak kurtlar sofrasından lokma almak gibidir. Lokma olurlarsa ne ala. Yok lokma alıyorlarsa çekecekler var büyük partilerden.

Çikin Zenginlik

İnsan annesini, babasını, kardeşini seçemez. Doğduğu zaman akrabalarını hazır bulur. Kimi aile yönden şanssız dünyaya gelir kimi de doğarken şanslı doğar.

Şanssız doğanlar, elde avuçta bir şey olmadan gözlerini dünyaya açar. Bakar ki pabuç pahalı. Var gücüyle çalışmaya başlar. Dişinden, tırnağından artırdığının üzerine borç harç alarak başını sokacağı bir ev bark sahibi olur. Ölünceye kadar da çalışmaya devam eder ve geçim sıkıntısı çeker. Ömrünü tamamlayıp giderken de çoluk çocuğuna pek bir şey bırakmaz.

Şanslı doğanlar ise daha gözünü açar açmaz variyet içinde bulur kendini. Çünkü ailede para gani. Dededen tevarüs eden bir zenginliğe sahip. Baba gözünü yumar yummaz, bütün servet babadan evlada geçer. Karun kadar bu gayrimenkulü nereden buldun desen, hepsi babadan miras açıklamasını yapar. Baba kaç eşek yükü bu kadar serveti nereden bulmuş, bilinmez. Kendisi de o kadar çalışıp çabalamasına; makam mevki ve mansıp sahibi olmasına rağmen babadan devreden menkul ve gayrimenkulün üzerine bir şey koymamış. Gören de meccanen çalışmış, kendini hizmete adamış sanır.

Zenginin malı, mülkü fakirin çenesini yorar misali kimsenin servetinde gözümüz yok. Bu konuları dile getirmek servet düşmanlığı da değildir. Ama atadan ama kendisi, çalışıp çabalayarak birilerine Allah yürü ya kulum demiş ve o birileri hiç geçim gailesi yaşamadan servet içinde yüzüyor. Allah herkese meşru zemin içinde helalinden kazanmayı ve kazandığını yemeyi nasip etsin. Şu var ki ne kadar zengin olursa olsun, insan midesinin aldığı kadarını yer. Kimi ballı börek yer kimi de soğan, ekmek. Bir şekilde mide doyar. Giderken de fazlasını geride kalanlara bırakır gider.

Kimsenin malında ve mülkünde gözümüz olmasa da göz önünde bulunan ve siyaset yapan ya da siyasete atılan bazı kişilerin basın yoluyla açıkladığı mal beyanı, görüp okuyanların hayretini celp etmemesi mümkün değil. Acaba sorusunu sorduruyor insana. Çünkü nasıl ki çok laf yalansız olmazsa, normalin ötesinde bir mal varlığı da haramsız olmaz sözünü getiriyor akla.

Bazı insanların çikin zengin veya deli zengin olmasının takibini  yapmak da devletin yetkili kurullarına düşer. Çünkü beş yıldan beş yıla devlet memuru ve devlet memuru statüsünde görev yapanların verdiği mal beyanı niçin verilir? İlgili kişi ya da kişilerin servetinde bu zaman zarfında anormal artış olup olmadığını kontrol içindir. Verilen mal beyanı kapalı zarf içinde devletin arşivinde yerini alması ve bir formaliteyi yerine getirmesi için değildir. Şikayet söz konusu olduğunda açılacak bir zarf hiç değildir. Devlet, servetinde anormal artış olan kimseleri mercek altına almalı. Nereden buldun diyebilmelidir. Makul ve mantıklı izah yapan kimsenin serveti insanlara örnek olması bakımından hatta kamuoyu ile paylaşılabilir. Şu kişi parasını şöyle değerlendirerek şu kadar zaman zarfında ihya olmuş ve geleceğini kurtarmıştır diyebilmelidir. Servet açıklamasında en ufak bir şüphe dahi enine boyuna incelenmeli. Gerekirse ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulunularak yargılanmaları sağlanmalıdır. İzah edilemeyen ve anlaşılamayan servete el konularak hazineye gelir irat edilmelidir.

Burada fazla zengin olan kişilerin menkul ve gayrimenkulü töhmet altında demek istediğim anlaşılmasın. Bunların hepsi incelensin, hesap sorulsun da demek istemiyorum. Yalnız bazı kişilerin serveti ayyuka çıkmışsa, bu servet insanlara makul gelmiyorsa devlet tarafından gereği yapılmalı. Böyle yapmayıp sadece kamuoyunda kişilerin servetinin gündem olması ve malı götürmüş denerek algılar oluşturulması doğru değildir.

Serveti makul ve izah edilebilir olana serveti anasının ak sütü gibi helal olsun. Değilse serveti burnundan fitil fitil getirilsin ve bu yolda ilerlemek isteyenlere ibret olsun.