28 Mart 2024 Perşembe

Küçük Parti Olmanın Zorluğu

Türkiye siyasetinde tabela partisi isen etkisiz elemansın ve irapta mahallin olmaz. Kimse varlığından rahatsız olmaz. Hesaba da katmaz. 

Bir de tabela partisinin dışında tabanı olan küçük partiler var. Oy oranı düşük ama gündemde olan ve adından söz ettiren bu tür küçük partiler ise kimseye yaranamaz. Çünkü bunlar ne İsa'ya yaranır ne de Musa'ya. 

Bu partiler ne kadar iyi olursa olsun ne kadar çalışırsa çalışsın, ne seçmene ne de büyük siyasi partilere yaranır. Çünkü bu partiler siyasette etkin ve güç olan büyük partiler için istenmeyen partilerdir.

Malumunuz Türkiye'de merkez sağ, merkez sol, milliyetçi ve dinci partiler olmak üzere dört eğilim var. Bunların büyük temsilcileri vardır. Küçük partiler de bu dört eğilime yakın ve aynı seçmen kitlesine hitap eden partilerdir.

Dört eğilimi temsil eden partiler, kendisinden oy alacak küçük partileri sevmezler. Onları daha fazla oy almalarının önündeki en büyük engel görürler. Bu küçük partiler kendilerini desteklerlerse varlıklarını sürdürmesinde bir sakınca yok. Hatta olmalı böyle partiler. Kısaca küçük partiler büyük partilerin değirmenine su taşıdığı müddetçe iyi partilerdir. Şayet seçimin özellikle bıçak sırtı olduğu yerde kendilerini desteklemezse, dün kendilerini yere göğe sığdıramayanlar bu tür küçük partileri bir bölen, hain, başkasına çalışan parti olarak lanse etmeye başlıyor. Seçimi kaybederlerse, onların yüzünden kaybettik deyip işin içinden çıkıveriyor.

O yüzden küçük parti olmak bu ülkede zordur. Kimseye özellikle büyük partilere yaranamaz. En hafifiyle bunlara verilen oy boşa gidecek. Çünkü kazanamaz diyorlar.

Bu partiler büyük partilerden paçayı sıyırsa, kendilerine sempati ile bakan seçmenle de başı derde giriyor. Çünkü seçmen iki arada bir derede kalıyor. Seçmen, bu parti seçimi kazanamayacağı için oyunun boşa gideceğine inanıyor ve oyunu vermiyor. Bunun yerine korku siyasetine teslim oluyor ve icraat ve propagandasını eleştirdiği büyük partilere oyunu kerhen veriyor.

Hasılı küçük partiler kimseye yaranamadığı için kolay kolay büyüyemezler ve siyasette etkin olamazlar. Türk siyaseti de belli başlı büyük partilere kalıyor. Onlar da siyaseti tepe tepe kullanıyor. Bu da alternatifsizliğe mahkum olmak demektir.

Bu yüzdendir ki Türk siyasetinde aynı seçmene hitap eden ve aynı seçmen kitlesinden oy alan partiler, düşünceleri birbirine yakın olsa da birbirini rakip görürler, birbirlerine düşmanca davranırlar. Birbirlerine özellikle büyüğün küçüğe düşmanlığı rakip partilerden daha fazladır.

Bu durum sadece günümüz siyasetinde değil, geçmişten günümüze hep var oldu. Görünen o ki var olmaya devam edecek. Bu da siyasetimizde tek kriterin çıkar olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. İyi olanın, seçmeni etkileyenin kazansın deneceği centilmenlik ise bu sahada hak getire.

O yüzden bu ülkede küçük parti olmak kurtlar sofrasından lokma almak gibidir. Lokma olurlarsa ne ala. Yok lokma alıyorlarsa çekecekler var büyük partilerden.

Çikin Zenginlik

İnsan annesini, babasını, kardeşini seçemez. Doğduğu zaman akrabalarını hazır bulur. Kimi aile yönden şanssız dünyaya gelir kimi de doğarken şanslı doğar.

Şanssız doğanlar, elde avuçta bir şey olmadan gözlerini dünyaya açar. Bakar ki pabuç pahalı. Var gücüyle çalışmaya başlar. Dişinden, tırnağından artırdığının üzerine borç harç alarak başını sokacağı bir ev bark sahibi olur. Ölünceye kadar da çalışmaya devam eder ve geçim sıkıntısı çeker. Ömrünü tamamlayıp giderken de çoluk çocuğuna pek bir şey bırakmaz.

Şanslı doğanlar ise daha gözünü açar açmaz variyet içinde bulur kendini. Çünkü ailede para gani. Dededen tevarüs eden bir zenginliğe sahip. Baba gözünü yumar yummaz, bütün servet babadan evlada geçer. Karun kadar bu gayrimenkulü nereden buldun desen, hepsi babadan miras açıklamasını yapar. Baba kaç eşek yükü bu kadar serveti nereden bulmuş, bilinmez. Kendisi de o kadar çalışıp çabalamasına; makam mevki ve mansıp sahibi olmasına rağmen babadan devreden menkul ve gayrimenkulün üzerine bir şey koymamış. Gören de meccanen çalışmış, kendini hizmete adamış sanır.

Zenginin malı, mülkü fakirin çenesini yorar misali kimsenin servetinde gözümüz yok. Bu konuları dile getirmek servet düşmanlığı da değildir. Ama atadan ama kendisi, çalışıp çabalayarak birilerine Allah yürü ya kulum demiş ve o birileri hiç geçim gailesi yaşamadan servet içinde yüzüyor. Allah herkese meşru zemin içinde helalinden kazanmayı ve kazandığını yemeyi nasip etsin. Şu var ki ne kadar zengin olursa olsun, insan midesinin aldığı kadarını yer. Kimi ballı börek yer kimi de soğan, ekmek. Bir şekilde mide doyar. Giderken de fazlasını geride kalanlara bırakır gider.

Kimsenin malında ve mülkünde gözümüz olmasa da göz önünde bulunan ve siyaset yapan ya da siyasete atılan bazı kişilerin basın yoluyla açıkladığı mal beyanı, görüp okuyanların hayretini celp etmemesi mümkün değil. Acaba sorusunu sorduruyor insana. Çünkü nasıl ki çok laf yalansız olmazsa, normalin ötesinde bir mal varlığı da haramsız olmaz sözünü getiriyor akla.

Bazı insanların çikin zengin veya deli zengin olmasının takibini  yapmak da devletin yetkili kurullarına düşer. Çünkü beş yıldan beş yıla devlet memuru ve devlet memuru statüsünde görev yapanların verdiği mal beyanı niçin verilir? İlgili kişi ya da kişilerin servetinde bu zaman zarfında anormal artış olup olmadığını kontrol içindir. Verilen mal beyanı kapalı zarf içinde devletin arşivinde yerini alması ve bir formaliteyi yerine getirmesi için değildir. Şikayet söz konusu olduğunda açılacak bir zarf hiç değildir. Devlet, servetinde anormal artış olan kimseleri mercek altına almalı. Nereden buldun diyebilmelidir. Makul ve mantıklı izah yapan kimsenin serveti insanlara örnek olması bakımından hatta kamuoyu ile paylaşılabilir. Şu kişi parasını şöyle değerlendirerek şu kadar zaman zarfında ihya olmuş ve geleceğini kurtarmıştır diyebilmelidir. Servet açıklamasında en ufak bir şüphe dahi enine boyuna incelenmeli. Gerekirse ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulunularak yargılanmaları sağlanmalıdır. İzah edilemeyen ve anlaşılamayan servete el konularak hazineye gelir irat edilmelidir.

Burada fazla zengin olan kişilerin menkul ve gayrimenkulü töhmet altında demek istediğim anlaşılmasın. Bunların hepsi incelensin, hesap sorulsun da demek istemiyorum. Yalnız bazı kişilerin serveti ayyuka çıkmışsa, bu servet insanlara makul gelmiyorsa devlet tarafından gereği yapılmalı. Böyle yapmayıp sadece kamuoyunda kişilerin servetinin gündem olması ve malı götürmüş denerek algılar oluşturulması doğru değildir.

Serveti makul ve izah edilebilir olana serveti anasının ak sütü gibi helal olsun. Değilse serveti burnundan fitil fitil getirilsin ve bu yolda ilerlemek isteyenlere ibret olsun.

26 Mart 2024 Salı

Seçim Torbasının Teslimi

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel ve mahalli idareler seçimlerinde, devlet memurları bina sorumlusu, sandık başkanı ve memur üye olarak görev yapar. Sandık kurulunda aynı zamanda partilerin temsilcileri de bulunur.

Sandıkta göre yapan partili üyeler ve kamu çalışanları seçimin doğru ve şeffaf yürütülmesinden sorumludur. Yaptıkları bu görevden dolayı belirlenen ücreti alırlar. 

Ücretli de olsa sandık başında görev yapanlar için bu görev hem zor hem de hata kabul etmez. 

Tüm sandık kurulu üyelerinin görevi oy verme işleminden bir saat önce başlar. Sayım, döküm, tutanaklarını hazırlanması ve torbanın teslimine kadar sürer. 

Tüm üyeler sabahtan akşama ve tutanakların hazırlanmasına kadar arı gibi çalışır. Her birinin görevi zor olsa da en zor görev başkanınkidir. Çünkü oy sayım ve döküm işi bittikten sonra bir koşuşturmayla torbanın adliyeye tesliminden sandık başkanı sorumludur. 

Zorsa bu görevi almasın denebilir. Memurun böyle bir tercih hakkı yoktur. Önemli bir mazereti olmadıktan sonra kendisine görev çıkan memur bu görevi yapmak zorundadır. 

Başkanın görevi eskiden daha zordu. Seçimden birkaç gün önce seçimin iş ve işleyişiyle ilgili kursa katılır. Kursun bitimi adliyeye giderek seçim torbasını imza karşılığı alır. Açmamak üzere torbayı evine götürür. Seçimden bir gün önce görevli olduğu okula giderek oy verme yerini düzenler. Seçim günü elinde torbayla birlikte görevli olduğu sandığa gider. Sayım dökümden sonra teslim etmeye gider. Teslim için saatlerce sıra bekler. Kimi zaman adliye koridorlarında sabahlardı. 

Son yıllarda sandık başkanları torbayı adliyeden değil, seçim günü bina sorumlusundan almaya başladı. Kimin düşüncesi ise çok güzel bir fikir. Tebrik etmek lazım. Böylece torba teslim almadaki yoğunluk ve kaos da ortadan kalkmış oldu.

Bu güzel fikre seçim sonrası torbanın teslimi de eklense çok iyi olur. Her ne kadar torbanın adliyeye teslimi eski seçimlerde olduğu gibi uzun zaman almıyorsa da o kadar sandık başkanının elinde torba ile adliye koridorlarında torba teslimi için zamanla yarışması büyük meşakkat. Tüm salon başkanları büyük bir kalabalık oluşturuyor. Torbasını eksik bulunmadan teslim eden sandık başkanı derin bir nefes alıyor. 

Seçim torbasını teslim için sandık başkanının adliyeye gitmesinin önüne geçilmelidir. Nasıl ki şimdiki seçimlerde seçim torbası bina sorumlusundan alınıyorsa, pekala seçim sonrası evrak ve seçim torbası da tüm üyeler ve sandık başkanı nezaretinde bina sorumlusuna teslim edilmelidir. Bina sorumlusu yardımcılarıyla birlikte kontrolünü yaparak tutanak ve torbayı teslim alır. 

Seçim torbasının bina sorumlusuna teslim edilmesi birçok yönden faydalıdır. Tüm sandık başkanları adliyeye gitmemiş olur. Sandık başkanları adliye koridorlarını kalabalık etmemiş olur. Bir okuldaki tüm torbalar bina sorumlusu nezaretinde adliyeye götürülebilir veya kurye okula gelerek torbaları teslim alabilir. Böylece sandık başkanlarının üzerinden de büyük yük kalkmış olur. 

Kısaca seçim torbasının bina sorumluları eliyle teslim alınması seçim güvenliği yönünden de gereklidir.