24 Haziran 2023 Cumartesi

Tadımlığın Yasak Olduğu Şehir (1)

2006 yılında bir seminer için Malatya'ya gitmiştim. Seminer bitimi öğleden sonra birkaç arkadaş Malatya caddelerini arşınlarken bir kayısı dükkanını gördük. 

Kayısı memleketinde kayısı dükkanını görmezsek olmaz deyip dükkana girdik. Güler yüzlü bir esnaf bizi karşıladı. Hoş geldiniz dedi. Malatya dışındanız. Müşteri değiliz. Ne var diye merak ettik. Bakabilir miyiz dedik. Elbette buyurun dedi. 

Küçücük bir dükkandı ama hiç boş yer olmayacak şekilde dükkanın her bir yeri kayısıdan yapılmış ürünlerle doldurulmuştu. Her birinin bir adı vardı. Hiçbirinin ismi aklımda kalmadığı için isimlerini yazamıyorum. Nazarımda hepsi kayısı olsa da şehrin insanı sanatkarlığını ve mucitliğini konuşturarak kayısıdan her şeyi imal etmişti. Her ürünün önünde de ismi yazılı idi. 

Esnaf ayağa kalktı. Eline bıçağı aldı. Her bir üründen büyükçe parça keserek her birimize ikram etti. Tadı ve lezzetleri çok güzeldi. Yediklerimi dışarıda görsem, yemeden kayısı olduğunu bilmem mümkün değildi. Esnafa, yeter kardeşim, zaten alıcı değiliz dedik birkaç kere. Esnaf, almayın kardeşim. Tadımlık. Benim ikramımdır dedi. Tadımlık dese de ikram ettiği tadımlıktan öte doyumluk türdendi. Bir verdiğini bitirmeden, diğerinden kesip uzattı bize. Adamın tadımlığı böyle ise doyumluğu nasıl olurdu. Güler yüzüne ilaveten yaptığı izzet ikramla bir güzel karnımızı doyurduk. Ardından teşekkür ederek ayrıldık.

Malatyalı bu esnafın ilgi, alaka, izzet ve ikramını, akşamında buluştuğum Malatyalı sınıf arkadaşıma bahsettim. Farklı bir esnaftı dedim. Arkadaşım, sadece o esnaf değil, ister al, ister alma. Tüm esnaf böyle ikram eder dedi. İyiymiş. Burası tam bana göre. Bizim Konya'da kesip vermezler. Verseler de ucundan küçücük keser verirler. Bunu da hangisinden alacaksan ondan keserler dedim.

Konya demişken Konya'dan birkaç kelam edeyim. Zira sebebi hikmeti nedir, bilmediğim garip bir durumla karşı karşılaştım. Hem de birkaç markette birden. Marketlerde gördüğüm bu garip duruma kısaca değinmek isterim.

Malumunuz bayram öncesi bayram şekeri ve lokumları için her markette bir stant açılır. Stantta her markanın şeker ve lokumu sergilenir. Gelen müşteriye satış yapmak ve tartıda yardımcı olmak için de reyonuna içinde birkaç görevli olur. Reyonu gören müşterinin kimi meraktan kimi fiyatları görmek kimi de ihtiyacını gidermek için reyonun etrafında duraklar ve gezinir. Müşteri hangi çeşitten isterse, görevliler tartıp verir. Kimi müşteri hangi çeşit şeker almaya karar veremediği için bir tane alıp tadına bakar. Kimi ne alacağını bildiği için tatmadan görevliye siparişini verir kimi de tadımlıktan öte şu nasılmış, bu nasılmış demek suretiyle bir nevi şeker ihtiyacını giderir.

Bayram öncesi marketlerdeki şeker reyonlarında durum bir nevi hep böyleydi. Böyleydi diyorum. Çünkü şeker, lokum için reyonlar yine açılmaya devam etse de ramazan bayramında nispeten gördüğüm, kurban bayramı öncesinde çoğu marketlerde bu reyonlarda bir dizi tedbirlerin alındığı gözlerden kaçmıyor. Kimi market şeker ve lokuma el değmeyecek şekilde reyonun etrafını şeffaf naylonla çevirmiş. Kimi naylon şerit çekmemiş ama “Şeker ve lokumda tadımlık yasak” anlamına gelen yazı asılmış. Kimi de naylon çekmemiş ama görevliler aracılığıyla standın başına gelen müşterilere sözlü olarak “tadımlık yasak”, “Beyefendi tadamazsınız” uyarısı yapıyor.

Gezip dolaştığım üç dört markette böylesi durumla karşılaştım. Bu garip ve olağanüstü durum ve tedbirin sebebi ne olabilir? Salgın devam etse, salgın riski ve hijyen açısından diyeceğim. Böyle bir durum olmadığına göre şeker, lokum alma bahanesiyle tadımlığın da ötesinde karın doyurmak için gelen bazı müşterilerin yediği şekerin jelatinini yere rastgele atması dolayısıyla etrafı kirletmesin amacıyla böyle bir tedbir almış olabilirler mi diye düşündüm. Birkaç kişi için koskoca zincir marketler tepki çekecek böyle bir şeye imza atamazlar. Sanırım, hayat pahalılığından dolayı her ürün ateş pahası olunca, bundan şekerleme türü de nasibini almış görünüyor. Dün göze batmayan tadımlık bugün öyle zannediyorum, marketlerin de bütçesine dokunuyor olmalı ki böyle bir uygulama başlatmış olabilirler. Çünkü ortalama iyi bir şekerin kilosu 200 liradan aşağı değil. Tadımlık yoluyla tartıya girmeyen şeker miktarı olsa olsa bir iki kilo olur. Bu da en ucuzuyla 400 liradan aşağı değil.

İşin özü, gördüğüm bu manzara bana çok itici geldi. Hiçbirinden şeker ve lokum almadan çıktım. O kadar moralim bozuldu ki gerekirse bu bayram şeker almayayım diye geçirdim içimden. 

-Devam edecek-

22 Haziran 2023 Perşembe

Aklıma Anlatamadığım

Merkez Bankasının uzun bir aradan sonra faizi yükseltmesi hakkında ne dersin?

Boş ver bunu.

Ya ne konuşalım?

Bak, sana bir konu bulayım ve sana bir sırrımı açıklayayım. Daha doğrusu bir itirafta bulunacağım.

Hayırdır?

Hayır hayır. Zira benim şerle işim olmaz.

Neymiş o?

Ama güleceksin ve garip karşılayacaksın.

Söz, gülmeyeceğim.

O zaman sıkı dur.

Lütfen!

Dünyanın döndüğüne inanmıyorum.

Ciddi olamazsın.

Hiç olmadığım kadar.

Ne zamandan beri bu fikirdesin?

Kendimi bildim bileli ve bu fikrimi de hiç değiştirmedim.

Ama bilim, dünyanın döndüğünü söylüyor ve tüm dünya bunun böyle olduğuna inanıyor. Seninki herkes Mersin’e, sen tersine durumu olmuyor mu?

Biliyorum bu düşüncemin bilime ters olduğunu. İnsanların tersine düşündüğümü de biliyorum. Bilimin kabul ettiği dünyanın döndüğünü kabul etsem de buna ikna olmuş değilim. Zira akıl ve havsalam almıyor bunu. Bu konuda dünya bir yana, ben bir yana. Pek dillendirmediğime bakma. Aklım böyle diyor ve bendeki bu akla çok güveniyorum. Dünya bir araya gelse, bu dünyanın döndüğü konusunda beni ikna edemez. Dünya bir akıl, ben bir akıl. Bak şu eve, bak şu ağaca. Ben bildim bileli böyle. Hiç milim dönmemiş. Dünya dönseydi, bu ev, bu ağaç hiç yerinde durur muydu?

Allah Allah, bu fikrini benden başka bilen var mı?

Geçmişte birkaç kişiye söylemiştim. Haliyle güldüler. Daha fazla madara olmamak için içime attım. Bir daha da dillendirmedim.

İyi ki içine atmışsın. Varsın bu aklın içinde kalsın. Şunu da söyleyeyim. İyi ki bu fikir, düşünce bazlı içinde duruyor. İyi ki elinde yetki yok. Düşünsene, elinde yetki olsaydı, dünyanın dönmesini durdurmaya kalkardın. O zaman ayıkla pirincin taşını.

Dünya hapı yutmuş olurdu ama ben de bu fikrimi denemiş olur, içimde kalmazdı. Baktım olmayacak, yine dönmesine izin verirdim dünyanın. Ama bu izin, benim bu fikrimden vazgeçtiğim anlamına gelmezdi.

Aman ne olur, içinde kalsın. Dünyanın böyle bir maceraya ihtiyacı yok.

Yok ama içimde durdukça kendimde vebal hissediyorum.

Senin vebalini ben üstlenirim. Ne olur, aklın sana kalsın.

Beğeneceğini sanmıştım. Böylece bu dünyada bir başıma doğrularımla kalmaz, bir sen, bir ben, bu dünyada böyle düşünen iki kişi olurduk.

Çok sağ ol, ben almayayım. Söylenen sır, sır olmaktan çıkar ama bu sırrı hayatım boyunca içimde saklayacağım.

Sana da iyilik yaramıyor.

İyiliğin sana kalsın. Zira bu iyilik dünyaya lüks gelir.

Benim Dünyam

Merkez Bankası faizleri yükseltmiş. Ne dersin?

Ne diyeyim, yükselmesi gerekiyormuş demek ki.

Ama nass vardı hani? Ne güzel indiriyorduk.

Varsa var. Ne yapalım yani? Nass kaçıyor değil ya. Daha orada duruyor. Dursun şimdilik. Zamanı gelince kullanılır.

Bir çelişki yok mu burada? Hani bir şey bir şeyin sonucu idi? Bir şeyin o şeyin sonucu olmadığı ortaya çıktı.

Yanlıştan dönülmüş demek ki.

Yanlışın var.

Ama faiz artırıldı.

Artırılmış olabilir ama bu görüşten vazgeçildiği anlamına gelmiyor.

Burada bir gariplik yok mu?

Olabilir ama insanları inandığından ve doğru bildiğinden vazgeçirmek zordur.

Bir şey doğru ise doğrudur, yanlış ise yanlıştır.

O sana göre. Bir de onun gözünden bakmak gerek. İnsanın doğruları atom gibidir, aynı zamanda yanlışları da. Atomu ise parçalamak biliyorsun, zordur.

Ama herkes Mersine giderken tersine gitmek değil mi bu?

Bak kardeş! Zorlama istersen. Git işine. Başka işin yok mu senin.

Tamam kestim. Bir şey dediğim yok. Ha içimi dökeyim istemiştim.

Susmak en iyisi ve de bir nimettir, hele sözün bittiği yerlerde.

Haklısın.

Sen en iyisi içini dökecek içinde bir yer bul. Hiç dışa vurmadan içini, içine dök dur. Fikrin içinde doğsun, yine içine batsın.

Anlamaya başladım galiba. Bir ülkede doğan nehrin o ülke sınırları içinde dökülmesi gibi bir şey bu. Ülke dışına çıkmamak yani. Ya da güneşi içimde doğurup içimde batıracağım.

Bak aklın çalışmaya başladı. Neyse sen boş ver bu meseleyi de ben sana kendimi anlatayım. Bir konuda ben de bundan farklı değilim.

Lütfen!

Dünya dönüyor, değil mi?

Evet, şüphen mi var?

Şüphem yok da sen gel, onu benim külahıma anlat.

Anlamadım.

Anlamaman ayıp değil. Zira bunu kimse anlamıyor.

Kendini anlatacaktın?

Anlatayım. Bilim ve herkes dünyanın döndüğüne inandığı için ben de inanıyorum ama buna ikna olmuş değilim. Utanmasam, dünyanın döndüğüne inanmayacağım. Çünkü aklım almıyor. Geçmişte bunu birkaç yerde dillendirdim. Beni tefe koydular. Tefe konmaktansa, içime attım. Nicedir bu doğrumu içimde tutuyorum. Dünya dönse de bana göre dönmüyor. Bugün dünyanın dönmesi, benim bu fikrimden döndüğüm anlamına gelmiyor. Zira ben aynı yerdeyim ve dünya dönmüyor.

Ama herkes dünyanın döndüğüne inanıyor.

İnanıyor olabilir. Herkes böyle inanıyor diye ben bu görüşümden vaz mı geçeceğim? Varsın bu dönen dünya sizin olsun, benim küçük dünyam bana yeter de artar bile.

İlginç! 

İlginç, garip ve dahası dünyaya meydan okumadır bu. Tüm bunları da biliyorum. Ne edersiniz ki ben buyum ve bundan dolayı kimseye de kızmıyorum, kendime de. Bu fikrim garip olsa da bir iyi yönüm var. Bu fikrimden dolayı dünyayı döndürmeye kalkmıyorum.