18 Mayıs 2023 Perşembe

Her Şey İsrail'in Güvenliği İçin miydi Yoksa?

1948 yılında başka ülkelerden getirilen Yahudilerle Orta Doğu’da suni bir devlet olarak dayatılan İsrail, Doğu Akdeniz kıyısındadır. Batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneybatısında Sina Yarımadası ve Gazze vardır. Ülkenin güneyi ise Necef Çölü'nden ibaret.

Bu devleti tanıyan İslam ülkeleri olduğu gibi tanımayanlar da var. Tanımayan İslam ülkeleri: “Afganistan, Cezayir, Bangladeş, Brunei, Çad, Komorlar, Cibuti, Gine, Endonezya, İran, Irak, Kuveyt, Lübnan, Libya, Malezya, Mali, Fas, Nijer, Umman, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Sudan, Suriye, Tunus ve Yemen.”

Tanıyanlar ise “Azerbaycan, Bosna-Hersek, Burkina Faso, Arnavutluk, Fildişi Sahili, Mısır, Eritre, Gambiya, Gine-Bissau, Ürdün, Kazakistan, Kırgızistan, Moritanya, Senegal, Güney Sudan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan, Özbekistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri.”

Komşularından Lübnan ve Suriye İsrail’i tanımamış. Gazze tarafında Hamas var. Geriye çöl, deniz ve Ürdün kalıyor. Bir de kendisini tanıyan Sina Yarımadası tarafında Mısır var.

Komşularının ve bölgenin çoğunun tanımadığı İsrail, 1948’den bugüne dimdik ayakta olduğu gibi gücüne güç katarak güçlenip yerleşiyor. Normal şartlarda komşularının çoğunun tanımadığı bir ülke ayakta duramaz.

İsrail ayakta durduğu gibi kendisine zaman zaman tehdit olan ya da İsrail’in tehdit gördüğü devletler bugün can çekişiyor. Saddam’ın Irak’ına, baba Esed’in Suriye’sine, Kaddafi’nin Libya’sına devlet demeye bin şahit lazım. İran ve Suriye’nin desteğiyle zaman zaman İsrail’e korku veren Lübnan Hizbullah’ının hiç sesi çıkmıyor. Ülkesinde birçok Filistinliyi barındıran Ürdün İsrail için hiçbir zaman zaten tehdit olmadı. İsrail’e tehditler savuran İran ambargo ile cebelleşiyor. Hoş, ambargo yokken bile gürlemesiyle kaldı hep.

Her İsrail-Filistin gerginliğinde Türkiye, Filistinlinin yanında yer aldı. Yüksek perdeden İsrail’i eleştirdi. İsrail’i telin mitingleri yapıldı. Sonuçta İsrail daha da pervasızlaştı.

Tüm bunlar ve tepkiler İsrail’i durdurmadığı gibi İsrail kafasına koyduğunu yapmaktan geri durmadı. Üstelik kaç ramazandır eften püften bahanelerle elinizden geleni ardınıza koymayın dercesine Filistinliye ramazanı zehir etmekte. Kudüs’ü başkent ilan etti. Tampon bölge Golan Tepelerini de sınırlarına kattı. Bugün devlet olma özelliğinden uzak Suriye, Irak, Suriye, Lübnan ve Libya’ya girmek istese, önünde duracak bir devlet yok. Çünkü bu devletler en güçlü zamanlarında Arap İsrail 6 gün savaşlarında İsrail’e yenilmişlerdi.

Tunus’ta başlayan, Mısır, Suriye ve Libya şeklinde devam eden, adına Yasemin Devrimi denen yönetim değişikliklerinin de bugünden bakınca İsrail’in güvenliği için yapıldığı anlaşılıyor. Çünkü bu ülkeler istikrarsızlaştırınca orta yerde İsrail’e tehdit olacak bir güç kalmadı.

Öyle zannediyorum, bir zamanlar Büyük Ortadoğu projesi denilen şey de İsrail’in güvenliği içinmiş. Ülkelerin ve ülke liderlerinin niyetini bilmiyorum ama tüm bağırıp çağırmalar, tehdit ve eleştiriler İsrail’in daha fazla yayılmasına ve iyice yerleşmesine katkı sağladı. Aklım almıyor ama bilerek veya bilmeyerek her yapılan İsrail’e yaradığına göre acaba her şey ve herkes İsrail’in güvenliği için mi çalışıyor diye düşünmeden edemiyorum.

17 Mayıs 2023 Çarşamba

Başa Çalınacak Yardım

Okumadım ama yapılan açıklamalara göre sosyal medyada depremzedeler için birileri içindeki kini kusmaya başlamış. Güya yardım yapmışlar. Depremzedeler de gidip siyaseten cumhurbaşkanı adaylarından birine ağırlıklı olarak destek vermiş. Yani oy tercihinde bulunmuş. 

Bu oy tercihini birileri hazmedememiş olmalı ki yaptığı yardımın pişmanlığını dile getiriyor. Bunlara göre oy tercihini bir başka adaydan yana yani kendi adaylarından yana kullanmaları gerekiyormuş. İşte o zaman yardımı hak edecekler.

Bu şekil içinde sakladıkları kini sosyal medya üzerinden boşaltanların sayısı ne kadardır, bilmiyorum. Milletin çoğunluğunu temsil etmeseler de gerekirse bu şekil yazıp çizenin sayısı bir kişi olsun. Hoş, böyle başa kakanların yardım yaptığını da sanmıyorum.

Tek kelimeyle ayıptır ayıp. Ne zamandan beri mağdur olan insanımıza şartlı yardım yapılır oldu. Bu anlayışın yıllardır misyonerlerin, gittikleri yerde bir elinde İncil, diğer elinde ekmek olmak suretiyle "Hristiyan olursanız, karnınızı doyururuz" dediklerini eleştirmemizden ne farkı var? 

Ne zamandan beri yardım yapılacak kişinin dini, inancı, görüşü ve siyasi tercihi sorgulanır oldu. Biz nasıl bir millet olduk böyle? Ne ara bir elin verdiğini diğeri görmeyecek anlayışından bu noktaya evrildik? Ne ara balık bilmezse Halik bilsin düzeyinden bu seviyeye düştük? Madem böyle bir beklenti vardı. Yardımdan önce -şayet yardım yaptılarsa- pekala “Şu adaya oy verirseniz, size yardım yaparız” şeklinde şartlı bağışta bulunabilirlerdi. O can pazarında da böyle bir şart ne de güzel (!) giderdi.

Kimin, kime oy verdiği, hangi adayı tercih ettiği ve edeceği, umurumda değil. Maalesef bizi bu noktaya getiren, siyaseten geldiğimiz nokta. Batsın bu şekil siyaset anlayışımız. Bu anlayışa düşmemizde bizi kutuplaştırarak sonuç almaya çalışan siyasetçilerimizin payı büyük. Halkın bir seçim sonucunda ateşle barut olmasının başka izahı olamaz.

Sosyal medyada depremzedelere kinini kusanlar bu derece alçalmışlarsa, onlara söz söylemeye gerek yok ama yine de bu tiplerin yolundan gitmek isteyenlere bir çift sözüm olsun. Sayın gözlerini kin bürümüş beyefendiler ve hanım efendiler, seçim bitti mi? Bitmedi. Daha bu seçimin iki hafta sonra rövanşı var mı? Var. Seçmen yeniden sandığa gidecek mi? Gidecek. Adaylar bu yarışa aldıkları oy oranı ve sayısıyla mı girecekler? Hayır. Biri önde, diğeri geride bitirse de ilk seçim sonucuna göre bir aday ikinci seçime psikolojik üstünlükle girse de her iki aday yarışa sıfırdan başlayacak. Yani daha önceki oyların üzerine oy verilmeyecek. İlk seçimde bir adaya oy tercihinde bulunan, belki ikincide diğer adaya kullanacak. Belki sandığa gitmeyecek. Belki istediğin adaya bir yönelim olacak, yarışı kazanacak. Belki birinciye fazla oy alan aday ikincide farkı açacak. Bütün bunlar bir tahmin. Kesin sonuç, ikinci turda belli olacak.

Yalnız siz böyle hırlamaya ve ayıp etmeye devam ederseniz, bilin ki ilk seçimi önde kapatan aday ikinci seçimde farkı açar. Bunun böyle olacağını bile bile sosyal medyadan bu şekil paylaşımlar yaptığınıza göre kendi adayınıza mı çalışmış oldunuz yoksa istemediğiniz adaya mı? Belli ki bir seviyesi olmayan bu kapasitenizle rakip gördüğünüz lehine çalışıyorsunuz. Çünkü iş değil, çiş yaptınız.

Bu arada sizin gibi rakibine çalışan bir başka İrlandalı daha var. Yani yalnız değilsiniz. O da otelde misafir ettiği depremzedelere oteli boşaltın yazısı gönderen. Unutmayın ki varlığınız, aldığınız nefes, içinizin dışına çıkması, hepsi rakip gördüğünüze giden bir oydur. Partinizin ve adayınızın başka düşmana ihtiyacı yok. Ben o adayın yerinde olsam, seçim çalışması falan yapmam. Nasıl ki sayenizde yağıyor oylar.

Bir diğer husus, bundan sonra Allah rızası için yardım yapmayın. Ne ihsanınızı isteriz ne de gölgenizi. Alın yardımınızı başınıza çalın.

Yaşlanma Yaşının Hızı

Küçüklüğümde büyüklerin gittiği kahvehaneye girebilmek için çok çabuk büyümek istedim. Bir 18 yaşını doldurayım dedim durdum. Çünkü büyükler giriyor, bize dışarı dendi. Günler, aylar, yıllar kaplumbağa yürüyüşünden hiç ödün vermedi. Yaşımı soranlara girdiğim yaşı söyledim.

Nihayet 18'i doldurduktan sonra merak ettiğim kahvehanelere girdim. Okey ve tavla oynamayan biri olarak buralar çok da hoşuma gitmedi. İçtiğim çayları da beğenmedim.

Geldim bugünlere. Geçmez ve bitmez dediğim yıllar geçip gitmiş. Geriye dönüp baktığımda benim kaplumbağa yürüyüşü dediğim yıllar arşiv oluşturmuş. Kaplumbağa yürüyüşüyle gıdım gıdım ilerleyen yaşım, tazı gibi koşmaya başladı. Çifter çifter atlıyor gibi geldi bana. Yavaş diyorum, dinlemiyor beni. 

Eskisi gibi yaşımı soranlara girdiğim değil, doldurduğum yaşı söylüyorum. Kısaca fiziken görünen köy kılavuz istemese de yaşımı küçük göstermeye çalışıyorum. 

Dayanamayıp yıllara sordum. Ne oldu sana yıllar, bu hızın ne, seni ağır ağır yürüyüşünden bu kadar hızlandıran ne dedim. Ben aslında hep böyleyim. Bir tempo ile yürüyorum. Değişen bir şey yok. Yıllar, aylar hepsi aynı. Değişen senin bakış açın.

Kabullenmek ve yaşını göstermek istemesen de yaşlanıyorsun artık. Var gör, yakını görme sorunun da başlamıştır. Dişlerin dökülmüştür. Sert şeyleri eskisi gibi kıramıyorsundur. Saçının ve sakalının ağardığını zaten söylememe gerek yok. 

Hasılı gidiyorsun artık. Şurada ıskartaya çıkarılmana az kaldı. Bundan sonra moralin bozulsa da yaşını çok soracaklar. Çocuklarını gören baban hala yaşıyor mu diyecek.

Hayat böyledir işte. Önce ağır ağır çıkarsın bu dünya merdiveninden, sonra iniş aşağı doğru gidişin hızlanır. Sonra bir bakmışsın tabutun içindesin. 

Sakın nereye gidiyorum. Yerim doldurulamaz, dünya benden kolay kolay vazgeçemez deme. Çünkü defnedileceğin toprak vazgeçilmezlerle dolu.

Geriyi hiç merak etme. Zira hemen biri doğar, yerini doldurur. O da bir büyüsem hayali kurar. Ağır ağır çıkar merdivenleri. Sonra iniş ve finiş. Bir bakmışsın yanında. Dünyanın kuralı bu ve değişmez.

Sen en iyisi ah çocukluğum, gençliğim demeyi bırak da ânı yaşamaya devam et. Gerisini merak etme sen. 

Bu arada iyi biri olmaya çalış. Giderken kubbede hoş bir seda bırakmaya bak.

Bu dünyadan da pek bir şey beklemeye kalkma. Çünkü beklentin ne kadar artarsa, hayat o kadar çekilmez olur. Kafana hiçbir şey takma. Nasılsa her şey varacağına varır. Dünyayı düzeltmeye kalkma. Zaten gücün yetmez. Gücün yetiyorsa, kendini düzeltmeye çalış. Ötesi seni aşar.