17 Mayıs 2023 Çarşamba

Dinin, Din Adına Konuşanlardan Çektiği

Bugün sosyal medya mücahitleri tarafından Whatsappıma gönderilen iki video birden düştü. Biri Musul Kerkük tarafından, diğeri yazmıyordu ama öyle zannediyorum, Arap ülkelerinin birinden. Her ikisi de hutbede irat edilmiş. Musul'daki Türkçe, diğeri ise Arapça konuşma. Her ikisi de Türkiye'deki seçimlere müdahil ve taraf olmuş. Kimin kazanmasına dair açıklamalara yer verilmiş.

Arapça hutbede, "Türkiye önemli bir seçime gidiyor. Eğer bu seçim Arap ülkesinde veya halkı yüzde yüz Müslüman olan bir ülkede yapılsaydı, bunu kendi aralarında bir ayrıntı görür, bu konuyu camiye ve hutbeye taşımazdık. Fakat buradaki durum farklı. Bu konu tamamen İslami bir konu. Hak ile batıl, İslam ile küfür arasındaki fiili savaşla alakalıdır. Bu nedenle hatipler, alimler ve davetçiler olarak bizim üzerimize, Müslümanların bugünde ne yapacakları konusunda yönlendirme yapmamız gerekli olmuştur. Aslan Türkiyeli olan veya sonradan vatandaşlık almış bulunan tüm Türk vatandaşlarına diyorum ki bu beldelerde İslam'ın savunucusu olan .....’ı seçmeleri kesin bir farzdır. Onu ve partisini, birçok İslami kaidenin dayandığı şeri ve fıkhi bir kural vardır bizde. Farzların yerine getirilmesi için gerekli olan şey de o farz gibi farzdır. İslam devletinin korunması, mescitlerin korunması, Kur’an’ın rolünün korunması, İslami kurumların korunması, kadınların tesettürünün korunması, İslami vazifelerin korunması, bunların hepsi farzdır. .....ve partisi ise bu vazifelerin korunmasını üstlerine almışlardır. “Eğer  din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım etmeniz üzerinize farzdır.” (Ayet). Fasıkların İslam’ı silip yok etmek istedikleri bu şartlar altında, Müslüman bir kardeşin ... senden destek istiyorsa ona yardım etmek sana farzdır. Destek hususunda duraksamak veya karşı çıkmak, savaş meydanından kaçmak hükmündedir. Müslümanın savaşta meydandan kaçması asla caiz değildir...” şeklinde cümlelere yer vermiş hatip.

Hutbeyi dinleyince şok oldum ve dehşete kapıldım. İnanın, amacım siyaset yapmak değil. Açık desteklerinden ve kimi desteklediklerinde değilim. İsteyen istediğini destekleyebilir. Aynı desteği bir başkasına da verse aynı tepkiyi gösterirdim. Desteğin camide ve hutbede yapılması manidar. Ki olmaması gerekir. Diyelim ki o ülkelerde laiklik yok, hutbede siyasi konuşma ve destek açıklamalarının önünde bir engel yok. Bundan dolayı siyasi konuşma ve destekler camide yapılabilir. Şu kimseyi destekliyoruz, siz de destek verin diyebilirler. Tüm bunları yaparken niye Allah’ın farzını karıştırırlar ve Allah’ın bir farzıdır derler. Kendi ülkelerinde olmayan demokratik bir seçimi hak batıl mücadelesine ve savaşa getirirler ve küfürle yapılan fiili bir savaş derler. Öyle zannediyorum, destek verdikleri adayın karşısındaki adayların da küfür üzere olduklarının niyetini okumuşlar ve fetvasını da vermişler. Sanki kendi ülkelerinde yani Arap ülkelerinde krallık yokmuş da demokratik bir seçimle yönetiliyoruz gibi bir de bizim ülkelerde olsaydı, Müslüman Müslümana der, karışmazdık diyor.

Hiç kimse kusura bakmasın, camiye siyaset gitmez, girmemeli. Din görevlisi, üzerinde sarık cübbe varken camide destek açıklaması yapamaz. Çünkü parti, fırka, hizip adı ne olursa olsun, parti demek bölünmüşlük, tarafgirlik demektir. Her hizipçilik ise cami cemaatini ve Müslümanları böler. Müslümanın ve din görevlisinin görevi bölünmeyi teşvik etmek değil, birleştirici ve toparlayıcı olmak zorundadır. Amaçları siyaset ise sarık ve cübbeyi çıkarıp destek verdikleri adayın yanına gelip onun lehinde bir nefer gibi çalışmaktır. Öyle ucuz mücahitliğe gerek yok. Allah’ın ayetlerini parti desteklerine alet etme hakları yoktur. Yaptıkları tek kelimeyle İslam dinine zarar vermektir. Bu yönüyle bu tip din görevlilerinin dine verdikleri zararı tüm dünya bir araya gelse, inanın veremez. Buna da hiç hakları yoktur. Bıraksınlar başka ülkelerin siyaset ve yönetimini de bu devirde hala krallıkla yönetilen ülkelerinin yönetimine söz söylesinler. Bizde niçin seçim yok. Niçin aynı aile yönetiyor desinler. Diyebilirler mi? Ne mümkün. Zira başlarına ne geleceğini çok iyi bilirler.

Gerçekten tüm görevleri halkı din konusunda aydınlatmak olan bu tip din görevlilerinin siyasetle bu kadar içli dışlı olmalarını anlamakta zorlanıyorum ve yazık bu dine, bu tip din görevlilerinin verdiği zarara diyorum.

16 Mayıs 2023 Salı

Birleşik Oy Pusulası

Bu seçimde dikkatimi çeken, milletvekili genel seçim birleşik oy pusulasının uzunluğu idi. Yanımda metre olmadığı için uzunluğunu ölçemedim ama göz kararı öyle zannediyorum, 1 metre vardı. Parti üyelerinden birine kaç cm dedim. Ondan da metre olmayınca karışladı. 5,5 karış dedi. Bu yazıyı yazmaya başlayınca İnternette bunun doğru bilgisini bulabilirim dedim ve buldum. Partilerin illerde ittifak veya ayrı ayrı girmesine göre 9 ayrı oy pusulası basılmış. Konya'nın oy pusulası ise 1 metre imiş. Oy pusulasının bu kadar uzun olmasına üzüntü duydum.

Seçmen kabine girdikten sonra oy vereceği partisini bulmak için epey bir efor sarf etmesi gerekti.  

Seçmenin vereceği partiyi bulup tercih ve evet mührünü bastıktan sonra katlaması, katladığı pusulayı zarfa yerleştirebilmesi öyle zannediyorum, çoğu seçmeni zorladı.

Katlanan oy pusulası zarfı da anormal bir şekilde kalınlaştırdığı için zarfı oy sandığına katmak da mesele oldu. Zarflar kalın olduğu için görevliler zarflar iyice yerleşsin diye sık sık sandığı sallamak zorunda kaldı.

Tüm bunlar oy kullanan için stres ve oy kabininde uzun durma demektir. Dışarıda bekleyenler için de zaman kaybı. Bu da oy vermek için bekleyenlerin uzun kuyruk oluşturmasına sebep oldu. Bu yüzden kabindekiler görevliler tarafından acele edin diye sık sık uyarıldı.

Sandıklar açıldıktan sonra oy pusulasıyla imtihan sandık görevlilerine geçti. Bu pusulaları yırtmadan zarftan çıkarmak, bunları masanın üzerine koymak, tek tek saymak, evet mührünün basıldığı yeri bulmak için sandık başkanının gözünün sağa sola epey bir gidip gelmesi gerekti. Bir mührü bulmakla da iş bitmiyor. Acaba mükerrer mühür var mı diye tekrar pusulanın bir başından diğer başına bir hızla göz gezdirmesi, pusulanın arkasına bakması gerekti.

Bununla kalsa iyi. Pusula uzun olunca haliyle her parti ve bağımsızların aldığı oya çentik atmak için bir o uzunlukta tutanak gerekiyordu. Bereket tutanaklar o uzunlukta değildi ama 5-6 sayfadan müteşekkil A4 kağıdına geçirildi. Pusuladaki her partiye oy çıksaydı, yazanların çekeceği vardı. İyi ki seçmen her partiye oy vermemiş, seçmenin verdiği partiler 5-6 parti ile sınırlı kalmış. Değilse, adını ilk defa duyduğun partinin sütununu ara dur. 5-6 bilemedin 7-8 parti dışında diğer partiler ve bağımsız adaylar sıfır çekti.

Hasılı, birleşik oy pusulasının bu kadar uzun olması, adını ve sanını ilk defa duyduğumuz parti bolluğundan. Bazı partiler başka partinin listesinden girmeyip onlara da ayrı bir sütun açılsa, varın oy pusulasının uzunluğunu düşünün. Bir de seçime girmeyen 75-80 civarında parti var. Bunlar da seçime girmeye kalsaydı, öyle zannediyorum 2-3 metrelik bir oy pusulası ile karşı karşıya kalacaktık. Herhalde böyle bir oy pusulasını kabine birkaç kişi tutunarak götürmesi gerekecekti. İyi ki tüm partiler seçime girmediler.

Bu uzun oy pusulasının kazananı öyle zannediyorum, bu uzunluktaki bir matbaaya sahip olup bu pusulayı basan firmadır. Bir diğer fayda sağlayan ise oyları okuyan sandık başkanlarının gözlerine olmuştur. Çünkü evet mührünü bulmak, mükerrer mühür var mı diye gözlerini sağa sola çevirmek için tüm eforlarını gözlerine vermeleri göz jimnastiği yönüyle faydalı olmuştur.

Yazımı sonlandırırken bu ülkede bu kadar partinin olmasının garip olduğunu, kurulan her partinin seçime girmediğini, seçime giren çoğu partinin bir oy bile alamayarak sıfır çekmeleri, sıfır çekeceklerini bile bile seçime girmeleri ve bundan mütevellit oy pusulasının uzamasına sebebiyet vermeleri düşündürücü. Gerçekten hiç tabanı olmayanlar niçin parti kurup seçime girerler? Sıfır çekince kendilerini niçin sorgulamazlar? Niçin partilerini kapatma yoluna gitmezler? Haydi bunlar çeşitlilik olsun diye parti kurup seçime giriyorlar. Devlet yüzde bir bile alamayan partilere niçin müdahale edip sınırlama getirmez? Pekala iki seçime girmeyen parti kapatılır, seçime girdiği halde yüzde birin altında oy alan parti lağvedilir veya yüzde birin altında oy alan partiden, payına düşen seçim masrafı alınır şeklinde bir maddeyi yasaya ekleyebilir.

Ne yapılıp ne edilecekse, parti sayısının ve seçime katılan parti sayısının alabildiğine düşürülmesinde fayda var. Öyle ben parti kuruyorum, şu da listemiz müracaatıyla, tabanı olmadığı halde önüne gelen parti kurmaya kalkmamalı. Bu ülke bu parti enflasyonundan ve seçimlerde bir metrelik oy pusulasından bir an evvel kurtulmalı. Ekonomik enflasyon bu ülke insanına yeter de artar bile. Ayrıca ikinci enflasyona gerek yok.

Siyaset ve Seçmen

Her seçmen siyasetçi için bir müşteridir. Bu müşteri velinimettir. Siyasetçi bu velinimet sayesinde siyaset yapmaktadır.

Siyasi yolculuğa çıkan iyi ve güven veren bir ekiple yola çıkmalıdır.

Siyasette varlık göstermek ve yönetimde söz sahibi olmak isteyen siyasetçi, müşterisini iyi tanımalıdır. Bu tanıma içerisinde seçmenin inancını, fikrini, zikrini, hoşlandığı ve nefret ettiğini, isteklerini ve beklentilerini bilmek vardır. Kısaca toplumu okumak gerekir. 

Toplumu okuduktan sonra sorunları tespit etmeli, bu sorunları öncelik sırasına göre ivedi, orta ve uzun vade olarak belirlemeli, bunlara dair çözüm önerilerini tespit etmelidir. 

Kendini ifade etmede, sorun ve çözüm önerilerini aktarmada ikna edici olmalıdır. İkna edemediğin doğru doğru değildir. Bunun için güven vermek şarttır. 

Hitabeti güçlü olmalıdır.

Hazırcevap olmalıdır.

Halkın dokusuna uygun projeler geliştirmelidir. 

Halka rağmen siyaset yapmamalıdır. 

Halkın değerleriyle cebelleşmemeli. Halka ve değerlerine yabancı olduğu görüntüsü vermemeli. 

Halka tepeden bakmamalı, halktan biri ve halkın içinden geldiğini hissettirmeli. Seçmen kendisini görünce kendisinden biri bilmeli. 

Kazanmak için elinden gelen çabayı göstermeli. Gerisini gereği için seçmene bırakmalı.

Seçimi kaybettiği takdirde seçmeni suçlamayı aklının ucundan bile geçirmemeli, seçimlerde hile var, oylar geç sayıldı, sayımda yönlendirme yapıldı türünden mazeretleri arkasına sığınıp bahane üretmemeli.

Centilmenliği elden bırakmamalı. Kazanan partiyi ve siyasetçiyi tebrik edebilmeli.

Kazandığı takdirde havaya girmemeli.

Kazanan nasıl kazandığını, kaybeden niçin kaybettiğini derinlemesine irdelemeli. Aksayan yönleri tespit edip bir sonraki seçimde aynı hataları yapmayacak şekilde dersler çıkarmalıdır.

Koyduğu hedefi yakalayamadığı veya kazanamadığı takdirde görevini bir başkasına bırakacak şekilde istifa edebilmelidir. Partisine taze kan gelmesinin yolunu açmalıdır. Koltuğunda çakılıp kalmamalıdır.