15 Mayıs 2023 Pazartesi

Usta ile Aceminin Müsabakası

Satrancı iyi oynayanla bugüne kadar bir tane dahi olsa oyun kazanamayan arasında final müsabakası yapılmıştır.

Satranç üstadı sahaya tam yayılan, sonuç alıcı ve satranç bilgisi olanlarla maça hazırlanırken acemi satranççı kendisi gibi acemilerle yola çıktı.

Usta oyuncu nerelerde zayıf olduğunu, buralara hangi oyuncuyu monte ettiğim takdirde yükümü alır hesabı yaparken acemi satranççı, matematik hesabıyla 2+2=4 eder hesabı yaptı.

Usta satranççı hangi yere hangi oyuncuyu sürmüşse, oyunun yükünü alırken acemi satranççının oyuncuları ise yük almaktan ziyade yük olmuşlardır.

Usta oyuncu oyunun tek hakimi iken acemi oyuncunun her bir bireyi kendi başına buyruk davrandı. Her kafadan bir ses çıktı. Tecrübelilerde tek horozun sesi çıkarken acemilerin her biri bir horoz görüntüsü verdi. Takım oyunundan uzaktı. Çünkü birbirine karşı iğreti idiler.

Usta oyuncu ekibiyle birlik görüntüsü verirken acemiler, bakmayın bir araya geldiğimize. Aynı kazana atsak kaynamayız dedi. Bizi burada tutan zorunluluk ve mecburiyet görüntüsü verdi.

Usta ve yanına aldığı ekibinin kendine özgüveni varken acemi ekip özgüvenden yoksundu. 

Tecrübeli oyuncunun kurduğu ekip içerisinde kazanırsak şunu şunu isteriz diyen olmadı. Dediyse de dışarıya bir pazarlık sızmadı. Acemiler ise doğmamış çocuğa don biçer misali daha dereyi görmeden paçalarını sıvadı ve miras paylaşır gibi paylaşım pazarlığı yaptı. 

Tecrübeliler oyuna çıkarken kazanacağız ümidi verirken acemiler belki tutar diyerek göle maya çalmaya kalktı.

Tecrübeliler kazanmaya kendilerini ve yakınlarını inandırmışken acemiler yakınlarını bile ikna edemedi.

Tecrübeliler seyirciye korku yayarak oyuna psikolojik üstünlükle girerken acemiler korkuyu haklı çıkarırcasına söz ve eylemlerinden geri durmadılar.

Tecrübeli kadro seyirciye nabza göre şerbet verirken acemi kadro ne nabız verdi ne de şerbet.

Tecrübeli kadro nerede, nasıl hamle yapacağını bilip karşı ekibe saldırı hamlesi yaptıkça acemi kadro hep savunmada kaldı. Satranç öyle bir oyun ki sahada tam kadro pres yapar, rakibin hamle yapmasına fırsat vermeden ileriye hamle yaparken acemi kadro sahaya tam yayılamadı ve ileriye çıkamadı.

Satrançta oyun kurucu tek şahtır. Diğer üyelerin yegane görevi şahı korumak ve rakibi mat etmektir. Usta kadro bunu yaparken acemi kadronun her bir ferdi bireysel çıkışlarıyla kendini öne çıkarmaya ve kendini kurtarmaya çalıştı.

Usta ekibin üyeleri sahada pot kırmamaya özen gösterirken acemi ekinin üyeleri pot üstüne pot kırdı. Adeta “Şecaat arz ederken Merd-i Kıpti sirkatin söyler” misali itiraflarda bulundu.

Usta ekip sahayı bir nebze de olsa okuyabildi. Acemi ekip ise kendilerini okuyamadı ki sahayı okuyabilsin.

Hasılı biri tecrübeli, diğeri acemi iki ekibin müsabakasını maçın hakemi finale yakışır bulmadı ve maça on beş gün ara verdi. Ara kararında hakem, birinci etabı önde tamamlayana “Sana yeterince güvenmiyorum ama sensiz de olmuyor” derken, yarışı ikinci tamamlayana ise “Sana hiç güvenmiyorum” diyerek her ikisini de ikmale bıraktı ve yeni bir ev ödevi verdi. Son kozunuzu on beş gün sonra oynayın. O zaman iki kötüden birini seçeceğim dedi.

13 Mayıs 2023 Cumartesi

Sizin Derdiniz Seçim, Benimse Geçim

Seçime ramak kala siz kim kazanır, kim kaybeder derdinde ve heyecanı içinde iken sizin kadar olmasa da ben de sonucu az buçuk merak edenlerden idim. Ta ki cumartesi öğleye kadar. Artık bu aşamadan sonra varsın sonucuyla beraber seçim sizin olsun. Zira ben geçim derdine girdim. 

Hoş, bende geçim derdi hiç bitmedi. Dede Abdülmuttalip nasıl ki geçim için develerinin peşine düşmüşse ben de geçim işini bir türlü aşamadım. Yani dünyalık yaşamada üstüme yok. Keşke bazıları gibi dünyalık peşinde koşmayan biri olabilseydim. Ne edersiniz ki kumaşım bu kadar. 

Her şey birkaç defa giydiğim ceket ve 8-10 kadar giydiğim paltonun kuru temizlemeciye verilmesiyle yeniden depreşti. İlaveten şunu da ver diye bir palto daha tutuşturuldu. Sanki bedavaya yıkıyordu kuru temizlemeci. Bu arada kuru temizleme nasıl olur, suyla yıkamıyorlar mı bu temizlemeciler bunu? Su yoksa buna temizlik denir mi hiç?

Yolda giderken bir 500'ü gözden çıkardım.

Ama benim yoldaki hesabım kuru temizlemecide tutmadı. Çünkü paltonun beheri 275'e, ceket de 175'e imiş. Toplamı da 725 tuttu. Nakit verirsem yüzde beş-on indirimi varmış. Günün tek sevindirici yanı bu olsa da nasıl çıksın benden bir çırpıda o kadar nakit. Mecburen al öbür aya diyerek kartı uzatacağım artık.

Uzatmadan söyleyeyim, öğleden beri ne ağzımın tadı kaldı ne de yüzüm güldü. Sersem sersem dolaştım çarşı pazar. Kalsın demeyip geri çıkmadığıma göre bu para benden çıkacak ama bu aşamadan sonra o ceketi ve paltoyu önümüzdeki kış nasıl giyerim bilmem. Belki de gardıroba bir koyacağım, bir daha giymeyeceğim. Üşüsem de bu böyle.

Nasılsa bir giymekle kış boyu giyme arasında bir fark yok. Çünkü bir giydiğim takdirde seneye tekrar kuru temizlemecinin yolunu tutacağım. Seneye fiyatlar nerede durur, şimdiden kestiremiyorum.

Ne zaman ki üşüdüm. Gardırobu açıp kışlıklarıma bakıp verdiğim parayı gözümün önüne getireceğim. Bir bakmışsınız ki ne üşüme var ne de titreme. Kısaca evdeki çamaşır makinesinde yıkanan ne varsa o türden giysi giyeceğim. Kuru temizlemeciye gidecek palto, ceket ne varsa hepsini dolaba hapsedeceğim.

Güya bu ay doğal gaz parası vermeyeceğim diyordum. Kuru temizlemeye gidecekmiş benim cebimde kalacak para.

Şu aşamadan sonra beni dertlere gark eden hesapta olmayan bu kuru temizleme fiyatını nasıl unuturum, acısı ne zaman geçer bilmiyorum ama bugünkü aklım olsaydı, çocuklardan birini kuru temizlemeci yapardım. Gelsin ondan sonra paralar derdim. Bu da geçtiğine göre şu aşamadan sonra yapılacak olan, bu derdi bir an evvel unutmak diyeceğim ama ne mümkün. Görünüşe göre hiç aklımdan çıkmayacak gibi. Yüz devesini Ebrehe’ye kaptıran Dede Abdülmattalip’i şimdi daha iyi anlıyorum. Aramızdaki tek fark, Dedenin develeri gasp edilmişti. Ben ise kendi elimle vardım kuru temizlemeciye.

Siz siz olun, çamaşır makinesinde yıkanması yasak olan giysiye para vermeyin. Vereceğiz derseniz, eve çamaşır makinesini bastırmayın. Buna da elimiz mahkum derseniz, satın aldığınız kirlenince çöpe atın, yenisini alın. Yani kirletin atın. Çünkü göreceksiniz ki yenisi kuru temizlemeciye verdiğinizden ucuza gelecektir. En azından yeni aldım dersiniz ve yeni yeni giyersiniz.

Bu arada ileride siyaset düşünüyorsanız, mevcut siyasiler de kulağını açıp iyi dinlesin. Seçim vaadi olarak kuru temizlemeye vereceğiniz giyim bedava temizlenecek derseniz, seçimi banko kazanırsınız. Yeter ki “Kirletmek sizden, kuru kuru temizlemek bizden” deyin. Bu altın öğüdümü unutmaz, kazandıktan sonra bana bir kuru temizleme dükkanı açarsınız. Fifty fifty kazanırız. Gördüğünüz gibi siz de kazanacaksınız, ben de. Çok görmeyin bu garibe bu kazanmayı. Umarım, sadece biz kazanırız demezsiniz.

Kuralsızlığımızda Devlet Kurumlarının Payı

Bu ülkenin hemen hemen her konuda nasıl davranılacağına dair kuralları vardır. 

Denetim ve yaptırımı olmayınca, 

Yaptırımı varsa da tesadüflere bağlı olunca,  

Bu yaptırımlar belli zaman aralığında affa uğrayınca, 

Yapanın yanına kar kalınca,

Çiğnenen yasaklara seyirci kaldıkça...

Her şeyin kuralı olan bu ülke kural tanımaz bir ülke olup çıkıyor.

Bu tespiti görmek için

Nerede park etmek yasaktır levhası varsa, gölgesinde sıra sıra araçların park edildiği fiili bir durumdur. Yasağı çiğnediği için bu araç sahiplerine ceza nadirattandır. Ceza yazılanların çoğu da af gelir düşüncesiyle ödenmez. Yasağı çiğneyenin yanına kar kalmış olur.

Kaldırım üzerine araç parkı da yasaktır. Buna rağmen kaldırımlar araç işgali altında. Bu yasağı çiğneyen kaç araca ceza yazılır? Yazılmıyor ki araçlar kaldırımlara konmaya devam ediyor.

Yaya geçidi, yaya yolu ve kavşaklarda yaya geçişi önceliği varken kaç araç yayaya yol veriyor? Yol verenin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bunu yapan sürücüye de yaya teşekkür ede ede bitiremez.

Kaç yaya kendisine kırmızı yandığı halde yeşilin yanmasını bekler? Sağına soluna bakar, araç yoksa karşıya geçer. Çok mu acil işi var? İşi olduğundan değil. Yasağı çiğnemek içimize işlemiş. Kazara yeşilin yanmasını bekleyenlere de acınarak bakılır.

Park edilmesi yasak yerlerden biri de toplu taşıma otobüslerinin duraklarıdır. Buralar da araçların otoparkı işlevi görür. Durağına girmeyen otobüs tek şeritli yolda yolcu indirir, bindirirmiş. Otobüsün arkasında bekleyen araçlar yolu tıkarmış, kimsenin umurunda değil, yanlış yere araç park edenin zaten hiç umurunda olmaz. Belirli zaman aralığında trafik polisi gelir. Önce anonsla uyarır, geçer gider. İkinci gelişinde silecekleri kaldırır. Üçüncü gelişinde araç bulabilirse ceza yazmaya kalkar. Zaten araç sahipleri gelip araçlarını çekmeye başlayınca ceza da kendiliğinden düşüyor ya da bir araca yazılır, diğerleri kurtulur. Trafik bu şekilde biraz rahatlar. Polis gittikten sonra eski hamam, eski tas devam eder. Aynı şekilde çöp konteynerlerinin yanına ve belli bir mesafe araç konmaması lazım. Bu yasağa uyan da olmaz.

Esnafın işyeri dükkanında ibaret olsa da dükkanın önü de esnafındır. Kimse gelip kolay kolay aracını koyamaz. Esnafın kendisi kendi aracını koyar. Aracıyla bir yere gitmesi gerekiyorsa, dükkanının önüne duba görevi gören teneke vb. koyar veya koydurur ki bir başkası gelip park yapmasın.

Aynı şekilde vergi affı, imar affı gelir, suçlulara af getirilir.

Resmi bir yerde işimiz varsa, işimizi halledecek veya bize yardımcı olacak bir tanıdık aranır, tanıdık vasıtasıyla işimizi giderme yoluna gideriz.

Belli örnekleri verdim. Hemen hemen her alana dair kuralsızlığımıza dair örnekler vermek mümkün. Bu da kurallara uymadığımızın, yasakları çiğnediğimizin bir göstergesidir. Doğru dürüst yaptırımı, müeyyidesi, takip ve denetimi olmayınca da bu kuralsızlığımız artarak devam ediyor. Bu demektir ki kuralsızlığımızda devlet adına iş yapan görevlilerin payı büyük.