4 Mayıs 2023 Perşembe

Ayıbın Büyüğü

Diyelim ki maddi bir sıkıntıya düştünüz.

Ev alacaksınız, az bir açığınız var.

Araba alacaksınız, biriktirdiğiniz yetmiyor. 

Bu durumda ne yaparsınız?

İlk etapta geniş çevreniz arasından, kendisinde bugünden yarına kullanmayacak parası olan eş, dost ve tanıdıklara durumu utana sıkıla açarsınız. Öyle ya el dost bugünler için var. Bana şu kadar borç verebilirseniz, minnettar kalırım. TL vermek istemezseniz, altın, döviz cinsinden de verebilirsiniz. Şu kadar sürede öderim dersiniz.

Aslında bu şekil verilecek borç, Bakara Süresi 245, Maide Süresi 12, Teğabün Süresi, 17, Hadid Süresi 11 ve 18. ayetlerde karz-ı hasen olarak ifade edilir. Güzel borç anlamına gelir ve Allah'a verilen, Allah için verilen borç demektir. Buraya bir tanesinin anlamını yazmakla yetineceğim: "Kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah'tır ve ona döndürüleceksiniz”. (Bakara, 245)

Kendisinde para olduğunu adınız gibi bildiğiniz ne kadar ahbabınız varsa, her birinden eliniz boş döndü. "İmkanım yok, verecek durumum yok, müsait değilim, var ama bana lazım. Şurada kullanacağım. Var ama finans kurumunda. Bir yıllık kar payına yatırdım. Vardı ama senden önce falan geldi, ona verdim. Oğlan evereceğim. Kız çıkaracağım" gibi gerekçe ileri sürdüler.

Burada antrparantez evi, arabası olmasın. Kirada otursun, toplu taşıma kullansın diyeniniz çıkabilir ya da Allah yardımcısı olsun diyebilirsiniz.

Hasılı umduğunuz dağlara karlar yağdı. İhtiyacınızı nasıl gidereceksiniz?

Sıcak bakmıyorsunuz ama geriye şu seçenekler kalır: Ya finans kurumuna gideceksiniz ya da herhangi bir bankaya giderek kredi çekme yoluna gideceksiniz.

Finans kurumlarından para almanın, bankalardan çekilen krediden daha yükseğe geldiğini söyleyenler bilirim. Kişi yüksek demeyip finansı tercih edecek veya daha uygun deyip kredi çekme yoluna gidecek.

Adam bankadan kredi çekerek ihtiyacını giderdi. Kara günde yanımda en iyi dost banka imiş diyecek.

Yine burada bir parantez açayım: Çoğunuz kredi haram. Niye çekti deyip bu kişiyi ayıplamak yoluna gidebilir. Hatta güvenip para istediği eş dostundan böyle diyenler bile çıkabilir. Belki de hatırlı olsun ama iyi yapmamışsın diyecekler.

Ayıplayan çıkabilir, şöyle yapsaydın diyen olabilir.

Konuşan konuşur. Kimsenin ağzını büzemezsin. Yalnız burada bir ayıp varsa, bu ayıp kimin ayıbıdır? Bankadan kredi çekenin mi? Ona borç vermeyen dostlarının mı?

Bence bir ayıp varsa, bunun hiç lamı cimi yoktur, bu ayıbın büyüğü, elinde kısa vadede kullanmayacağı parası olduğu halde bu darda kalmışa borç vermeyen daha doğrusu Allah’a borç vermeyen eş ve dostunundur.

Anlattığım bu olayı hayatın diğer alanlarına uygulayabiliriz. Umut beklediğin, beklentiye girdiğin, bu yapar dediğin ne kadar kişi varsa, bunlar ağzına yüzüne bulaştırmışsa, içine sinmese de mecburen başka alternatiflere yöneleceksin. Alternatife yöneldiğin zaman kimsenin seni ayıplamaya yüzü olmaz. Çünkü ayıplayacaklar, ayıplamadan önce kendilerine baksınlar. Bir işi düzgün yaptıkları halde mi alternatife yöneldiler ya da düzgün yapmadıkları için mi alternatife yöneldiler? Durum ilki ise alternatife yönelenler ayıp etmiştir. Yok, ikinci ise bu ayıp size yeter de artar bile. 

Birileri Kaybederse

Birileri kaybederse niçin kaybeder?

Kibrinden, 

Güç zehirlenmesinden ve hubris sendromu yaşamasından, 

İstişareyi, ekip ruhunu bırakıp başına buyruk hareket etmekten,

Beraber ıslandığı yol arkadaşlarını bir bir yanından uzaklaştırmaktan ve yolda bulduklarıyla yola devam etmekten,

Yanından uzaklaşanları ulu orta eleştirmesinden, 

Yanından uzaklaşanları veya uzaklaştırdıklarını nankör ilan etmekten, 

Bir zamanlar yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü sözünü bırakmasından, 

Ağzının ayarı ve fermuarı olmadığından,

Muhataplarına her türlü hakareti yapmasından,

 Bozuk üslubundan, 

Gece gündüz durmadan konuşmasından, 

Etrafında alternatif bırakmamasından ve alternatifsizliğine oynamasından, 

Tükürdüğü her şeyi yalamasından, 

Sürekli zikzak çizmesinden, 

U dönüşünde sınır tanımamasından, 

En son söyleyeceğini ilk başta söylemesinden, 

Eleştirdiği, ayıpladığı ve kızdığı ne varsa hepsini fazlasıyla yapmasından, 

Lügatimize "af talebi" ve "af talebi kabul edildi" sözcüklerini kazandırmasından, 

Ekonomiyi aldığı noktadan daha kötüye götürmesinden,

Emellerine ulaşmak için dini ve ince kutsal sayılan ne kadar değer varsa, kullanmakta ve istismar etmekte sınır tanımamasından,

Birlikte çalışırken uzaklaşıp giden kim varsa, kazandığı mevkii sayemde edindi mesajı vermekten,

Yanında uzaklaşan ne kadar kişi varsa hepsini kötü görmekten, kendisini sütten çıkmış ak kaşık görmesinden,

Siyasi hayatıma da mal olsa asla yapmayacağım dediği ne varsa hepsini yapmasından,

Seçim ekonomisi uygulamasından,

Kendisini bulunmaz Hint kumaşı görmesinden,

Rakiplerini hor görmesinden,

Her konunun kitabını yazmasından,

Her işten anlarım, en iyi ben bilirim özgüvenine sahip olmasından,

Devletin her türlü imkanını har vurup savurmasından,

İnadından,

Deve gibi kinciliğinden,

Kendisini kurtarıcı görmekten,

Adalet duygusunu yok etmekten, oluşturduğu mağduriyetlerden,

Her şeyi kendisine bağlamaktan,

Mağrurluktan hiç ödün vermemesinden,

Kırıp döktüğü ne varsa hepsini “Allah beni affetsin” şeklinde geçiştirmekten...

Adı Konmamış Kast Sistemi

Bir tarikat şeyhi vefat ediyor, yerine varsa oğlu yoksa damadı geçiyor. 

Siyasi bir genel başkan vefat ediyor, partinin başına oğlu geçiyor. 

Kendisi siyasi yasaklı olduğundan dolayı kurduğu partinin başına eşini getiriyor. 

Bir baba sayısını bilemeyecek kadar kaç dönem milletvekilliği yapıyor, kaç dönem kuralına takıldığı için vekil olamıyor. Bir bakmışsın oğlu seçilecek yerden vekil listesine girivermiş. Artık babasının ardından oğlu Mecliste bizi temsil ediyor. Babadan oğula geçen vekil sayısı da az değil. 

Bir partinin genel başkanı kaç dönem genel başkanlık yaptıktan sonra vefat ediyor. Yerine oğlu genel başkanlık yarışına giriyor. Seçildi ise babanın ardından genel başkanlığa devam ediyor. Seçilemediyse tüm referansları babası olan yeni bir parti kurup partinin başına geçiyor.

Bir baba ya da anne üniversitede akademisyen. Emekli olurken ya da halen çalışırken bir bakmışsın oğlu ya da kızı aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak göreve başlayarak beşik ulemalığı pardon soyad devam ediyor. 

Aynı ailenin biri bir partide vekil adayı, diğeri başka bir partide vekil adayı. 

Soylu ve köklü bir aileden biri, ünlü bir hocanın ailesinden çocuğu veya torunu kaç dönem liste başından vekil seçiliyor. 

Aşiret ağası ya da aşiret çocuğu Mecliste. 

Seçim ve Meclis çalışmasına katılamayacak kadar hasta olmasına rağmen vekil gösterilip Mecliste bizi temsil ediyor. 

İnsanoğlunun gözünü toprak doyurur dedikleri bu olsa gerek. Ki bunları toprak da doyurmuyor. Kendi giderken çocuğunu yerine bırakıp aile silsilesi devam ediyor. 

Görüleceği üzere vekil seçilmede hikmet kriterleri say say bitmiyor. Meclise kapağı bir atan ise Meclisin demirbaşı olup çıkıveriyor. Önemli bir kısmı da vekillikten emekli oluyor. Beşikten mezara vekillik yaparken ölenler de oluyor.

Her ülkede böyle midir, bize has mıdır yoksa normali bu mudur ya da Doğu toplumu olduğumuzdan mıdır, bilinmez ama bana bu fiili durum garip geliyor.

Bazı kişi ve ailelere özgü bu şekil vekil seçme fiili durumunu halkçılık ilkesinin neresine koymak gerekiyor bilmiyorum. Güya bu ülkede herkes eşit ve bu ülkede bir kast sistemi yok. Görünen o ki adı konmamış bir kast sistemi var bu ülkede. Şeyh de aynı aileden, vekillerin önemli bir kısmı da aynı aileden. 

Adına demokrasi, sandık ve seçim dedikleri şey, öyle zannediyorum, belli aileleri sırtımızda taşımak. Şu bir gerçek ki vekillik yapmak, bir partinin başına geçmek, bir tarikatın başına geçmek Anadolu insanının harcı değil. Zira bu yerler belirli soyadına ve belirli ailelere tahsis edilmiş vaziyette.