29 Mart 2023 Çarşamba

Milli Görüş

Milli Görüş, merhum Erbakan'ın 1969 yılında çıktığı siyasi yolculuğundan, vefatına kadar devam ettirdiği siyasi çizgisinin adıdır. Maddi ve manevi kalkınmanın, gelişimin, değişimin ve ilerlemenin milli duruşla mümkün olacağını savuna gelmiştir. Bu yüzden her çözümünde millilik demiştir. Taklitçiliğe ve özentiye hep uzak durmuştur. Ömrü boyunca bu çizgisini hiç değiştirmemiştir.

Önceleri bu çizgi ciddiye alınmamış, dalga geçilmiş. Biraz taban bulunca bir bölen olarak görülmüş, irticanın odağı ve dinî siyasete alet ediyor denmiş. 

80 öncesinde hep MC hükümetlerinde yer almış. Maddi kalkınmayı ağır sanayi ve milli sanayi hamlesinde görmüş ve memleketin her bir yerine fabrika temelleri atmış. Manevi kalkınma için de imam hatip okullarının sayısının artırılmasına öncülük etmiştir. 

80 öncesinde kurduğu Milli Nizam Partisi, irticanın odağı gerekçesiyle kapatılmıştır. Yerine kurduğu Milli Selamet Partisi ise tüm partiler gibi 80 ihtilaliyle birlikte sonlandırılmıştır.

Yerine kurulan Refah Partisi, 91 genel seçimlerine kadar yüzde 10 barajını aşamadığı için Meclis dışında kalmış, 91 seçimlerine ittifakla girerek Meclisteki yerini almıştır. 94 mahalli seçimlerinde bir sıçrama yaparak çoğu belediyelerde iktidar olmuştur.

95 genel seçimlerinde en büyük parti olarak Meclise girmiş ve kurulan koalisyonun büyük ortağı olmuştur ama bu hükumetin ömrü fazla uzun sürmemiştir. İktidarda iken irticanın odağı olduğu gerekçesiyle parti hakkında kapatma davası açılmış, 28 Şubat süreciyle birlikte bu parti kapatılarak yerine Fazilet Partisi kurulmuştur. 

Yeni kurulan bu parti girdiği seçime pek asılmamış ise de 2000 öncesi Mecliste yine temsil edilmiştir. Bu partinin ömrü de uzun sürmemiş, tıpkı RP gibi aynı gerekçe ile kapatılmıştır.

Tabanı olan bir partiyi kapatmak çözüm değil. Yerine Saadet Partisi kuruldu. FP’ndeki vekillerin yarısı kurulan bu yeni partiye geçerken yarısı geçmedi. Biz Milli Görüş gömleğini çıkardık diyerek kurdukları AK Partiye geçtiler. Parti kapatmakla bir zihniyeti yok edemeyenler partiyi ve yol arkadaşlarını tam ortadan ikiye bölmeyi başarabilmişlerdi.

Arkasında Erbakan’ın olduğu SP yerinde sayıp hatta gerilerken gömleği çıkaran talebeleri ise 2002 yılında yapılan ilk seçimde ve sonrasında defalarca tek başına iktidar oldu.

Ana gövdeden Milli Görüş çizgisini terk ettiğini söyleyerek iktidar olan bu görüşün talebeleri, zamanla Milli Görüşü biz temsil ediyoruz diyerek bu görüşü sahiplenmeye başladı. Bu görüşün ana gövdesi ise büyüyemediği gibi esas Milli Görüş biziz demek suretiyle bölünmeye devam etti. SP’den ayrılanlar önce Has Partiyi kurdu, ardından AK Partiye katıldı. SP’de siyaset yapan oğul Erbakan, genel başkanlık yarışını kaybedince Yenidenrefah Partisini kurdu. Zaman ne gösterir bilinmez ama halihazırda Milli Görüşü temsil ettiğini söyleyen üç parti var: SP, AK Parti ve YRP. Her biri de esas Milli Görüş biziz diyor.

Bilinen bir gerçek var ki baba Erbakan’ın tedrisinde yetişen talebelerinin ne derece hocalarının ardından gittiği su götürse de bir zamanlar vebalı ve sakıncalı piyade görülen ve dışlanan bu zihniyet, günümüzün geçer akçesi. Hoca Erbakan’ın kavuşamadığı imkanlara talebeleri kavuştu. Bölünüyor ama bitmediği gibi ülke siyasetinde söz sahibi olmaya devam ediyor.

Salgını Yenmenin Yolu

Tüm tedbir, aşı ve kısıtlamalara rağmen salgın artmaya devam ediyor. Bu salgını önlemenin tek yolu kaldı: 

1.Dışarıda olduğu gibi evde hatta yatak odasında bile maske, mesafe ve temizlik kuralına riayet etmeli,

2. Evde tüm aile fertleri birbirine karşı bir yabancı gibi davranmalı,

3. Aile fertleri ayrı odalarda kalmalı,

4. Yemekler aynı sofra, aynı masa ve aynı kaptan yenmemeli,

5. Aynı evi paylaşan aile fertleri, birbirleriyle görüşmek isterlerse, birbirlerinin odasına girmekten ziyade telefonla görüşmeyi, görüntülü arama ve online vb. imkanları kullanmalı,

6. Evin her odasında, girerken ve çıkarken kullanmak üzere dezenfektan bulundurulmalı,

7.Market vb. yerlerden alışveriş yaparken, eczanelerden ilaç alma mesafesi hayata geçirilmeli. Müşteri ne istemişse, tezgâhtar onu uzatmalı. Burada ses duyurma zorluğu yaşanırsa tezgâhtar ve müşteri, telefonla görüşme yolunu tercih edebilir. Mümkünse, alışverişlerde online alışverişe geçilmeli. Siparişler kurye vasıtasıyla evlere ulaştırılmalı. Alışverişini markete gitmeden yapanlara yüzde beş indirim uygulanmalı.

8. Milli Eğitim Bakanı, yüz yüze eğitimin her türlüsüne ve her sınıf kademesine bir nokta koymalı ve demeli ki "Bundan sonra salgın kalksa dahi asla yüz yüze eğitim yapılmayacak. Pratiği dahil her türlü eğitim ve öğretim online yapılacaktır" demeli. Bu konuda üniversite yönetimlerini örnek almalı. Böylece yakın temas olmayacağı için öğrenciye şiddet ve öğretmene şiddet de kendiliğinden çözülecek ve tarihteki yerini alacaktır.

Benim şimdilik aklıma gelen öneriler bunlar. Önerilerimle şaka yaptığım, tiye aldığım anlaşılmasın. Zira hiç olmadığı kadar ciddiyim. Bu da Bilim Kurulu üyelerine benim bir kıyağım olsun. Bu önerilerim hayata geçirildiği takdirde bizdeki tedbir ve azmi gören salgın, bu ülkede bize ekmek yok deyip çekip gidecektir. 29 Mart 2021

Not: Salgının ne şekilde geçtiği bilinmeden başta bilim kurulu üyeleri olmak üzere tedbir amaçlı herkesin bir şeyler söylediği bir ortamda acizane bu önerileri yazarak sosyal medyada paylaşmışım. Anılarımda görünce, bu paha biçilmez önerilerim blogumdaki yerini alsın istedim.

28 Mart 2023 Salı

Eniştem Değil mi? Varsın Öpsün!

Eniştem bir hesap kitap adamı. Kolay kolay vermez, yedirmez. Bu hesabı yaparken de sırtında yumurta küfesi olduğunu söyler.

Eniştemin bir özelliği daha var. En son söyleyeceğini ilk başta söyler. Mümkün değil. Cesedimi çiğnemeden olmaz der.

Sanırsın ki eniştem hep böyle. Zırnık koklatmaz dersin. 

Ama şaşırtmayı pek sever. 

Öyle bir zaman gelir ki vermeyen eniştem, kesenin ağzını açar. Sırtındaki yumurta küfesini atar. Verdikçe verir. Ne kadar, olmaz dediği varsa hepsini bir bir yapar. Yani şaşırtır. Bu uğurda binlerce tavuğu esirgemez. Yeter ki kaz gelecek olsun. 

Eniştemin bu cömertliği genelde beş yılda bir olur. 

Sen de tüm bu olup bitenleri görünce, bayram değil, seyran değil, enişten beni niye öptü der durursun. 

Bu kadar iyiliği görünce, dün vermeyen bugün niye veriyor dediğin zaman eniştemi sevenler, "Sizi de anlamak zor. Vermediğinde vermedi diyorsunuz. Verdiğinde de niye verdi dersiniz" derler. 

Yine dersiniz ki dün olmaz diyen, bugün olur deyince, burada bir çelişki yok mu diyorsun. Eniştemi sevenler, hayatın içinde olur böyle şeyler. Yapmayan mı var diyor. 

Efendim, tamam versin de bu verdiğinin karşılığı var mı dersin. Eniştemi sevenler, size de iyilik yaramıyor. Nankörlüğün bu kadarına da pes doğrusu diyorlar.

Hasılı eniştem vermese de taltif görüyor, verse de taltif görüyor. Birbirine zıt ve çelişki durumunda dahi sevenleri nezdinde eniştemin bir karşılığı olunca, eniştem niye yapmasın bunu. Zira alan razı, veren razı. Kime ne, değil mi?

Hasılı, eniştem verse de bunun bir hikmeti vardır, vermese de bir hikmeti vardır. Bu durumda hikmetinden sual olmaz deyip kabullenmek gerek. Hikmet nedir bilmeyenler bundaki hikmeti anlayamayınca haliyle eleştirip burun kıvıracaklar. İnsanoğlu anlayamadığının cahilidir. Zira hikmet ile cehalet bir arada bulunamaz.

Eniştemin bayram harici beni öpmesinden hoşnut olmayanlar, böyle bir enişteye sahip olamayınca haliyle bir çekememezlik hali yaşıyorlar. Onları  anlıyorum. Çünkü kıskanıyorlar. Yalnız unutmasınlar ki bu kıskançlık onları bitirir. Sonra demedi demesinler. Halbuki ömürlerini kıskançlığa adayacaklarına, ya pes deyip eniştemin ara ara öpmesine Rıza gösterecekler ya da kendilerini öpecek başka bir enişte bulacaklar. Değilse hayat onlar için çekilmez olur. İç günlük hayatı kendilerine zindan etmiş olurlar. Benden söylemesi.