20 Mart 2023 Pazartesi

Eyvallah ve Estağfurullah

Bazı kelime, kavram, isim, söz ve deyimler var ki ne kadar kullanırsan kullan, kişiyi ve muhatabı bezdirmiyor. Anlam yüklüdür. Kelamı kibar gibidir. Ebadından büyük anlamlar taşır. Bunlardan biri de eyvallahtır. TDK'ye göre

"Allah'a ısmarladık", 

"Teşekkür ederim", 

"Kabul ediyorum, razıyım" anlamlarında kullanılan bir seslenme sözü, isim ve sözdür. 

Ben kaçtım anlamında, "Haydi bana eyvallah" deriz. 

Bu isim deyim olarak da kullanılıyor: 

"Eyvallah demek" , hoş görerek kabul etmek veya edilmek, hoşça kalın, sağlıcakla kalın. 

"Eyvallah etmemek", birinden yardım istememek, gönül borcu olmamak, boyun eğmemek. 

"Eyvallahı olmamak", kimseye gönül borcu, minnet olmamak. 

"Kimseye eyvallahım yok", kimseye muhtaçlığım yok. Giden gider, kalan kalır.

“Haydi sana eyvallah”, güle güle!

Gördüğümüz gibi çoğu zaman anlamını bilmeden kullandığımız eyvallah her konuşma ve cevapta yerini alıyor. Ne konuşurken ne de cevap verirken tepki çekmediği gibi herkes hoşnut oluyor.

Estağfurullah sözü de hemen hemen her yerde kullandığımız bir sözdür. Bu da tıpkı eyvallah gibi hoş anlam taşır ve anlam yüklüdür. Esas anlamı “Allah’tan af ve mağfiret dilerim” iken yaptığı bir işten, iyi bir davranıştan dolayı kendisine teşekkür edilen bir kimsenin söylediği, teşekküre değmez, bir şey değil, rica ederim anlamında bir incelik sözüdür.

Yine övülen kimsenin “yok ya ben öyle değilim” anlamında alçak gönüllülük ifade etmek için kullanılır. Mütevazı insanların sık sık başvurduğu ve dilinden düşürmediği bir sözdür.

Bir de tövbe estağfurullah şeklinde bazen yaptığından dolayı pişmanlık duymak bazen de birine veya bir şeye kızınca söylenir.

Estağfurullah çekmek sabretmek için kullanılır.

Hasılı gündelik hayatta asıl anlamından farklı yerlerde kullansak da hoş iki söz vesselam. Hem eyvallah hem de estağfurullah.

Deprem Müzesi

Birbiri ardına yaşadığımız doğal afetler gösterdi ki bu ülke insanına, vadesi gelmiş ve hastalık dışında normal ölüm yasak. Bu yasağın bir iyi yönü var ki kimseye tek tür ölüm dayatılmıyor, bize seçenek sunuluyor. Kötü yönü, ölüm seçeneklerimiz var ama kimse kendisi için hangi çeşit ölümün takdir edildiğini bilmiyor. Bu da bu işin sürprizi.

Bize ölüm olarak biçilen rol, enkaz altında kalıp can vermek, bir sel baskını sonucunda suda boğulmak, maden ocaklarında grizu patlamasıyla oluşan göçük altında nefessiz kalıp ölmek, çığın altında kalmak, tren faciasında veya bayram tatiline giderken ya da tatil dönüşü trafik kazasıyla vefat etmek ya da bir canlı bomba ya da terörist eliyle can vermektir. 

İnsanımıza ölümlerden ölüm beğendiren ve anasından doğduğuna, doğacağına pişman eden bu tür ölümleri görünce Albert Camus’un, "Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın" sözünü hatırlamamak mümkün değil. Maalesef bu ülkede bize normal ölüm yasak. Bu söz bize bu ülkede verilen değeri gösteriyor.

Her depremi milat kabul ederek bundan sonra böyle olmayacak dememize rağmen Kahramanmaraş merkezli iki deprem gösterdi ki “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözünün bile bizde bir karşılığı yok. Zira bizi bırakın nasihati, musibetler de kendimize getirmiyor. Temenni ediyorum ki bu son musibeti unutmayız, aklımızı başımıza alırız da bundan sonrasını afetlere kurban vermeyecek şekilde planlarız.

Unutmayalım diyoruz ama nasıl ki unutmayacağız, bize milat olacak dediğimiz 99 depremini unuttuğumuz gibi bu son depremi de unutacağız. Unutmamak, unutturmamak, bir daha aynı yanlışları tekrarlamamak için neler yapılabilir?

Depremi vuran her ilde bir deprem müzesi yapılabilir. Bu deprem müzesi için yıkılan, çöken ve onlarca kişiye mezar olan bir yer belirlenir. Buranın molozu kaldırılmaz (Mümkünse tüm moloz yerinde kalmalı). Moloz koruma altına alınır. Enkazın uygun yerine tek katlı büyükçe bir yer yapılır. Bu binada depremle ilgili yazı (ölen sayısı, yıkılan bina sayısı, binaların niçin yıkıldığı vb.) ve görsellere yer verilir. Burası halkın ziyaretine açılır. Ayrıca belediye başkanı olacaklara, binaların yapı denetiminden sorumlu olanlara, inşaat mühendislerine, mimarlara, imar işlerinden sorumlu devlet ve siyaset adamlarına, belediye meclis üyelerine, inşaat mühendisliği ve mimarlık öğrencilerine, müteahhitlere, inşaat yapacaklara ve inşaat başlatacaklara kısaca inşaat ve zeminin her aşamasında şu ya da bu şekilde dahli olanlara bu müzeyi ziyaret yapmaları zorunlu kılınabilir.

Yeni binaların her birinin görünen yerlerine, binanın her aşamasında sorumluluğu olanların isimleri yazılmalı. Her binanın tarihçesi dijital ortama aktarılmalı.

Son depremle birlikte depreme maruz kalan il ve ilçe belediyeleri ve başkanları geçmişten günümüze mercek altına alınmalı. Yıkılan binalardaki sorumlulukları incelenmeli. Tespit edilen sorumluların,  emsal olması için en ağır ceza verilmeli. Sorumluları ve aldıkları cezalar bilgisi müzede afişe edilmeli.

Halkta deprem bilinci geliştirilmeli. Görev ihmali olanlar hakkında birlikte hareket edebilmeli. Demokratik tepkilerini dile getirmeli...

17 Mart 2023 Cuma

Sorun Olmayınca Sorumlu da Yok

Deprem olur, binlerce ev ve bina yerle bir olur, insanımız enkazın altında kalır. Müsebbibi benim ya da şu denmez. 

Enkazdan çıkarılamayıp ölenler ölür. Bir Allah'ın kulu çıkıp da şu şu gerekçeler yüzünden görevimi yapamadım, sevk ve idare edemedim, bunda ihmalim var denmez.

Aşırı yağışlardan dolayı meydana gelen sel baskınları can ve mal kaybına sebebiyet verir. Şu tamahkarlığımdan dolayı dere yataklarını imara ben açtım. Suçluyum denmez.

Etkili, yetkili ve sorumlu kişiler hakkında iddialar havada uçuşur. Bu işin aslı astarı nedir, şunu bir araştıralım. İddiaların aslı varsa cezasını çeksin. Aslı yoksa temize çıksın denmez. 

Kısaca bu ülkede bir doğal afet veya bir facia yaşansa, her birinde onlarca, yüzlerce, binlerce kişinin ölümü veya mağduriyeti ortaya çıksa bile etkili, yetkili ve de sorumlu kişilerden, bunda benim dolaylı veya dolaysız ihmalim, suistimalim var denmez. 

Halkımız da hep böyle gördüğü için kimseden sorumluluk almasını beklemiyor. Bu durumdan halk da memnun, etkili ve yetkililer de. Özellikle sorumlu makamdakilerin sevincine diyecek yok. Öyle zannediyorum, ülke elden gitse, bir Allah'ın kulu bunda benim payım olabilir mi diye düşünmeyecek. Zerre kadar pişmanlık duymayacak, hiçbir şey olmamış gibi herkesle beraber kenara geçip oturacak ve tüh bile demeyecek. 

Niye böyleyiz derken deprem şehirlerimizden bir valinin istifa haberi alt yazı ile geçti. Hah şöyle. En azından sorumluluğu üzerine alan biri çıktı derken istifa nedeninin, vekil aday adaylığı olduğu ortaya çıktı. Hasılı bildiğiniz gibiyiz. 

Böyle olsak da bizi bu konularda halen şaşırtıp mahcup edecek biri çıkmasa da böyle olmamızın nedenini düşünmeden edemedim. Şundan mı, bundan mı, niye biz hep sütten çıkmış ak kaşığı derken bir icat bulmuş gibi buldum dedim ve sevindim. Ahzap süresi 72.ayet aklıma geldi. Bu ayet malumunuz üzere emaneti yani sorumluluğu üstlenme ayeti. Bu ayeti bir hatırlayalım: "Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir”.

Ne alaka demeyin. Alakası, günümüz insanı geçmişte bu sorumluluğu aldık. Bu sorumluluğumuzdan dolayı da Allah zalim ve cahil dedi. Bir daha zalim ve cahil olmamak için akıllanmış ve geçmişten ders çıkartmış olmalıyız ki bir daha sorumluluğu üstlenmeye yanaşmıyoruz.

Hasılı, bundan sonra sorumluluğu kim alırsa alsın, istersen yer, gök ve dağlar üstlensin. Biz etkili ve yetkili olacağız, kırıp dökeceğiz ama asla bunların sorumluluğunu almayacağız. Haliyle orta yerde sorun yok. Sorun olmayınca sorumlulukta yoktur. Bir de sorunları sorun olarak görmeyeceğiz. Görmeyince zaten orta yerde sorun olmaz.