12 Mart 2023 Pazar

Dayak

Hocanın vurduğu yerde gül bitmez, şiddet biter. Kişide hayatı boyunca yaşayacağı derin izler bırakır.

Dayak cennetten çıkma değildir. Olsa olsa cehennemden çıkmadır. Uğradığı yerlere fırtına eker, şiddet biçer.

Eve, bacaya bastırılmaz. Düşmana dahi layık görülmez. 

Dayak yiyen ne kadar hak ederse etsin, dayak atan ne kadar iyi niyetli olursa olsun, attığı bu dayaktan dolayı ona hayır dua edilmez.

Tedip amaçlı dayak olmaz. Zira dayak terbiye etmez. Duyguları ve kişiyi bastırır, başı öne eğdirir, onuru zedeler, kişinin gelişimini engeller. Kişiyi farklı dünyalara götürür. Kişideki özgüveni yok eder. İnsanın kişiliğini geliştirmez. Kişi ya içine kapanır ya da bırakıverir kendini. Yalan söylemeye teşvik eder insanı. Kısaca insanı insanlıktan çıkarır, başka bir kılığa sokar.

Dayak şiddeti doğurur. İnsanı kinlendirir. Sorunu zamana yayar.

Dayak kötü bir öğretmendir. Kişi kendinde gördüğü dayağı başkasına uygular. Şiddet toplumu olmamız da buna verilebilecek en iyi örnektir. 

Dayak acizliğin tipik bir örneğidir. Benim bu sorunu çözecek başka sermayem yok demektir.

Dayak güç gösterisidir. Gücü yeten gücü yetene dayak atar. Kimse, gücünün yetmediğine elini kaldırmaz.

Dayak sorun çözme aracı değil, sorun üretme aracıdır. Sorunun devam etmesine zemin hazırlar.

Dayak öfkenin dışavurumudur. Kişinin farklı yüzünün dışa yansımasıdır. Hem dayak atanı hem de dayak yiyeni insanlığından çıkarır.

Dayak, aklın devre dışı kalmış halidir. İnsanın hayvani yönünün baskın çıkmasıdır.

Dayak, insaf sınırının aşılması, merhamet duygusunun yok olmuş halidir.

Dayak sevgi yoksunluğunun dışa yansımasıdır. Sorunu dayakla çözmeye kalkan sevgisiz ortamda büyümüştür.

Dayak, korku salar, korku verir.

Her dayak nedamettir.

Şiddet toplumu olarak uygulamada dayak olsa da insan gelişiminde, psikolojide, toplum hayatında dayağın izahı yoktur. Evlerden ırak, her şart ve ortamda insanımızdan uzak olmalıdır. 

Çünkü dayak sözün bittiği yerdir. 

11 Mart 2023 Cumartesi

Kur'an Kursu ve Dayak

Bir cemaate ait bir Kur'an kursunda, 13 yaşındaki bir erkek çocuğun hocası tarafından yere fırlatılması ve yumruklanması görüntüleri sosyal medyada yayımlandı.

Ailenin şikayeti üzerine şiddet uygulayan hoca tutuklanmış. Sanık, kendisiyle dalga geçtiği için dövdüğünü itiraf etmiş ifadesinde.

Çocuk dalga geçti veya geçmedi. Olayın aslı astarı nedir bilmiyoruz. Bilinen bir gerçek var ki küçük bir çocuğun, kendisinden kaç yaş büyük olan sakallı ve şalvarlı birinden defalarca yumruk yediği. Görüntülerden anlaşıldığına göre dayak yenilen yer kursun mescidi sanki.

İzlediğim görüntü, beni dehşete düşürse de çok yadırgamadım. Zira geçmişte bu tür görüntülerin alası olmuştur bu tür kurslarda. Günümüzden tek farkı, geçmiş dayak ve şiddetlerin görüntüsünün olmaması. Kolun kırılıp yeninin içinde kalması. Günümüzde ise cep telefonları marifetiyle bu tür şiddetlerin gizli çekiminin yapılıp cümle aleme duyurulması. Bunun dışında gördüğüm kadarıyla bir değişiklik yok.

Beni üzen, bu tür görüntülerin hala günümüzde oluyor olması. Biz de sanıyorduk ki bu tür dayaklar geçmişte kaldı. Artık çocuklarımız şiddet görmüyor. Üzülerek görüyoruz ki istisnalar kaideyi bozmamakla beraber geçmişten günümüze kurslarda bir değişiklik yok. Şiddet gırla gidiyor. Demek ki bu tür yerlerde görev yapan bazı hocalarımız bir arpa boyu yol almadan aileler tarafından emanet edilen küçücük çocuklara şiddet uygulamaya devam ediyor. Belki bu görüntü, onlarca şiddetten bir tanesinin ortaya çıkmasıdır. Kim bilir çekimi yapılmayan, gizli kapaklı yerlerde kaç çocuk bu şekil şiddete maruz kalıyordur. Ümit ediyorum ki bu nefret edilesi görüntünün fiili başka bir örneği yoktur. 

Şiddet uygulayan kişi, çocuğa göre güçlü ve kuvvetli olsa da yaptığı acziyetinin bir göstergesidir. Çünkü şiddet, elinde başka sermayesi olmayan aciz yaratıkların başvurduğu bir yöntemdir.

Bu görüntü bize gösterdi ki her sakallıyı amca sanmamak gerektiği gibi her Kur’an okumasını bilen kişiyi de hoca görmemek lazım. Hoca dediğin çocuğun psikolojisini bilen, çocuğun seviyesine inebilen, pedagojiden anlayan olmalı. Geçmişte şiddet görmüş, şiddete meyilli, en ufak bir acizlikte dövmek için elini kaldıran, elini kaldırmasa da diliyle şiddet çağrıştıran biri allameicihan da olsa hoca yapılmamalı, önüne çocuk konmamalı. Çünkü bu tür aciz yaratıklar bu yaptıklarıyla çocukları dinden soğutan, çocuklardaki özgüveni yok eden, çocuğun kişiliğinin oturmasını engelleyen kişilerdir. Böyleleri düşman başına.

Şu bilinmeli ki bu hoca kılıklı insanın, çocukluğuna inilirse görülecektir ki bu kişi çocukluğunda şiddete maruz kalmış zavallı biridir. Çünkü bu şiddeti uygulayan ancak şiddet görmüş biridir. Unutmayalım ki şiddet gören şiddet uygular ve bu dayak yiyen çocuk da büyüdüğü zaman eline fırsat geçerse şiddet uygulayacaktır. Çünkü her dayak şiddete meyilli insan üretir.

Burada devlete bir sözüm olacak. Mevcut Kur’an kurslarının sayısı mı yeterli değil ki cemaatlere değişik yollarla kurs açma imkanı veriliyor? Çocukların yeri yurdu mu yoktur ki bu yaşlardaki çocukların yurt ve kurs ortamlarında aile ortamından uzak bir şekilde yatılı kalmasına izin veriliyor? Bu çocuklar bu yaşlarda birilerinin tedrisine verilerek bu tür yapıların bendesi olmasına niçin sesini çıkarmıyor? Devlet korumakla yükümlü olduğu çocukları böyle mi koruyor?

Birkaç söz de dinini, diyanetini öğrensin ve hayırlı evlat olsun düşüncesiyle çocuğunu bu tür yerlere gönderen anne ve babalara söyleyeyim. Bilin ki çocuklarınıza iyilik değil, kötülük yapıyorsunuz. Çocuğunuz bu gördüğü şiddetle büyüse dahi hayatı boyunca bu ezikliği yaşayacaktır. Çocuğunuz, dinini ve Kur’an’ı öğrense, namazını kılsa dahi ne zaman bir Kur’an görse, bir kursun yanından geçse, hoca denilen biri ile karşılaşsa, ne zaman mescide gitse gözünün önüne yediği veya gördüğü dayak gelecektir. Beyninde şimşekler çakacaktır. Dinini yaşamaya çalışsa dahi yaşantısından zevk almayacaktır. Dinini öylesine yaşayacaktır. İnsan kendi çocuğuna bu kötülüğü yapar mı? Sonra bu din, diyanet sadece kurslarda mı öğrenilir? Niçin başka alternatifler düşünmezsiniz? Unutmayın ki din öğretme konusunda tek alternatif cemaatler ve hocalar değildir. Eskidenmiş bilginin kaynağının hocalar olduğu. Günümüz imkanlarıyla ve geldiğimiz bilgi çağıyla, bilgiye ulaşmanın yolları çoktur. Yeter ki çocuğunuz istesin. Bugün olmuyorsa, yarın bu bilgiye ulaşabilir. Ne olur, Kur’an öğrensin diye çocuklarınızın geleceğini ehliyetsiz bazı kişiler eliyle karartmayın. Bırakın çocuğunuz -adı üzerinde çocuk- çocukluğunu yaşasın. Çocukluğunu ve hayatını zindan etmeyin. Bu dünyaya geldiğine, geleceğine pişman etmeyin. Çocuğunuz zamanı gelince, susadığı ve ihtiyaç hissettiği her şeyi öğrenir. Siz çocuğunuza iyi bir kişilik ve özgüveni vermeye çalışın. Özgüvenini yok eden şiddet türünden çocuğunuzu uzak tutun. İnan, çocuğunuza en büyük iyiliği yapmış olursunuz.

Kalabalıklar İçerisinde Yer Almak

Sürü içerisinde yer almaktır bunun adı. Sürüden ayrılmamak gerek. Çünkü kurt kapar. Ayrık otu gibi bir başına kalırsın.

O yüzden sürünün içinde tutunmak, sürüden alınan güçle yüksek perdeden konuşmak en iyisi.

Burada tutunmanın yolu, sürüye aykırı hareket etmemek, bir başına davranmamak ve güdülmeyi gönül huzuru içerisinde kabullenmektir. 

Hiç aykırı düşünmeyeceksin, sorgulamayacaksın. Bu, niçin böyle demeyeceksin. Ama, fakat, lakin demeden denileni yapacaksın.

Çobanın ve çobanı sevenlerin hışmına uğramamak için çobanı hep övecek, hep savunacaksın. Bu çoban olmasaydı, aç kurtlar akbabalar gibi saldırırdı bize diyeceksin.

Çoban sayesinde güçlüyüz. Çünkü o bizi koruyup kolluyor, karnımızı doyuruyor. Varlığımızı ona borçluyuz. Ya bir de olmasaydı, halimiz nice olurdu diye düşünüp sayesinde güçlüyüz, başkasına yem olmuyoruz diye şükredeceksin.

Verdiği görevi yapamadığından dolayı çoban bir koyunu yerinden ederse, onu getiren de o, götüren de odur. Getirirken iyiydi de götürürken mi kötü diyeceksin.

Sürüden ayrılmaya kalkan olursa, akıllı ol, ne yaptığının farkında mısın, eceline mi susadın de. 

Sürüyü terk eden ve çobanın gözünden düşen biri olursa, çobanın gözüne girmek, çobana ve yardımcılarına mukarrabün olmak için gidene veryansın et. Nankör de. Kendisini bir şey sanıyor. Bugünkü şöhretini çobana borçlu halbuki de. 

Çobanın etrafından giden gidene olsa, çoban bir başına kalsa, bilmelisin ki hep çekip giden suçlu. Acaba çobana da birazcık da olsa hata olabilir mi diye hiç düşünme. Çünkü her şey ayan beyan ortada. Çobanın hiç suçu yoktur.

Çobanın da tıpkı diğer çobanlar gibi hatası olabilir. Hangi birimizin yok ki. Ama bizim çobanın farkı hatasının farkına kendisinin varması ve Allah affetsin diye söylemesidir, helallik dilemesidir. Bunu başkası da yapıyor ama diğer çobanların samimi olmadığı hal ve hareketlerinden belli oluyor. Bizimki ise samimiyet abidesi.

Bizim çoban diğer çobanların topunu yener. Çünkü Allah vergisi bir yeteneği var. Mesuliyetinin gereği bizleri korur ve kollar.  Bizi kurda, kuşa yem etmez. Haklarımızı savunur. Bizim için yaşar. Bizi en iyi o güder. Bizden biri ne de olsa. Başka çobanlar gibi onun, bunun adamı değildir.

Böyle bir çobanımız varken bize düşen, bu çobanı var gücümüzle desteklemektir. Çünkü en iyi çoban bizim çobandır. Biz de onun sürüsüyüz. Onun sürüsü olmak bir nimettir. Onun sayesinde bir kişilik ve kimlik kazandık. Bugün bu haldeysek, bunu ona borçluyuz. Aksi, nankörlük olur, yediği kaba pislemek olur.