26 Şubat 2023 Pazar

Hiç mi Sorumlu Çıkmaz?

2000 öncesi Adıyaman Kahta'da göre yaparken cuma gün öğleden sonra 11.sınıfa iki saatlik hitabet dersim vardı. Konumuz cennet, cehennem, ölüm, ahiret konusu idi. Derse geçmeden önce sınav tarihi için öğrencilerin görüşünü aldım. Önümüzdeki hafta mı yapalım yoksa bir sonraki hafta mı oylaması yaptım. Bir kişi hariç sınıfın hepsi iki hafta sonrası yapalım diye parmak kaldırdı. Önümüzdeki hafta yapalım diyen öğrenci, üniversiteye hazırlanan, hedefi olan, derse katılan bir öğrenci idi. O da "Hocam, benim için fark etmez. Arkadaşların dediği olsun dedi. 

Sınav tarihini belirledikten sonra cennet ve cehennem tasvirleriyle ilgili tahtaya birkaç ayet meali yazdım. Öğrencilerden açıklamasını istedim. Niyetim konuşurken hitabetlerini geliştirmekti. Sürekli derse katılan öğrencim parmak kaldırarak ayetleri güzelce açıkladı.

Ertesi gün çarşıya çıkmıştım ki bir intihar haberiyle sarsıldım. Vefat eden de bir gün öncesinde ahiret hayatıyla ilgili derste konuşan öğrencimden başkası değildi. Yaşadığı bir depresyon hayatına mal olmuştu.

Bu öğrencimin ölümü ve ölüm şekli beni derinden etkiledi. Uzun süre etkisinde kaldım. Ölümünde etkim olabilir mi diye kendi kendimi sorguladım. Çünkü bir gün öncesinde ahiret hayatıyla ilgili ayetler yazmış, sınıfta açıklamasını istemiştim.

*

Bir yıl öncesinde bir öğretmen adayı tercih yapabileceği il ve ilçeleri işaretlemiş, görüşümü sordu. Şurayı, burayı, bu ili, şu ilçeyi yazabilirsin. Gaziantep Nurdağı ilçesi küçük bir ilçe. Buraya da yakın. Yol üzerinde. Burayı çoğu kimse tercih etmeyebilir. Tercih edersen şansın yüksek. Deprem riski var ama Türkiye'nin çoğu yeri zaten deprem bölgesi demiştim.

Öğretmen Nurdağı'na atandı. Bir yıldır da görev yapıyor. 

Sabah uyandığımda Kahramanmaraş merkezli depremi duyar duymaz, eyvah dedim. 10 ili etkileyen ve adeta yıkıp geçen depreme üzülürken Nurdağı'nda yaşayan kızımızdan da haber aldık. Beş katlı binanın üçüncü katında oturuyormuş. Depremle beraber binanın ilk iki katı çökmüş, oturdukları daire de yıkılmaya başlamış, kapı da açılmayınca, yıkılan yerden aşağıya kendilerini atarak karı koca hafif sıyrıklarla kendilerini aşağıya atmışlar. 

Buz gibi havada ayaklarında ayakkabı dahi olmadan kendileri Nurdağı'ndan, babası Konya'dan, Kayseri'de buluşmak suretiyle bir günden fazla bir yolculuk sonucunda Konya'ya gelebildiler. 

Deprem bölgesini terk etmiş olmasına rağmen milyonlarca depremzede gibi depremi hakkal yakin yaşayan kızımız hala yaşadığı depremin etkisinden kurtulabilmiş değil.

Kızımız ölüm kalım savaşı verirken beni bir düşüncedir aldı. Kıza ben yazdırmıştım burayı. Yazdırmasaydım, bir başka yere atanacak, belki de o çalıştığı yerde depreme yakalanmayacaktı diye kendi kendimi sorgulamaya başladım.

Birkaç gün sonra geçmiş olsun demek için bir çay içimi kadar uğradım. Tercih yaptırırken fay hattı geçiyor demiştin dedi.

Tüm depremzedelerin yaşadıkları bu süreci çabuk atlatmaları en büyük dileğim. Ölenler için Allah rahmet eylesin demekten başka yapabileceğimiz bir şey maalesef yok.

*

Birinin intiharından, diğerinin depreme yakalanmasından kendime pay çıkardığım iki anekdotuma yer verdim. Her ikisini de başkasıyla paylaştığımda senin burada ne suçun var, çok ince düşünüyorsun geri dönüşü aldım. Bir dahlim yoksa da kendime bu şekil pay çıkardım.

Gelelim günümüze. Bir deprem oluyor. 11 ilimiz etkileniyor. Halihazırda 44 binin üzerinde vefat, 100 binin üzerinde yaralımız, yıkılan ve ağır hasarlı binlerce evimiz var. Enkaza gömdüğümüz maddiyat, yaraları sarma ve şehirleri yeniden imar adına gidecek maliyeti söylemeye gerek yok.

İsterdim ki bu doğal afetin ardından, yok olan mal can ve mal kaybı sonrasında;

İşini tam yapmadığından dolayı

Binayı çürük yaptığından dolayı

Uygun zemine bina yapmadığından dolayı

Fay hattının üzerine bina yapıldığından dolayı

Yapı ve denetim işini savsakladığından dolayı

Binanın kolonunu kestiğinden dolayı

Zemini gevşek bölgeleri imara açtığından dolayı

Oturma ve iskan ruhsatı verdiğinden dolayı

Bir binanın zemin etüdünden, binanın yapımından teslimine kadar inşaatın her aşamasında imzası bulunduğundan dolayı

Sorumlu makamda olmasına rağmen geçmişten günümüze deprem oldu, olacak söylemlerine kulak tıkamasından dolayı

Geçmişten günümüze bir depremde mal ve can kaybını önleme adına kalıcı tedbirler almamasından dolayı

Geçmişten günümüze imar aflarına ön ayak olduğundan, bunlara parmak kaldırdığından dolayı

Geçmiş depremlerde yaptığı binaları yıkılıp onlarca insanın ölümüne sebebiyet verdiği için yeterince ceza almasını sağlamadığından dolayı

Rant peşinde koştuğundan dolayı

Kaçak yapılaşmaya, usulsüz kat artırımına göz yumduğundan dolayı vs.

Bu konuda ben sorumluyum, şu bölgede benim payım var, şu bina benim eserim, şu kimselerin ölümüne ben sebep oldum, yapmam gerekirken yapmadıklarımdan dolayı devleti ve milleti milyarlarca zarara uğrattım vs deyip bir istifa eden çıkmaz mı? Cezam neyse çekmeye hazırım diyen olmaz mı? Adli mercilere giderek beni tutuklayıp yargılayın, cezama razıyım diyen çıkmaz mı? Görevini usulüne uygun yapmadığından dolayı bir tane görevinden el çektirilen olmaz mı? Benim bu yıkımın şu aşamasında bu payım var, bundan dolayı vicdan azabı çekiyorum denmez mi? Gerçekten niye bir Allah'ın kulu çıkıp sorumlu benim demez? Niçin sorumlu şu denmez? İnan şaşırıyorum.

Bunca yıkım ve ölüme rağmen hala bir Allah'ın kulu ortaya çıkıp sorumluluğu üstlenmeyecekse, bir istifayı dahi düşünüp yerine getiremiyorsa, anlattığım iki anekdotta hareketle, olmayacak sorumluluğu ben bari alayım. 

24 Şubat 2023 Cuma

Reddiye

Özgürlük, kişinin doğuştan gelen haklarındandır. Aynı şekilde düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü temel özgürlükler arasında yer alır. Kişilerin düşündüğünü ifade edebilme özgürlüğü Anayasının 26.maddesinin 1.fıkrasında şöyle düzenlenmiştir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. 

Anayasa özgürlüğü bu şekil açıklarken İslam dini de "Dinde zorlama yoktur", "İnanır veya inanmaz" demek suretiyle inanıp inanmama da yapıp yapmamada kişileri özgür bırakır. 

Bu demektir ki fikri ve zikri ne olursa olsun kişiler fikirlerini yazı veya sözlü olarak ifade edebilme hürriyetine sahiptirler. 

Anayasa ve din özgürlüğe böyle bakarken bu özgürlüğün sınırı yok mu? Kişilerin özgürlüğü başkasının özgürlüğünü tehlikeye sokuncaya kadardır. Fikir ve düşünceyi yayarken baskı, cebir, şiddet, korku ve yıldırma yapılamaz. 

Farklı fikir ve düşüncelerini değişik yollarla yayan kişilere karşı mücadele saygı çerçevesinde yürütülmesi esastır. Bunun yolu da reddiye geleneğidir. Reddiye ise "Bir düşünceyi, bir öğretiyi çürütmek için yazılan yazılara" denir. İslam tarihinde aykırı düşüncelerini izhar etmekten dolayı bedelini canıyla ödeyen kötü örnekler olsa da farklı düşünceleri ifade edenlerin görüşlerini çürütmek için bu konuda yazılmış eserler de dikkat çekmektedir. Bunların en meşhuru da Gazali'nin yazdığı "Tehâfütü’l-felâsife" (Filozofların Tutarsızlığı) adlı eserine İbni Rüşd'ün "Tehâfütü Tehâfüti’l-felâsife" ismiyle yazdığı reddiyedir.

Reddiyesinde Gazali,

“Bir fikre karşı çıkmadan önce o fikri iyi anlamak gerektiğini özetler. Ayrıca,

Felsefenin fizik, kimya, matematik, astronomi gibi dallarının sorunlu olmadığını kitabında işler.

Filozofların metafizik için de aynı mantığı işletmediğini belirtir ve bu dalı eleştirir.

Eser İbni Sina’nın fikirlerini reddeden yirmi bölümden oluşur. 17 bölümünde İbni Sina ve ardından gidenlerin yanıldıkları noktaları eleştirir ve onları küfürle itham eder. Diğer üç bölümünde ise fikirlerinin tamamen İslâm dışı olduğunu söyler.

Gazali’nin bu reddiyesine İbni Rüşd eserinde hem aklın bilgi için yetersizliğini söylüyorsun hem mantığa başvuruyorsun" diyerek karşı çıkar.

Gazali ile İbni Rüşd arasındaki bu tartışma hala günümüzde ilmi kutuplaşma olarak devam etmektedir.” (Wikipedia)

 

Hasılı İslam tarihinde böyle reddiye gibi bir gelenek varken farklı düşünce sahiplerine karşı bu güzel geleneği devam ettirmemiz gerekirken dün bir mahkeme kararı sosyal medyaya düştü. Aykırı İslami görüşleriyle nam salmış bir yazarın yazdığı mealin, sakıncalı unsurlar içerdiğinden dolayı kitabın toplatılması ve imha edilmesi gerektiğine dair Diyanet İşleri Başkanlığının şikayeti üzerine mahkeme kitabın toplatılmasına karar vermiş. Aynı şekilde bir başka yazara ait meal de yasaklanmış. Sırada da bazı meşhur meal kerimin yasaklanması varmış.

Bu haberleri okuyunca doğrusu şaşırdım. Diyanet’in şikayetçi olması da ayrı bir garabet. Halbuki Diyanet ilgili kitapların topları yolunu izlemekten ziyade kurumunda o kadar yetişmiş görevlisi var. Matbaası da var. Kurum bünyesinde bir komisyon oluşturmak suretiyle sakıncalı gördüğü eserlere dair bir reddiye yazmalarını isteyebilir, bunu da matbaasında basarak okuyucuyla buluşturabilirdi. Bu yol ile hem vatandaşı bilgilendirirseniz hem de geçmiş reddiye geleneğini devam ettirmiş olurdu. Gördüğüm kadarıyla Diyanet, İşin kolayına kaçmış, kitapları yasaklatma yoluna gitmiş. Bence iyi de yapmamış. Yasakçı zihniyet unutmasın ki fikirle mücadelenin yolu yasaklatma değildir. Ki yasakların cezbedici bir yönü vardır. Şu ta da bu şekilde bu kitaplar okunmak için arayış içine girilecektir. Bu da kaş yapayım derken göz çıkarmak ya da pirince giderken evdeki bulgurdan olmak anlamına gelir.

23 Şubat 2023 Perşembe

Binaların Periyodik Muayenesi

Ülkemizde 6 ve üzeri meydana gelen her deprem mal ve can kaybına sebebiyet veriyor.

Depremlerde yıkılan her ev binlerce insanımıza mezar oluyor. 

Giden canların yanında malın hesabı yapılır mı desek de her deprem milyarlarca milli servete mal oluyor.

Yıkılan evlerin yerine yeni evleri, deprem sonrası arama kurtarma ekiplerinin sarf ettiği emekleri, depremzedelerin yaralarını sarmak için devletin harcadığı ödenekleri, hayırseverlerin ve yardım kuruluşlarının yaptıkları yardımları topladığımız zaman deprem sonrası yaptığımız masraflarla pekala dayanıklı ve güvenilir evler yapılabilirdi. Keşke deprem sonrası giden milli serveti deprem öncesi şehirlerimizin imarına verseydik. Böylece depremlerde can kaybı da olmazdı.

99 Gölcük depreminin maliyetinin 12 milyar dolar olduğu belirtiliyor. 2001 ekonomik krizi sonrası likidite sıkıntısını aşmak için İMF ile 10 milyar dolarlık bir stand by anlaşması yapılmıştı. Bu demektir ki 99 depreminde evlerimiz yıkılmasaydı, 2001 ekonomik krizinde 10 milyar dolar borç almayacaktık. Üstelik cebimizde 2 milyar dolar kalacaktı. Ekonomik darboğazı aşmak için borç almadığımız gibi bir de bunun faizini ödemek için yıllar yılı uğraşmayacaktık. 

Milat dediğimiz 99 depremini maalesef iyi değerlendiremedik. Depremle beraber hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözümüzü unutmayıp gereğini yapsaydık, Kahramanmaraş merkezli depremi daha hafif atlatabilirdik. 

Temenni ediyorum ki Kahramanmaraş merkezli 11 ilimizi etkileyen bu son deprem, aklımızı başımıza alacağımız son deprem olur. Devletiyle, milletiyle uyanır ve gereğini yaparız.

Ne yapar ne ederiz ama bir yerlerden başlamamız gerekecek ve devletin bu işi vatandaşın insafına bırakmaması gerekir. Alacağı karar ve çıkaracağı mevzuatla bizleri daha sağlam evlerde oturmaya mecbur bırakması lazım. Mesela, 

Her iki yılda araç muayene zorunluluğu yapıldığı gibi evlerin de periyodik muayenesi zorunlu olabilir. Bu muayene, araçlarda olduğu gibi 2 yıl olmaz da 5 yılda bir, 10 yılda bir yaptırılabilir. 

Her ev alım, satım ve kiralama işlemlerinde evlerin depreme dayanıklı belgesi istenebilir. 

Zorunlu olan DASK'ın takibi yapılabilir. Bu yol ile herkesin sigorta yapması sağlanabilir. 

Depreme dayanıklı olmayan binanın DASK'ı yapılmamalıdır. 

Muayeneden geçmeyen evlerin üç ay içerisinde boşaltılması ve tahliyesi zorunlu olabilir. Bu şekil evi yıkılanlar gerekirse konteyner evlere taşınabilir. 

Her ev ve bina sahibinin belirli periyotlarla bina muayenesi yaptırabilmesi için muayene ücretlerinin makul fiyata çekilmesi sağlanabilir. 

Binanın depreme dayanıklı olup olmadığı konusunda, binaların muayenesi için kat maliklerinin rızası şartı kaldırılmalıdır. 

Yıkılan evlerin yerine yeni ev yapılmalıdır. Maliyeti karşılamada bina/ev sahibine ödeme kolaylığı sağlanmalıdır. 

Yapılacak ev veya binanın zemin etüdü ciddi yapılmalıdır. Zemini yumuşak yerlerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Mecburiyet olursa, zemini güçlendirecek masraftan kaçınılmamalıdır.

Yeni yapılacak evler yapım aşamasında birkaç elden ve bağımsız kurullar tarafından denetlenmelidir.