21 Şubat 2023 Salı

Doğanın İsyanı

Başlığı böyle koyduğuma bakmayın. Zira doğa isyan etmez. Evren yaratılırken fiziki yasalar gereği kendisine ne görev verilmişse, milim şaşmadan görevini ifa ediyor.

Durum ve inancım bu iken yıkıp geçen depremin yaralarını saramadan, enkazı kaldırmadan, daha tüm cenazelerimizi defnetmeden, kısaca iki büyük depremin şokunu atlatamadan, büyük deprem denebilecek birbiri ardına artçılar ara ara yoklarken, her sallantı deprem bölgesini, özellikle Antakya'yı daha da yaşanmaz hale getirirken, 20.00 sularındaki Hatay merkezli 6.4 ve 5.8 şiddetindeki iki bağımsız deprem, ister istemez ne oluyoruz, nereye gidiyoruz, bu kabus ne zaman sona erecek dedirtti.

Gerçekten ne olacak ülkenin bu hali? Biz bu büyük imtihanın altından nasıl kalkacağız? Nereden tutacağımızı, ne yapacağımızı bilemez bir durumdayız. Bir acziyet hali okunuyor hepimizin gözlerinde.

Belli ki imtihanımız büyük ve bu imtihan bugünden yarına dinecek görünmüyor. 

Belli ki yer yıllardır içinde tutup biriktirdiği, patlama noktasına geldiği enerjisini boşaltarak derin bir nefes alıyor. Nefes alırken kırıp geçiriyor. Üstünde nefes almasını engelleyen insan yapımı ne varsa hepsini sallayıp silkeliyor. Bazısının ikiye bölüyor bazısını yere çökertiyor bazısını sağa, sola, öne ve arkaya yatırıyor. Siz benim rahat nefes almamı engellerseniz, yıkımım büyük olur ve Allah'ın bana verdiği gücüm karşısında, emek sarf ederek yaptıklarınızın bir hiç ve bir örümcek ağı gibi olduğunu sağ kalırsanız, görün. Görün ki yeni dersler çıkarın ve hiç şakam olmadığını bilin. Nasıl yaşanması gerektiğini anlayın artık diyor.

Ne diyelim. Gerçekten gördük, görmekle de kalmadık, yaşadık. Unutup gitmezsek, öyle zannediyorum, insanca nasıl yaşanması gerektiğini bit tecrübe öğrendik. Temennimiz odur ki bu acı tecrübeyi hayatımıza uygulayacağız. Yeter ki yer sakinleşip derin bir uykuya dalsın. O uyurken bizler gözlerimizi dört açacağız ve bilimin gereğini yapacağız.

Evet, hayatın kendisi bir tecrübe. Bu tecrübe bize pahalıya patlasa da verdiğimiz kurbanların ardından sağ kalan bizler, yaptıklarımızla ve yapamadıklarımızla yüzleşeceğiz.

Aynı zamanda her acıdan dersler çıkarırken her zorluktan sonra bir kolaylık gelir fermanı gereği bakarsınız, bu afet bize nice nimetler bahşedecek. Belki de keşfedip değerlendiremediklerimizi alın kullanın diyecek. Belki de bu sayede zengin yeraltı madenlere ulaşacağız. Çünkü her deprem gizlediği yeni nimetleri ortaya çıkarır.

Hiçbir şey çıkmasa bile dilimiz yandı, bundan sonra yoğurdu üfleyerek yiyeceğiz. Belki de her şeyi usulüne uygun, yerli yerince yaparak geri kalan ömrümüzü, anaları ağlatmadan insanca yaşayacağız. Bundan ala nimet, kaynak, maden ve kazanım mı olur.

Her şeyin hayırlısı. Ömrün de ölümün de. Yeter ki bizler sebepleri yerine getirelim, ayağımızı sağlam yere basalım. Bundan sonra hiçbir şey huzurumuzu kaçırmasın.

20 Şubat 2023 Pazartesi

Allah Diyor ki

Sizin tabiat kanunları, doğa kanunları adını verdiğiniz kanunlar, benim evreni yaratırken tabiata koyduğum, sünnetullah adını verdiğim, her birinin düzen, tertip ve evrenin devam ve işleyişini sağlama misyonu olan, emrimden çıkmayan değişmez yasalarımdır.

Bu kanunlarım arasında yağmur var, kar var, soğuk var, sıcak var, rüzgar var, deprem var, gece ile gündüz var, mevsimler var...

Bu kanunlarımın bir kısmı hoşunuza giderken bazı kanunlarım hoşunuza gitmez. Ama bilin ki hiçbiri gereksiz ve lüzumsuz değildir. Hepsi doğanın ve sizin yararınızadır. Acısıyla tatlısıyla hepsi benim nimetimdir. Bu nimetlerimi say say bitiremezsiniz. 

Unutmayın ki bu kanunlarım yeryüzünün düzeni için olması gereken kurallardır. 

Bu kanun ve kuralları inceleyip araştırın.

Bunun için bunları inceleyip araştıran ve ortaya çıkaran bilim insanına kulak verin, bilimsel yaşayın. Asla bilimden ayrılmayın. Kılavuzunuz bilim olsun. Demiyor muyum ben, bilmiyorsanız, ehline sorun diye.

Bilime uymak, bilime kulak vermek, bilimi dinlemek ve bilimsel yaşamak; namaz, oruç gibi herkese farz olan ibadetlerimdir. Buna uymak da farzdır.

Namaz, oruç gibi ibadetler sizinle benim aramda olan kişisel ibadetlerdir. Sizi terbiye etmek ve ahlakınızı güzelleştirmek içindir. Yerine getirirseniz, sizin faydanızadır. Karşılığını kat kat vereceğim.

Yasa çeşitlerimden fiziki yasalara uygun olarak hayatınızı düzenlemek ise doğayla uyumlu yaşamak içindir. Namaz ve oruçtan önce gelir. Uyumlu yaşarsanız, burnunuz kanamaz. İsyan eder, savsaklar, ciddiye almaz ve burnunuzun dikine giderseniz, bilin ki doğamın kanunları acımasızdır. Yıkar geçer gider ve öldürür. Kendinizle beraber başkalarını da öldürürsünüz. Namaz da kılamazsınız, oruç da tutamazsınız.

Bunu yaparken de şu Müslüman, şu çocuk, bu kadın, şu masum diyerek kimseyi seçmem. Fiziki yasaya aykırı hareket eden, o yasanın ortaya çıktığı yerde bulunan herkesi benim yasalarım içine alır ve kimseyi seçmez.

O yüzden nasıl ki bu dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayarak hayatı ciddiye alıyorsanız, yaşamın yasası olan bu kanunlarımı da ciddiye alın, hayatınızı ona göre düzenleyin ki rahat edin, huzur bulun. Bunun için kendi kendinizi tehlikeye atmayın ve kendi ellerinizle ölüme davetiye çıkarmayın.

Unutmayın ki benim değişmez yasalarım, evreni yaratırken evrenin içine koyduğum ölçülerimdir, kaderdir. Mesela depremler yerin nefes alması, yerin sakladıklarını ortaya çıkarması ve yeni nimetleri ortaya koyması bir kaderdir. Size düşen bu kadere teslim olmak değildir. Yapıp ettiklerinizle kendi kaderimizi kendiniz oluşturmaktasınız. Benim kaderimle, kendi kaderinizi karıştırmayın. Sizin göreviniz, benim kaderime karşı tedbir almaktır. Benim faylarımın üzerine ev yaparsanız, bu evleri de çürük yaparsanız, benim deprem kaderim, o başınızı soktuğunuz evlerinizi yıkar ve sizleri öldürür. Hala tüm suçu kadere atarak burnunuzdan kıl aldırmıyorsunuz. Siz tevekkülü de anlamadınız. Halbuki önce bir konuda yapılması gereken her şeyi yapıp sonra tevekkül edecektiniz.

Hasılı, bilim bilim bilim. Bilim demezseniz, inim inim inlersiniz. O aklı niye verdim ben, o iradeyi niye verdim ben? Aklınızı başınıza alın artık.

Zafer Otobüs Durağı

Zafer Konya'nın kalbi dense yeridir. Herkesin uğrak yeri olan burası, sabahın ilk ışıklarından gecenin geç vakitlerine kadar insan yoğunluğundan geçilmez. Kimi iş gereği kimi gezip dolaşma kimi de o bölgedeki kafelerde oturma amaçlı bu muhitte. 

İnsan yoğunluğu kadar bu bölge araç trafiği yönünden de yoğun. Konya Lisesinden itibaren Alâeddin Tepesi boyunca bu tek şeritli yolu büyük toplu taşıma araçları da kullanıyor. 

Yayalar yoğun olmasına rağmen herkes kendi halinde yürüyüşünü yapıyor. Hiçbiri diğerini rahatsız etmiyor. 

Yürüyüp geçip gidenler açısından kimse kimseyi rahatsız etmez iken araç trafiği yönünden Zafer'deki Otobüs Durağında her zaman bir kilitlenme söz konusu. Çünkü yolcu almak ve yolcu indirmek için durağına gelen belediye otobüsü durağına yanaşamıyor. Tek şeritli yolda durarak indi bindi yapıyor. Arkasındaki araçlar da Konya Lisesine kadar durmak zorunda kalıyor. Otobüs kalkınca onlar da hareket edecekler. 

Otobüs şoförleri kurallara uymayan, söz dinlemeyen kişiler mi? Bu yüzden mi durağına yanaşmıyorlar? Kurallara uyuyor uymasına da şoförlerin durağına yanaşma imkan ve ihtimali yok. Çünkü otobüs durağı park etmesi ve durması yasak olan araçlar tarafından işgal altında olduğu için haliyle otobüsler akan trafikte indi bindi yapmak zorunda kalıyor.

Sivillerin, burası durak. Polis ceza yazar endişesi yok. Gelen normal otoparkmış gibi girip park yapıyor. Bu durağın otoparktan tek farkı, ücret ödemesi yok. Ceza da olmadığına göre otobüs yolda indi bindi yapıyormuş, arkasındaki araçlar mecburi duruş yapıyormuş, trafik kilitleniyormuş, tüm bunlar çok da umurlarında değil.

Otobüs durağına parktan dolayı ceza yazmanın bazı aşamaları olduğunu buraya park edenler iyi biliyor. Trafik polisi gelirse önce “otobüs durağına park eden araçlar, lütfen aracınızı park ettiğiniz yerden kaldırın” anonsu yaparak geçip gidiyor. Araç sahibi diyor ki cezanın iki aşaması daha var diyor. Polis ikinci gelişinde araçların sileceklerini kaldırıp gidiyor. Sürücü buna da aldırış etmiyor. Bir 15 dakikam daha var diyor. Üçüncü anonsla beraber sürücü harekete geçip otobüs durağına park ettiği aracına binip geçip gidiyor. Çıkarken de arkadan gelen araçları durduruyor.

Polis bu şekil anons uyarılarıyla üç aşamalı park etmiş araçları kaldırınca çekip gidiyor. Gelen otobüs boş durağına girince trafik az bir rahatlıyor. Arkadan gelen yeni sivil araçlar park yasağı olan bu durağı yeniden dolduruyor. Trafik tekrar kilitleniyor, ağır aksak ilerliyor.

Bu durum dünden bugüne değil, ben kendimi bildim bileli bu otobüs durağına sivil araçlar park yapıyor. Yasak yere park eden yine park etmeye devam ediyor.

Garibime giden çok mu zor bu otobüs durağına araçları park ettirmemek? Diyelim ki yasağı dinlemeyip park ettiler? Niçin ceza yazılmıyor? Ceza yazmak için niçin önce anons, sonra silecek kaldırma, ardından ceza şeklinde üç aşama takip ediliyor? Buraya bir görevli koyup park etmeye çalışan araçlara park yaptırmasa nasıl olur? Eğer bunların hiçbiri yapılmayıp buradaki keşmekeşlik devam edecekse, yani gelen yasak yere park etmeye devam edecekse, bari bu durağa park yapmayı ücretli hale getirin de olsun bitsin.