16 Şubat 2023 Perşembe

Kırmızı Cıs!

İnsanın çeşitliliğimiz kadar olmasa da doğanın renkleri de çeşit çeşittir. Bazısı baskın bazısı soluk olsa da renk renktir. Her birinin değeri ve yeri farklıdır. 

Zevklerle renkler tartışılmaz dense de bazı renkler vardır ki işlevleri veya bizim onlara yüklediğimiz anlamlar dolayısıyla diğerlerine fark atıyor. Mesela kırmızı rengin yeri bir başka. 

Kırmızı olsun beş fazla olsun demek suretiyle bu rengi ayrı bir yere oturtuyoruz.

Aşkın rengidir aynı zamanda. 

Trafik işaret ve levhalarının çoğu da kırmızıdır. Tehlikeli, dikkat et ve yasak anlamlarına gelir. Mesela kırmızı ışık yayaya da araca da geçit vermez. Cıs der. Kenarları kırmızı üçgen şeklindeki trafik işaretleri tehlikeye işaret eder. Mesela, virajlar, eğimler, çıkışlar, daralan yollar, açılan köprü, kasisli yol, kaygan yol, gevşek zemin, yaya geçidi, dikkat, kontrolsüz kavşak, tali yol, kontrolsüz demiryolu geçidi, yol ver, dur, taşıt giremez, taşıt trafiğine kapalı yol, park etmek yasaktır, park etmek ve durmak yasaktır gibi.

Gördüğümüz gibi trafik ve yaya güvenliğini sağlayan ve düzenleyen trafik işaretlerinin çoğunluğu kırmızı renkli. Bu işaretlere riayet etmeyen başına tehlike almış, başkasının hayatını tehlikeye atmış demektir.

Aynı şekilde kırmızı renk plakalar var. Bu plakalar “Protokol plakası olarak da adlandırılan kırmızı plakalar, üst düzey devlet görevlileri tarafından kullanılıyor. Kırmızı zemin üzerinde sarı renkli karakterlerin bulunduğu bu plakalar cumhurbaşkanı, TBMM başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, vali ve bakanların makam araçlarında yer alıyor”. Yüksek yargı organları başkanları, kuvvet komutanları, Cumhurbaşkanlığı üst düzey araçları, TBMM başkan vekili ve komisyon başkanları.

Bir de beyaz zemin üzerine kırmızı ile yazılan plakalar vardır. Bunlar da rektörler, emniyet müdürleri ve kaymakamlara ait.

Plakası kırmızı olsun veya olmasın araçların hepsi ayakları yerden kesen, insana hayatı kolaylaştıran araçlardır. Ama kırmızı rengin yeri ve önemi bir başka. Protokol demektir ne de olsa. Görür görmez dikkat çeker. Kim görürse önemli biri geldi der ve hazır ol vaziyetine geçer. 

Bu plakaların içinde olan ihya olur. Gittiği hey yerde el üstünde tutulur, kapı ve yollarda karşılanır, en güzel şekilde ağırlanır ve uğurlanır, saygıda kusur edilmez. Kazara en küçük bir aksaklık devlet krizi demektir ve affı yoktur. O yüzden bu plaka sahipleriyle muhatap olacaklar ilk önce protokol ve nezaket kurallarını iyi bilmesi gerekir.

Kırmızı plakanın bir diğer özelliği bu plakaya hak kazananlar kolay kolay eleştiriye gelmezler. Getirilen eleştiri istersen yüzde yüz doğru olsun. Çünkü böyle bir şeye yeltenmek demek, devleti karşına alman ve başına iş açman demektir. Öyle ya kırmızı plaka sahiplerini eleştirmek, tenkit etmek kimin haddine. O yüzden nasıl ki işareti kırmızı olan trafik levhalarına can güvenliği açısından nasıl dikkat etmek yani cıs demek gerekiyorsa kırmızı plaka sahiplerine de cıs demek lazım. Her kırmızı plaka sahibi için söylemiyorum ama bazıları için bırakın eleştiriyi, sularını bulandırman yeterli. Ondan sonra ölümlerden ölüm beğen.

Hasılı kırmızı da diğer renkler gibi bir renk olsa da yüklediğimiz anlam ve işlev itibariyle kırmızı renk her daim tehlike işaretidir. Dikkat etmek hayat kurtarır, dikkatsizlik ve gaflet hali ise acı son demektir. Çünkü dokunan yanar. Bu arada yangın işareti de kırmızıdır. Yine tehlikeli madde taşıyan araçların uyarısı da. Hatta deprem haritası bile kırmızı. O yüzden cıs. 

Kırmızının tek istisnası, bendenizdir. Aynı familyadan olmamıza rağmen benim dokunduğum kırmızı onları değil, beni yakar. Yani zararsız ve tehlikesi olmayan bir kırmızı var karşınızda. 

Afetle Yaşamanın Yolu

Öncelikle afet özellikle depremle yaşamanın yollarını bulmalıyız.

Bunu bir devlet politikası haline getirmeliyiz. 

İktidara gelen her partinin birinci görevi bu politikayı kesintisiz yürütmek olmalıdır. 

Geniş yetkileri ve imkanları olan bir afet bakanlığı kurulmalı. 

Bina ve yerleşim yerlerinin tek sorumlusu bu bakanlık olmalı. 

Bakanlık ve yerel yönetimler birlikte çalışmalı, her şehre yönelik bir plan hazırlamalı. 

Bakanlık, afetlerde ayakta kalabilmek, hasarı en aza indirgemek, mal ve can kaybını asgariye indirmek için uzmanların ve ilgili bölümlerin katılımıyla kısa, orta ve uzun bir afet planı hazırlamalı. Bu plan tavizsiz uygulanmalı. 

Bu ülkede geçmişten günümüze olan depremler masaya yatırılmalı. 

Fay hatları iyice belirlenmeli.

İmara açılacak sağlam zeminler belirlenmeli, 

Tüm yerleşim yerlerindeki ev ve meskenlerin zemin ve binası incelenmeli. 

O bölgede beklenen depreme dayanamayacak evler bir depremi beklemeden yıkılmalı. 

Bu evlerde oturanlar için  konteynerler gibi geçici  kalacak yerler yapılmalı. İnsanlar burada kalmalı. Koynerlerler ev gibi olmaz ama bina gibi öldürmez en azından. 

Fay hattının üzerinde olan şehirler zemini sağlam yerlere kaydırılmalı. Bunlar yapılan konteynerlere taşınmalı. 

Yeni yapılacak binalardan tek sorumlu TOKİ kılınmalı. TOKİ prensiplerine asla ödün vermemeli ve işini savsaklamamalı.

Önüne gelen müteahhitlik yapmamalı. Belirli kriterler getirilmeli. 

Şartları tutanlar TOKİ gözetiminde evler yapmasına izin verilmeli. 

Bu yazdıklarıma, dediklerin kağıt üzerinde güzel. Burada üzerinde düşünülmesi gereken en önemli şey yapılacak yeni binaların finansmanı diyebilirsiniz. Eyvallah. Finansman önemli bir sorun. Yalnız istenirse buna da bir çözüm bulunur. Yeter ki insanı yaşatmak birinci önceliğimiz olsun. 

Yeni binalara kaynak bulmak için bir seferberlik başlatmalıyız. Her şeyimizden kısıp kazancımızın belirli bir yüzdesini aylık TOKİ'ye ödeyebiliriz. TOKİ, herkesin kazancına göre bir ödeme takvimi hazırlamalı. 

Kazancı olmayanların ödemesini sosyal devlet gereği devlet ödemeli.

Bu seferberlik ve birçok ihtiyaçtan kısarak ödeyeceğimiz aylık konut parası, tüm ülkeyi baştan sona imar edinceye kadar devam etmeli. Bu inanç bizde olursa yirmi yılda bu ülkeyi bir baştan öbür başa yenileriz. 

Herkes gönül huzuru içinde yıkılıp ölmeyeceği bir eve yerleştikten sonra isteyen istediğini alsın.

Yaptığımız evler de evladiyelik olsun. Biz oturduğumuz gibi bizden sonra da kaç nesil korkusuzca ve acaba demeden yaşasın.

Anlatmak istediğim depremden sonra yapacağımız masrafı depremden önce yapalım. Ne ölelim ne öldürelim ne de birilerinin ölmesine göz yumalım. İnsanca yaşayalım şu ülkede. Her depremden sonra ağlamayalım artık. Depremden önce ağlayalım ki sonrasında bir daha ağlamayalım.

Asrın Felaketi Üzerine (2)

Büyük bir bölgenin depremden etkilenmiş olması, iletişim hatlarındaki kopukluklar, sağlıklı bilgi ve iletişim kurulamaması, hava muhalefeti dolayısıyla ilk başlarda hızlı hareket edilemedi. İyi bir planlama, organize, koordinasyon yapılamadı ve AFAD görevlilerine yeterince lojistik destek sağlanamadı. Bu da belki sağ kurtarmamız gereken insanlara geç ulaşmamıza belki de bazılarının ölmesine sebebiyet verdiği bir gerçektir.

Yardım ulaştırmada milletimiz adeta yarıştı. Bölgeye ihtiyaç fazlasını bile yığdı. Sorun, yardımların her bir insana ulaştırılmasında ortaya çıktı. Bir yere çokça giden yardım bir başka yere gitmedi. Haddinden fazla gelen yiyeceği dağıtımda organize ve koordinasyon eksikliği vardı. Yani baş tutacak bir yetkili ve sorumlu bulunamadı. Varsa da yeterli gelmedi.

İktidar ve muhalefet birlikte hareket edemedi. İktidar ayrı bir baş tuttu, muhalefet ayrı bir baş. Bundan dolayı en büyük imkan ve insan gücüne sahip belediyelerden yeterince yararlanılamadı. İktidar herkes AFAD çatısı altında iş yapacak dedi, muhalefet hayır dedi.

Belediyelerden bazısı parti gözetmeksizin ve reklam yapmaksızın elindeki imkanları seferber etti. Kimi buna ihtiyaç hissetmedi. İktidar muhalefet bir belediyenin yaptığını görmezden geldi aynı şekil de muhalefet de AFAD ve Kızılay’ı görmezden geldi. Burada sadece biz varız mesajı verilmeye çalışıldı.

Ne iktidar Burnundan kıl aldırdı ne de muhalefet. Kimse en ufak bir eleştiriye ve öneriye gelmedi.

İhtiyaca ve eksikliğe binaen söylenen her şey siyasi söylem olarak lanse edildi.

Sonuç olarak kenetlenmemiz ve birlikte hareket etmemiz gereken bir afet de dahi ayrışmayı becerebildik. Yukarıdaki bu birbirini tanımama ve hesaba katmama siyaseti sosyal medya insanında atışmaya dönüştü. Bir taraf devlet vardı, her yerdeydi derken diğer taraf devlet yoktu demeye başladı. Bu algı kavgasından en büyük yarayı da depremzede gördü. Aynı şekilde kutuplaşmanın sonucu oluşan ayrışmayı bir ileri safhaya taşımış olduk.

Burada iki tarafın da bir durum değerlendirmesi yapmasında fayda var. Tüm bu işlerin insan eşiyle olduğunu hesaba katmak gerek. İnsanın olduğu yerde aksaklık olur. Herkes bilmeli ki büyük bir coğrafyaya yayılan büyük bir afette ilk anda her şey mükemmel olmaz. Mutlaka aksamalar, plansızlık, organize ve koordinasyon eksiklikleri olur. Çünkü olağanüstü bir durumla karşı karşıyayız. İktidar, aksaklıklardan kaynaklı eleştirilere göğüs gerip makul açıklama yapmalıydı, muhalefet de bunu yeterli görmeliydi.

Bundan sonra yapılacak olan, kimin safı, neresi olursa olsun, algılara teslim olmayalım. Kavgamızı, ayrışmamızı içimize atalım, milletçe tek yürek olmaya çalışalım. Karınca kararınca kimin elinden ne geliyorsa onu yapalım. Organize edenlere yardımcı olalım. Aksayan yönleri kapatmaya çalışalım.

Tüm bunları yaparken bu büyük depremde meydana gelen aksaklıkları yok kabul etmeyelim. Bunları not edelim. Bir deprem ülkesi olduğumuza göre bundan sonra böyle afetlerde bu aksaklıkları yapmamaya ve gidermeye çalışalım. AFAD’ın daha işlevsel hale gelmesi ve hızlı hareket edebilmesi için gerekli tedbirleri alalım. Mevzuat eksikliği varsa giderelim. Böyle büyük afetler için sadece AFAD’a sorumluluk vermenin risk olduğunu göz ardı etmeyelim. Ülkenin tüm kamu kurum ve kuruluşlarının böyle afetlerde görevlerinin ne olacağı, kendiliğinden nasıl hareket etmesi ve kiminle iletişime geçmesi gerektiğini B planıyla birlikte bilmesi gerekir. Ne olur, taraflar suçu karşı tarafa atacağına, herkes kendi kendini sorgulasın.

Allah bir daha böyle afetle bizi imtihan etmesin.