17 Şubat 2023 Cuma

Darbelerin Perde Gerisi

Çok partili sisteme geçtiğimiz andan itibaren akim kalan darbeleri saymazsak, 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 başarılı olmuş iki darbedir. İki darbenin farkı, 80 ihtilalinde emir-komuta zinciri varken 60 ihtilalinde yok. 

Emir komuta zinciri olsa da olmasa da darbenin görünen aktörleri bizim askerlerimiz. Perde gerisinde ise bir zamanlar her taşın ve işin altında Yahudi eli aradığımız gibi darbeleri de "Merak etmeyin, bizim çocuklar yönetime el koydu" sözleriyle ABD'ye yıkarak geçiştiririz. Başarılı olan her darbede bir dış el var ama bu hep ABD mi? 80 ihtilalinde ABD'nin parmağı ve desteği olduğu aşikar. Ya 60 ihtilalinde hangi devlet var? Kamuoyunda çoğu kimsede bunda da ABD parmağı var bilgisi ağır bassa da darbenin arkasında başka bir ülkenin olduğunu Cevheri Güven bir videosunda dile getirir ve mealen şöyle der: “60 ihtilali İngilizlerin eseri, 80 ihtilali ise ABD’nin İngilizlere karşı rövanşı” diyerek sözü 15 Temmuz darbesine getirir. 15 Temmuzla ilgili de “İngilizlerin 80 ihtilalinin rövanşını aldığını” söyler. Bu tespitlere de Doğu Perinçek’i izleyerek ulaştığını, Perinçek’in her ne kadar Çin ve Rusya yanlısı bir siyaset izlediği imajı verse de aslında İngilizlere yakın olduğunu belirtiyor.

Sayın Güven’in iddiası bu şekilde. Bu iddialar ne derece gerçeği yansıtıyor. Bunu bilmemiz mümkün değil. Bu iddiaların ispatı ancak devletin ilgili birimleri, mahkemeleri veya kişilerin kendi itirafı ile olur. Değilse iddia olarak kalır. Bu iddialar doğrudur, yanlıştır iddiasında da değilim. Yalnız 15 Temmuzdan sonra Perinçek’in TV programlarında yaptığı konuşmaları, önceki muhalefet ve eleştirilerini yapmaması, hükümetin ateşli bir savunucusu olması dikkatlerden kaçmıyor. Aynı şekilde Bahçeli’nin de 7 Haziran 2015 öncesi ve 1 Kasım 2015 sonrası genel seçimlerindeki izlediği siyasetin, 15 Temmuzla birlikte değiştiğini görüyoruz. Yani düşünce, fikir ve siyaset farklılığı olan, bir zamanlar birbirlerini kıyasıya eleştiren, tabir yerindeyse neredeyse birbirlerine kurşun atacak şekilde bir siyaset izleyen ve aynı kazana atsalar birlikte kaynamayacak üç siyasi partinin (AK Parti, MHP ve Vatan Partisi) 15 Temmuz sonrası ittifakı, birlikteliği, uyumu; Bahçeli ve Perinçek’in, Erdoğan’dan fazla Erdoğancı olması ya da görünmesi gözlerden kaçmıyor. Bu üçlü gerçekten kendiliğinden mi bir araya geldi yoksa birileri mi bunları aynı çizgide buluşturdu? Bunları bir araya getiren etkenler veya failler, öyle zannediyorum, hep soru işareti olarak kalacak.

Burada 15 Temmuz, 60 ve 80 ihtilallerinden farklı. Bir defa 15 temmuzda ilk defa halk sahaya inerek darbeye direndi, bedeller ödedi ve başardı. Halkımız darbeye karşı darbe yaptı. Lütfen sapla samanı karıştırmayalım diyenlerimiz çıkacaktır. Elbette 15 Temmuz diğerlerinden farklı. Buna sözümüz yok. Yalnız darbeler birbirine benzerlik gösterse de her darbenin şartları, izlediği yol, yöntem ve sonuçları farklıdır. Bir yerde darbe yapmak isteyenler ilk önce şartlarını oluşturur, şartlar olgunlaşınca harekete geçerler.

Şunu da söylemek isterim. Başarısız darbeler ister kanlı ister kansız olsun, iç kaynaklı; başarılı darbelerin ise dış destekli olduğunu söyleyebilirim. 60 ve 80 ihtilali bunun bariz örneğidir. 15 Temmuzu aynı kefeye koymasam da izlenen dış siyasetin değişmesi, farklı cephelerdeki partilerin, geçmişi bir tarafa bırakarak bir araya gelmesi, dış borcun Katar üzerinden İngiltere tarafından karşılanması, ABD ile Türkiye’nin hiç olmadığı kadar gerginlik yaşaması ve Türkiye’nin İngiltere’ye yaklaşması gibi hususlar soru işareti olarak kalacak bende.  21.07.2022

-7 Derecede Rutin Yürüyüş

-7 derece soğukta,

Her yer kar olsa da

Kar halen ince ince yağmaya devam etse de

Çıkan tipiyle birlikte karlar bir yerden diğer yere savrulsa da

Savrulan her kardan nasibimi alsam da

Kimi yerleri buz tutmuş ise de

Rüzgar 42.7km/s hızla soğuk soğuk esse de

Esen her rüzgar es sarı yiğidin bağrına dese de

Kar ve buzlanmadan dolayı eğitime kar engeli gelse de

Bu havada yürünür mü demedim. Zira iyi gün dostu değilim. İyi günde de kötü günde de yürürüm.

Yeter ki yağmur yağmasın. O zaman da kapalı bir alan beni bekliyor olur.

Nasılsa ayaklar çekecek ceremesini ve yürüyüş hareketi engellemez dedim.

Çıktım yola.

Küçük bir planlama hatasıyla rüzgarı önüme aldım. Zaten tüm planlarım böyledir. Bu da benim doğru yolda olduğumu gösterir ve beni hiç şaşırtmaz.

Rüzgar bağrıma vurdukça es sarı yiğidin bağrına diyecektim ki dişler birbirine vurdukça bu zevkten mahrum kaldım.

Düştüğüm yol Antalya Yolu imiş.

Biri, sen gidersin. Antalya dediğin şurası deyiverseydi, ver elini Antalya diyecektim ama beni gaza getirecek kimsecikler yoktu ortalıkta. Akıllıydı herkes zira. Aklı olan çıkmazdı bu havada. Ama olsun, yürüyüş yürüyüştür. Madem çıktım bu yola, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.

Baktım şehir merkezi yazıyor ve de mesai başlayacak. Sapıverdim şehir merkezine.

Bir saatlik bir yürüyüşün ardından şimdi odamdayım.

Bir iyi üşümenin ardından soba sıcaklığı gibi olmasa da ısınmaya değer. Üzerine de sıcak ve demini almış sıcak çay ne güzel gider. Afiyet olsun baba.

Her türlü olumsuz ve hava muhalefetine rağmen yürüyüş hareketi engellenemez diyerek yaptığım bu yürüyüşten, ben memnun kalıp bu rutini daha ara vermeden yerine getirsem de bilin ki ayaklarım pek memnun kalmadı. Alemin akıllısı biz miyiz? Niye başkası yürümez de biz yürürüz, otur oturduğun yerde, yerinde su mu çıktı der gibiydi.

Bu arada karların üzerine bastıkça çıkan kart-kurt sesinden; Kürtlere, inceltilmiş bir şekilde niçin Kürt dendiğini de bu vesileyle anlamış oldum. Bu bilgi de yabana atılacak bir bilgi değil hani. Yaşayarak öğreniyorsun ve de kıymetli bir bilgidir. Ama hiç tavsiye etmem, bunu da bilesiniz. 

Allah bu soğukta dışarıda kalanlara sabır versin. 17.02.2021

16 Şubat 2023 Perşembe

Afetlerde Dakiklik

10 ili etkileyen büyük depremin 11.gününde dahi enkaz altında kalan insanlarımızdan tek tük de olsa canlı kurtarılan insanlarımız var. Bu tip kuruluşlar milletçe hepimizi sevindiriyor.

Dile kolay bir on bir günü enkaz altında geçirmek, bulunduğu yerde hiç hareket edemeden, yemeden, içmeden, soğukta donmadan, kurtarılmayı beklemek ve oradan sağ kurtulmak. Bir öğün yemek yemesek açlıktan öldük bittik deriz. Gördüğümüz gibi günlerce aç ve susuz yaşanabiliyormuş. Öldürmeyen Allah öldürmüyormuş.

Her enkaz altında kalan insanın enkazın altında verdiği hayat memat mücadelesinin ayrı ayrı acıklı hikayesi vardır ama üç günden sonra kurtarılan her kişinin hayat hikayesi daha bir farklıdır.

Her deprem altında kalan özellikle üç günden sonra enkazdan sağ kurtarılan insanlarımız gerekli tedavilerini gördükten sonra bunların her birinin hikayesini dinleyip kayıt altına almak ve bu hayat mücadelesinden herkesin haberdar olması için kitap haline getirmek lazım. Bu kitapları ders almamız için her birimiz okumalı, çocuklarımıza da okutmalıyız. Aynı şekilde bina ve inşaat yapımının her aşamasında sorumluluğu olan ve imzası bulunan herkese bu kitap okutulmalı. Buyurun eseriniz, kendinizle gurur duyun denmeli.

Kaç gün boyunca divelenmeden ne yaptılar, nasıl vakit geçirdiler, ne yediler ne içtiler, soğuktan nasıl korundular, nefes alabildiler mi, uyuyabildiler mi, ağlayıp sızladılar mı, kimse yok mu diye durmadan avaz avaz bağırdılar mı, üstlerinde geçenlerden haberdar olabilmişler mi? Tüm bunları öğrenmemizde fayda var. Çünkü bugün onlar yarın biz enkazda kalabiliriz. Yaşanan her bir hikaye kulaklarımıza küpe olmalı.

Allah kimseye böyle imtihan vermesin. Kimseye ne deprem anını yaşatsın ne de enkaz altında bıraksın.

Temennim odur ki depremi yaşayanlar, enkaz altında kalanların yaraları bir an evvel sarılır, normal hayata dönerler. Deprem anındaki ve enkaz altındaki travmayı bir an evvel atlatırlar.

Bize gelince yaşadığımız yıkımı büyük bu depremden ülke olarak her birimiz sorumluluk durumumuza göre inşallah bir pay ve ders çıkartırız da bir dahaki depremlerde aynı acıyı yaşamayız aynı gözyaşını dökmeyiz ve depremle yaşamanın kalıcı yollarını bu ağır bedellerden sonra öğrenmiş oluruz. En azından bundan sonra anamız ağlamaz.

Bir daha ağır bedeller ödemek istemiyorsak, enkaz altında kalıp çıkarılmayı bekleyen cenazeleri defnettikten sonra bir şey daha yapmamız lazım. Bağımsız komisyonlar kurup depremin aksayan ve artı yönleri kimseyi suçlamadan tek tek tespit edilmeli. Bu komisyonlarda her düşünceden alanında uzman kişiler olmalı. Her ilin vali, belediye başkanı ve kaymakamı dinlenmeli. Bir dahaki deprem ve diğer afetlerde aynı aksaklıklarla karşılamamak için öneriler getirilmeli. Takviye gereken yerler belirlenmeli. Eksiklikler, tavsiye ve öneriler kamuoyu ile paylaşılmalı ve gereği için hükümete takdim edilmeli, hükümet de gereğini yapmalı.

Depremin sıcaklığı gitmeden bir şeyi daha masaya yatıralım ve bu konuyu düşünelim. Bu da yazımın başında değindiğim gibi depremin 11.gününde dahi sağ salim insanları kurtarabilmişsek, demek ki iyi bir organize, iyi bir koordinasyon iyi bir lojistik destekle, yetişmiş arama kurtarma ekipleriyle sahaya yayılıp daha hızlı hareket edebilme imkanımız olsaydı, belki de daha çok insanımızı enkazdan sağ kurtaracaktık. Çoğunun bir on bir gün dayanamayıp daha önceden vefat ettiğini düşünürsek, kurtarılmayı beklediği halde kurtaramayıp ölüme terk ettiğimiz niceleri vardır.