11 Şubat 2023 Cumartesi

Emin Değilim

Dışa yansımayan imanımın,

Beni düzeltmeyen ve kötülüklerden uzaklaştırmayan namazımın,

Yılda bir kez tuttuğum orucumun, 

İşime ve çevreme güzelce yansıtamadığım ahlakımın, 

Akşam sabah ayet ve hadis paylaşımımın,

Her cuma gönderdiğim cuma mesajımın, 

Benim gibi düşünmeyen insanlara önyargılı bakışımın, 

Etrafıma ve çevreme güven veremeyişimin, 

Denenmemiş dürüstlüğümle mangalda kül bırakmayan dürüstlüğümün,

Aklımı kiraya vermemin, 

Tarafgirlik yapmamın, 

İşimi düzgün yapmamanın, 

Aşk derecesinde birilerini kurtarıcı diye sevmemin, birilerinden nefret etmemin,

Aşırı saldırma ve savunmacı refleksimin, 

Sevdiklerimin hatalarını göremeyecek kadar kör olmuş gözlerimin, onlara yapılacak en küçük bir eleştiriye dahi tahammül edemeyişimin,

Birçok acı gerçeklere göz yumarak kafamı kuma gömüp her şeyi güllük gülistan gösteren tavrımın,

Her şeye bir mazeret ve gerekçe üreterek gerçeklerle yüzleşmeyen aklımın, 

Köşe başlarını tutarak bir şeyler daha güzel olsun diye öneri getiren, eleştirenleri düşman belleyen izanımın,

Sevdiklerimin kokuşmuşluğunu görmeyen beynimin,

Tüm işim sosyal medyadan birilerine parmak sallamak olan ellerimin,

Tüm olup bitenlerde ve yanlışlıklarda acaba benim de bunda payım olabilir mi diye sorgulamayan düşüncemin,

Benim gibi düşünmeyenlerle iletişim kurarak onları ikna etme yerine hakaretin bin bir türünü yapan ağzımın ve kalemimin,

Söylem ve eylem çelişkimin,

Milli ve manevi değerlerin içini doldurmadan onları sloganlaştırmamın,

Tüm insanların derdiyle uğraşmayan zihin ve bedenimin,

Ele telkin verirken yuttuğum salkımın,

Beni ahlaklaştırmayan Müslümanlığımın,

Olgu ve tespitlere değil de algılara teslim olmuşluğumun,

Ve daha nice eylemimin beni cennete götüreceğinden emin değilim. Üzgünüm.

Depremlerle Sınavımız

Bu ülkenin derdi, sıkıntısı ve problemi bitmez. Çoğu dertlerin bitmemesini sebebi vurdumduymazlığımız, oy avcılığı yapmamız, bir ülkeyi imar etme ve geliştirmeden ziyade ucuz siyasete sarılmamız, problemleri görmezden gelmemiz, halının altına süpürmemiz, plansızlığımız, pansuman tedbirlerle günü kurtarmaya çalışmamızdandır.

İsterseniz sık sık ülkemizi belirli periyotlarla yoklayan yıkıcı depremleri ele alalım. Ülkemizin önemli deprem fay hatları üzerinde kurulu olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bu bilginin yanında depremlerde mal ve can kaybı olmaması için yapılması gerekenleri de biliyoruz. Bu bilgilere rağmen ne yaptık? Kısaca bu bilgilere ve uyarılara kulak vermeyip sırtımız üstüne yan gelip yan yattık.

Yattık ama depremle yaşamayı öğrenemedik ve her depremde bildik sahnelere maruz kaldık. Yaptıklarımızdan ve yapılması gerekirken yapmadıklarımızdan dolayı kendimizle yüzleşmedik ve aymazca tutumumuza devam ettik. 

Çürük mü çarık mı, depreme dayanıklı mı kontrolü bile yapmadığımız imarsız, ruhsatsız ve kaçak binalar için imar barışı adı altında üç kuruş paraya 26 defa imar affı çıkardık. Niçin? 

Altı sağlam mı demeden zemin etüdü yaptırmadan altı kum ve gevşek olan ova, arsa, tarla vb. yerleri imara açtık. Niçin zemini sağlam yerleri imara açmadık? Eski ecdadımız ev yaparken bir şehir ve köyü kurarken niçin dağ yamaçlarını tercih etmiştir?

Çıkardığımız 2007 ve 2017 deprem yönetmeliğine uygun ev ve bina yapılıp yapılmadığının ciddi kontrolünü yapmadık veya yaptırmadık. Uygulayamadığımız ve denetleyemediğimiz mevzuatı süs olsun diye mi çıkardık?

2019 yılına gelinceye kadar müteahhitlere, yaptıkları binalarının kontrol görevlisini niçin kendisinin seçmesine imkan verdik? Hangi inşaatçı, mimar, makine mühendisi parasını ödeyen müteahhidi ciddi bir şekilde kontrol edebilir? Nitekim bu yanlıştan 2019 yılında vazgeçildi. 

Belediyeler oturma ve iskan verirken binanın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını ciddi bir şekilde kontrol edebilmiş midir? Yoksa üç kuruş paraya boyun eğmiş olabilir mi? 

Bugüne kadar binasını deprem yönetmeliğine uygun yapmadığı için yaptığı binaları depremde yıkılan kaç müteahhit ciddi bir şekilde ceza almış ve ölen her canlı için kaç lira tazminat ödemiştir ya da ödettirilmiştir? 

Zemin etüdü sağlam olmayan düz yerleri imara açtığından dolayı yapılan binaların depremde yıkılmasıyla bugüne kadar kaç siyasi yargılandı, ceza alıp mahkum oldu?

İmar affından yararlanan binalar arasında, depremde yıkılan kaç bina olduğunun istatistiği var mı devletin elinde? Varsa imar affına kapı aralayan kaç kişi hakkında bugüne kadar ne işlem yapılmıştır?

Deprem riskine rağmen geçmişten bugüne gelen hükümetler zemini ve binası sağlam olmayan binalar için bugüne kadar ne projeler üretmiştir? Devleti yöneten siyasiler bu konuda kendilerini hiç sorumlu hissetmişler midir?

Geçmişten günümüze depremlerden dolayı yıkılan binalar, ölen insanlar, mal kaybı, deprem bölgesine ve depremzedelere bugüne kadar ne kadar para harcanmıştır? Devletin elinde böyle bir kayıt var mı? Deprem olduktan sonra yaptığımız masraf ile sağlam zemine ne kadar sağlam bina yapabilirdik sorusunun cevabı devlet yetkililerinin elinde var mı? (99 depremi 12 milyar dolara mal olmuş. Biz o yıllarda ekonomik krizden kurtulmak için IMF’den 10 milyar dolar almıştık.)

Verdiğim örnekleri ve sorduğum soruları çoğaltabilirim. Fazlasına da gerek yok. Verdiğim örnek ve sorulardan, deprem dolayısıyla başımıza gelenlerin birinci derece sorumlusunun geçmişten bugüne ülkeyi yöneten siyasetçilerin olduğu görülecektir. Halbuki biz her deprem sonrası sadece malzemeden kaçıran müteahhitlere kızıyoruz. Bunda müteahhitlerin de suçu var ama sorumlu listesini hazırlarsak en altta müteahhitlere yer verebiliriz. O yüzden bu depremde bari günah keçisi olarak sadece müteahhitleri görmeyelim. Verdiğim örneklerde görüleceği üzere bugün bu halde olmamızın sorumluları çokçadır. Makamı, mevkii, gücü ve kuvveti ne olursa olsun, insan kaynaklı hatalardan dolayı kimsenin yaptığı yanına kar kalmamalıdır. Değilse, bir sonraki depremde de aynı acıları yaşamaya devam ederiz.

Vatandaşlık Sorumluluğu ve Bilinci

Devletler, kendilerini yönetsin, hizmet etsin diye sorumluluk ve yetki vererek vatandaşın kurduğu tüzel kişiliktir.

İçimizden seçip gönderdiklerimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla ülkeyi yönetirken vatandaş da kendisine yüklenen sorumluluğu yerine getirir. Vatandaşın ilk başta gelen sorumluluğu devlet kendisine daha iyi hizmet etsin diye vergi vermektir, askerlik görevini yerine getirmektir, ülkeyi yönetecek kişileri seçmek için oy vermektir, kurallara uymaktır. 

Devlet topladığı bu vergileri tüyü bitmemiş yetimin hakkı görür ve bir kuruşu dahi boşa gidermeyecek şekilde yerli yerinde kullanır. Vatandaş da toplanan vergilerin nerelere kullanıldığını öğrenmek ister. Mesela, 99 depreminin ardından depremde kullanılmak üzere belli bir süreliğine konan, adına ÖTV denilen daha sonra sürekli hale getirilen deprem paraları nerede? Bildiğim kadarıyla bu paralar otoban ve yollar yapılmak üzere kullanıldı. Halbuki bu paralar sadece depremlerde kullanılacaktı. 

Yine Merkez Bankasının yıllık karının yüzde 20'si olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere ayrılır. Deprem gibi doğal afetlerde kullanılır. Maalesef MB'nın bu karı da hazineye aktarılarak başka alanlarda harcandı. 

Cumhuriyet kurulduğu andan itibaren bu ülkede siyasi iktidarlar 26 kez imar barışı adı altında af çıkardı. 

6 Şubatta yaşadığımız ve 10 işi etkileyen birbiri ardına gelen büyük yıkıcı depremin ardından deprem bölgesine destek için ulusal ve uluslararası seviyede yardım seferberliği başlatıldı. Yardımlaşma konusunda da en güzel örnekler kendini gösterdi. Milletimiz yardım konusunda adeta yarıştı. Yardım seferberliği olacak elbet. Çünkü koskoca on ili etkileyen bir büyük deprem bu. Devletin tümüyle bunun altından tek başına kalkabilmesi mümkün değil. Burada sorgulanması gereken, deprem vergisi parası niçin bu günler için saklanmaz? Merkez Bankasının yıllık karı niçin böyle günler için bekletilmez? Bu ülke Karaman hariç bir deprem bölgesi iken ve aşağı yukarı yılda bir depremin yıkıcı etkisi illeri vururken bu ülkede niçin 26 kez imar affı çıkarılır?

ÖTV parası ve kefen parası, yedek akçe de denilen MB’nin yıllık yüzde 20 karı, imar affından gelen paralar böylesi günler için ayrı bir kalemde bekletilseydi de depremin ilk olduğu andan itibaren bu parayı ihtiyaçları gidermek için devlet deprem bölgelerine gönderebilseydi, bu bütçe yetmediği takdirde vatandaştan yardım isteseydi, daha iyi olmaz mıydı?

Bu demek değildir ki devlet yardım yapmıyor. Yapabileceği yardımı açıklıyor. Sözünü de yerine getirir. Ama bu paranın kaynağı nereden? Ki devletin vereceği bu yardımın da yaraları sarması mümkün değil. Esas para gidecek yerler bundan sonra. Çünkü o yıkılan evler yeniden yapılacak. Bunun için de iyi bir bütçe gerek.

Böyle zor bir günde niyetim suçlu aramak, hesap sormak, paranın peşine düşmek değil. Şu anda bunun zamanı değil. Ama devlet ne yapıp yapıp bu son depremde dersler çıkarması lazım. Nasıl ki vatandaş kötü günler için kenarda köşede üç kuruş biriktiriyorsa, bu benim kefen param diyorsa, devletin de kötü günler için bekleyeceği kaynağı olmalı. Böyle yapmayıp her adette pamuk eller cebe demek bir devlet ciddiyetine yakışmaz.