22 Ocak 2023 Pazar

Yaz Kışı

2002-2005 yılları arasında Adana'da yaşarken ocak ve şubat ayında bile üşütmeyecek şekilde hafif serin bir hava olurdu. Biz de fırsat bu fırsat deyip Baraj kenarına giderek ailecek mangal keyfi yapardık. Konya'da yetişip büyüyen biri olarak niçin böyle hava Konya'da olmaz derdim. Çünkü Konya ocak aylarında hep kara kışı yaşar. Kar olmasa bile buz kesen ayazı eksik olmazdı. 

Yıl 2023 ve ocağın 23'ü gelmiş. Hava güllük gülistanlık ve güneşli. Konya oldu bir Adana. Ne yağmur ne kar ne kuru ayaz. Üstelik çoğu günler yakıcı güneşli, yaz günlerinden kalmış havaları yaşıyoruz. Daha doğru dürüst üzerimize kaban almadık, kışlıkları giymedik. 

Sıcak ve güneşli hava nefsimize hoş gelse de havaların bu şekil gitmesi hayra alamet değil. Kuraklık kapıda. Susuzluk bizi bekliyor ve tehlike çanları çalıyor. 

2021-2022 kışı ise 2022-2023'ün aksine eski kışlardan bir kış idi. Aşağı yukarı kış boyunca hep kar gördük. Hatta kar üzerine kar yağdı. 

Bu sene ne oldu böyle? Ve aciziz, elimizden bir şey gelmiyor. Kara kara düşünüyoruz.

Gerçekten yağıştan niçin mahrumuz? Bunun sebep ya da sebepleri neler olabilir? Sosyal medyada İstanbul’un ilçelerinden bir ilçede bir müftünün diliyle yapılan bir paylaşıma göre yağışın olmamasının sebebi çatısı akan yaşlı bir teyzenin yaptığı duadır: "Yine böyle kurak geçen günlerden birinde alim bir zatın kapısı çalınır. Kendisinden yağmur duası yapması istenir. Duayı yapacak kişi, dua yapmadan önce niçin yağmur ve karın yapmadığının sebebini işleyelim. Ev ev gezelim denir. Bir eve geldiklerinde damı akan yaşlı bir teyze ile karşılaşırlar. Teyze, neye ihtiyacın var denir. Çatımız akıyordu. Allah'a dua ettik. Şükür ki yağış olmadı deyince, alim zat yağmur duasından önce bu teyzenin çatısını tamir edelim denir. Tamir ve tadilat yapılır. Ardından hep birlikte dua edilir ve iyi bir yağmur yağar". 

Bu paylaşımın aslı varsa, yağmurun yağmamasının nedeni, damın akması. Bu demektir ki bir belde ve muhitte çatısı akan bir yer olduğu müddetçe o bölgeye yağış düşmez. Merak ettiğim, sürekli yağış alan bölgelerde çatısı akmayan bir  mekan yok mu? Öyle ise Karadeniz bölgemizde çatısı akan bir ev yok demektir.

Bazıları da kuraklığın olması nankörlüğümüze, nimetlere şükretmediğimize ve iyi bir kul olmadığımıza bağlanır. Bu düşünceyi de doğru kabul etsek, başka inanç sahiplerinin olduğu yere bir gram yağışın düşmemesi gerek.

Bunların dışında ne zaman havalar kurak geçse, yağmur duasına çıkarız. Sosyal medyada da bu niyetle yapılan dualarımız eksik değil.

Sebep nedir bilmiyorum ama coğrafya derslerinden aklımda kaldığı kadarıyla karasal iklimin özelliği kurak geçmesi ve az yağış alması. Bu iklim yürü değişmediğini göre kuraklık ve az yağış almak bu coğrafyanın kaderidir.

Bu coğrafya iklimiyle beraber bizim kaderimiz olmakla beraber yaşadığımız bu 2022-2023 kışı karasal iklimi de aratıyor. Yani anormal bir kış sezonu geçiriyoruz. Öyle zannediyorum, küresel ısınmaya bağlı olarak Aralık-ocak ve şubat diye bildiğimiz kış mevsimi yer değiştiriyor. Bunu bu seneye gelinceye kadar geç bastıran kışlardan biliyoruz. Bu demektir ki bu sene kış geç gelecek. Şubat-mart ve nisanda kışı yaşayacağız. Belki mayıs ayını bile kış geçireceğiz. Yani ilkbaharı görmeden yaza geçeceğiz. Rabbim encamımızı hayır eylesin.

Kutsallara Saldıranlara Ne Yapalım?

İster hak ister batıl hangi din ve inanca sahip olursa olsun, tüm din ve inançlar, o inanç sahiplerine göre doğrudur. Çünkü tüm inançlar kutsaldır ve dokunulamaz. O yüzden tüm inançlar saygı göstermeyi gerektirir, saldırıyı değil. 

Kim başkasının inançlarına saldırırsa, yaptığı edepsizliktir, had bilmezliktir, cami duvarına işemektir.

Buna rağmen kutsallara saldıran çıkmıyor mu? Çıkıyor. 

Bu tipler nasıl bir psikoloji taşıyor? Hasta ruhludur ve kendiyle barışık değildir. 

Niçin saldırıyorlar? Meşhur olmak ve dikkat çekmek için. 

Bunları ya da bunlara ne yapmak lazım? Böylelerine verilebilecek en büyük ceza, yaptığı saldırıyı gündeme getirmemektir. Basında hiçbir şekilde yer almamasını sağlamaktır. Saldırıyı gerçekleştirirken yapma, vazgeçme dememektir. Saldırı esnasında seyir için toplanacak kalabalıkları o mıntıkadan uzaklaştırmaktır. TV'ler vermezse, gazetelerde haber olmazsa, önüne mikrofon uzatılmazsa, video çekimi ve canlı yayın yapılmazsa, inanın kafasına koyduğu saldırıyı yapmaktan vazgeçer. Kısaca o kişiyi yokluğa mahkum etmek lazım. Bence bu ceza yöntemi çok etkili olur. 

Şu anlatacağım hikaye bu tipleri daha iyi anlatır. Adamın biri meşhur olmak ister. Ne kadar uğraştıysa da dikkat çekmeyi bir türlü beceremez. Ama içinde meşhur olamadım ezikliğini hep taşır. 

Bir gün padişahın katılacağı bir töreni fırsat bilir. Halkı selamlayan padişah, yerine geçerken bu şöhret budalası, meydana koşarak, "Padişahım" diye seslenir. Padişah kim bu densiz dercesine geriye dönüp bakar. Tam bu esnada padişahın yüzüne tükürür. Yaptığı bu densizlik tarihe padişahın yüzüne tüküren adam diye geçer. Tükürüğüyle meşhur olan, tüm yeteneği bu olan bu kişinin sonu ne olmuştur, bilmiyorum ama öyle zannediyorum, şöhret olmanın bedeli kellesinin vurulması olmuştur. 

Diyelim ki kutsallara saygısızlık yapanı yokluğa mahkum etmedik. Basın yoluyla herkese ve tüm dünyaya duyurduk. Bu durumda ne yapılmalı? Adı üzerinde bir ruh hastasıyla karşı karşıyayız. Soğukkanlılığı elden bırakmamak ve provokasyona gelmemek gerek. Ağzı bozmadan, edebince tepki göstermek gerek. Kem söz sahibine ait deyip söz ve yapılanı kendisine iade etmektir. Ötesi ve fazlası bu tiplerin ekmeğine yağ sürmektir. Cami duvarına işeyen böylelerini yola getirmek mümkün olmadığına göre kendimize dönüp kendimizi sorgulamamızda fayda var. Biz ne yaptık? Saldıran başkası demeyelim. Evet saldıran o ama belki de böylelerine kendi kutsalımızı anlatamadık belki de güzel örnek olamadık diye düşünmek lazım.

Ha böylelerinin yaptığı yanına kar mı kalmalı? Güvenlik kuvvetleri ve o ülkenin yargısı gerekli kovuşturmayı yapıp gerekli cezayı vermeli. Sessiz sedasız cezasını çekmeli ve akabinde bazı haklardan mahrum edilmeli.

Şakşakçı

Şakşakçı: "Bir kimseyi veya onun yaptığı her şeyi doğru bularak öven ve başkalarına da kabul ettirmeye çalışan kimse, alkışçı" . 

Şakşakçının alkış tuttuğu kişi veya kişiler öyle zannediyorum, sıradan kişiler değil, güç-kuvvet ve imkanları elinde bulunduranlar olmalı. Elinde imkan ve güç olmayan allameicihan da olsa, ağzıyla kuş tutsa, şakşakçının neyine. Nazarında sıfırdır. Çünkü böyleleri ne imkan dağıtır ne makam. O yüzden merhemi olmayanın yanında kim saf tutsun. Veren el değil bir defa. Elinde yağma Hasan'ın böreği yoktur. Pragmatisttik, güç ve kuvvetin yanında yer almayı gerektirir. Çünkü güç ve kuvvetin şerrinden Allah'a sığınmak gerek. Şimşekleri üzerine çekmemek için gücün yanında yer almak, onun her yaptığını doğru kabul edip başkalarına da bu doğruyu kabul ettirmeye çalışmak kişiye zarar değil ancak yarar getirir. O yüzden bir konuda yola çıkarken benim bundan ne menfaatim olur düşüncesiyle kar ve zarar hesabı yapmak, su akarken testiyi doldurmak, musluğun başına en yakın durmak kişiye yürü ya kulum dedirtir. Bunun yolu da şakşakçılıktır. Bu yol ile imkanlara kavuştuğunuz gibi olur olmaz başınız da ağrımaz. Hasılı huzuru ötede, başka yerlerde değil, şakşakçılıkta aramak gerek. Bunu da laf olsun diye söylemiyorum. Şakşakçılık yapanların yüzüne bakarak söylüyorum. Ne de mutlular. Allah mutluluklarını daim eylesin.

Herkes şakşakçılık yapabilir mi? Niye yapamasın. Bugün şakşakçılık yapanlar anasından şakşakçı mı doğdular. Hayat onlara öğretir bunu. Yeter ki öğrenme azmi olsun. Burada şakşakçılık yapmak isteyip de beceremeyenlere birkaç tüyo vermek isterim: Düşünmeyeceksiniz, düşünüyorsanız da bu düşüncenizi kendinize saklayın ve dışa vurmayın. Sorgulamayacaksınız. Sorgu meleği misiniz siz? Nasıl, niçin, neden böyle demeyeceksiniz. Çünkü  bu sorulara cevap vermek için düşünüp cümle kurmanız gerekir. Halbuki test usulü soruların cevapları seçeneklerde verilir. Hazıra konmaktır bu. Hayattan tek isteğimiz değil mi bu. Seçeceksin oradan yararına en uygun olanı. Ama, fakat, lakin demeyeceksiniz. Çünkü şakşakçılıkta bunlara yer yoktur. Kendi başına buyruk olmayacaksınız. Ben bir bireyim demeyeceksiniz. Bireyliğiniz batsın. Bireylik acıdan başka insana bir şey vermez. Karın da doyurmaz. Sürü olmaktır şakşakçının görevi. Ne olursa olsun, bu sürüden kafayı kaldırmamaktır. Sürüden çıkıp sıra dışı olmaya yeltenenleri kurt kapar. O yüzden nene lazım sürü dışına çıkıp kurda, çakala yem olmak. Tüm bunları yaparken doğru mu yapıyorum demeyeceksiniz. Bunun yolu yalnız kalmamaktır. Yalnız kalanları şeytan ağına düşürür. Onlara iğva verir. Daima kalabalıklar içerisinde mevzi almak ve etrafından güç alarak aslan kesilmek gerek. Asla vicdanının sesine kulak vermeyeceksiniz. Çünkü vicdan dediğin karın doyurmadığı gibi sana huzur da vermez. Böyle yapa yapa o seni rahatsın eden vicdan da yola gelecektir ve senden hızlı şakşakçılığa soyunacaktır.

Burada şaka ve ironi yaptığımı söyleyenler çıkacaktır. Sakın böyle diyenlere prim vermeyin. Şakşakçılığı eleştirmeye kalkarlarsa yüz vermeyin onlara. Kalkın gidin yanlarından. Onlara tepkinizi böyle gösterin. Ayrıca bu tip mide bulandırıcı, ayrık otu misali kişilerin sayısı fazla değil, kulak vermeyin onlara. Kendi kendilerine konuşup dursunlar. Siz kendinize, geleceğinize ve ikbalinize bakın.

Hasılı siz siz olun, şakşakçılığı basite almayın. Zira şakşakçılık da bir meslektir. Her meslek gibi bu da kutsaldır. Mesleğinizi en güzel şekilde icra etmeye bakın. Unutmayın ki birileri kurtarıcı rolüne soyunacak, birileri de kurtarılan. Yani sen kurtarılan olacaksın. Birileri övülecek, sen ise öven. Birileri ölümüne savunulacak, sen ise savunan. Birileri düşünecek, sen ise bu düşünüleni hazmedip yayacaksın. Karşılığında gül gibi geçinip gideceksin.