22 Ocak 2023 Pazar

Seçme Fıkralar (25)

Sünnet deseymiş

Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden oburmuş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Hoca'yı memnun etmek için:

“Aman ne güzel çocuk...Adı ne bunun? diye sormuşlar. Hoca:
“Adı Farzdır”, demiş.
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
“Bu ne biçim isim Hoca Efendi?” demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.

Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
-Yaaa! Sünnet deseydim, onu da yiyecektiniz.

Vaaz

Papazın biri vaaz verecekmiş ama çok heyecanlanıyormuş. Gitmiş başpapaza, “Papaz efendi, ben vaaz vereceğim ama çok heyecanlanıyorum” demiş. Papaz, “O zaman git, biraz şarap iç heyecanın geçer” demiş. Adam, şarabı içmiş, sonra da vaazı vermiş. Vaazdan sonra gitmiş papaza, demiş nasıldı, papaz efendi, beğendiniz mi? Papaz,  "Güzeldi yavrum ama bazı hataların var:"
1)Merdivenden yürüyerek ineceksin tırabzandan kaymayacaksın.
2)Duaların sonunda oleeeey değil, amin diyeceksin.
3)En önemlisi de İsa, Tanrı'nın oğlu, sütçünün çocuğu değil.

Asker


Temel, bir gün her işe karışan Cemal'e patlar:” Ula uşağum, sen asker misun da her işe purnuni sokaysun?

Not: Asker bu işleri bıraktı. Kışlasına çekildi. Görevini yapıyor. Yalnız askerin bıraktığı üzerine vazife olmayan bu işe başkaları soyundu. Biraz dikkatli bakılırsa, her işe maydanoz oldukları görülür.

21 Ocak 2023 Cumartesi

Seçme Fıkralar (24)

Hürriyet ve Zürriyet

Osman Yüksel Serdengeçti İsmet İnönü zamanında epey hapis yatarak hürriyetten yoksun kalmış. Hiç çocuğu da olmamış rahmetlinin. Hanımının adı da İsmet’miş.

Onca sıkıntı ve derdin arasında nüktedanlığı da terk etmemiş. Bir gün “İki İsmet’ten çok çektim. Biri hürriyetinden, diğeri de zürriyetimden etti” demiş.

Öyle zannediyorum, Serdengeçti aynı zamanda çok zeki biri olmalı. Değilse böyle ince espri yapmak her kişinin harcı değil. Çünkü espriyi zeki insan yapar, espriden de zeki insan anlar. Esprinin en güzeli de aslı olan şeyler üzerine yapılanıdır.

Ümmü’nün İmamlığı

Tansu Çiller başbakan olduğu zaman Türkiye’de bir ilk gerçekleşir. Çünkü ilk Türk başbakanı oldu. Bunun üzerine bir köşe yazarı köşesine şöyle bir fıkra taşıdı:

Haccın karayolu ile yapıldığı eski zamanlarda, köyün cami hocası hacca gitmeye karar verir. Muhtarın başkanlığında hoca yolcu edilir. Hocayı uğurladıktan sonra haccın uzun süreceği aklına gelen muhtar adamına, “Koş, hocaya sor. Yerine kimi vekil bırakıyor?”

Adam koşarak hocaya yetişir. Hoca ile ulak arasında şu konuşma geçer?

—Hocam, siz haçta iken kimi vekil bırakıyorsunuz? Siz yokken namazları kim kıldıracak?

—Ehil biri varsa o kıldırsın. Şayet yoksa bir ümmî (okur yazar olmayan) namaz kıldırabilir. Adam muhtara gider, muhtar ona sorar:

—Ne dedi Hoca?

—Bir ümmî namaz kıldırabilir, dedi.

Düşünme sırası muhtara geçer. Çünkü köyde iki tane Ümmü var. Biri 70’lik yatalak Ümmü Nine, diğeri de hocanın genç ve güzel kızı Ümmü. 70’lik Ümmü Nine namaz kıldıramayacağına göre hoca olsa olsa kızı Ümmü’yü vekil bırakmak istedi sonucunu çıkarır.

Hocanın kızı istemese de “Babanın vasiyeti var” diyerek genç kızı zorla imamlığa geçirirler.

Günler, aylar geçer. Nihayet hoca hacdan gelir.

Hal-hatır ve hoş-beşten sonra hoca ile muhtara sorar:

—Söyle bakalım, ben gittim gideli imamınız kim oldu? Namazları kim kıldırdı?”

—Hocam, Buyurduğunuz gibi kızınız Ümmü kıldırdı namazları”.  

Böyle bir cevabı hiç beklemeyen hoca şaşırır ve küplere biner:

—Ne ne ne? Bir daha söyle bakalım.

—Kızınız kıldırdı hocam.

—Bre Gafiller! Ne yaptınız siz? Hiç kadından imam olabilir mi? Kadın nasıl namaz kıldırabilir?

—Hocam, kadından imam olmayacağını kızınız mihraba geçtikten sonra anladık anlamaya ama iş işten geçti. Çünkü kızınız namaz kıldırmaya başlayınca cemaat o kadar arttı ki bu durum karşısında ben de bir şey diyemedim.

Seçme Fıkralar (23)

Nasıl Tanıyamazsın? 

18 yıl önce lise üçüncü sınıfta bir saatlik ahlak dersine giren Mehmet adında bir öğretmenimiz vardı. Öğretmenevine takılırdı hep. Yaz dönemi ara ara biz de takılırdık. Bir saatlik derste o bizde, biz onda bir iz bırakmasak da hocamızdı. O bizi tanıyamasa da görünce, hocam, lise üçte ahlak dersimize girmiştiniz. Nasılsınız der, halini hatırını sorardık.

Yine bir gün birkaç arkadaş öğretmenevine buluştuk. Hocamız bizi görünce yanımıza gelip oturdu. Hoşbeş derken bizi bize bırakmadı. Sigara içeceğiz, öğretmenimiz ne de olsa içemiyoruz. Bu esnada yanımıza bir sınıf arkadaşımız geldi. Öğle aralarında Fuar kapısının arka tarafına gelir, gizliden gizliye sigara tüttürürdü. Yani iyi sigara içerdi. Hatta asansörde bile içmişliği vardır.

Bu arkadaş bir gün sigarayı attı. Bir daha da ağzına almadı. İçenlere de ne pis kokuyor diye hep rahatsızlığını söyledi ve herkese Allah kurtarsın dedi.

Aramıza katılan bu arkadaşa, sigara içmediğini bildiğim halde ha sigaraya kapı aralayabilir miyim diye zarf attım. Sigara içeceksin, bak hocamız yanımızda. Ayıp olur dedim. Bunu duyan hocamız, hocalığımız mı kaldı? Bizler emekli olduk. Sizler de öğretmen oldunuz. Yak sigaranı. Getir bir de bana ver dedi. Arkadaşta sigara ne arasın. İçmem ben dedi. Kimde var, çıkarın içelim dedi. Çıkarıp birlikte içtik.

Sigaramızı tellendirirken, hocam bu arkadaşın da ahlak dersine girdiniz. Hatırladın mı dedim. Başka da konu ne yok, ne yapayım. Çıkaramadım dedi. Bu sefer arkadaşa, bu hocamız lise 3’de dersimize girdi. Hatırladın mı dedim. Ben de hatırlayamadım dedi. İyi düşün. Hatta ahlak notun 9 idi. Teşekkür alacağım diye bu hocamızdan bir not istemiştin de hocamız not defterini çıkarıp sözlüne 10 vermişti dedim. Kendisini hatırlamadıysan bari istediğin notu hatırla dedim. Yine hatırlayamadım dedi. Orta yerde garip bir durum vardı doğrusu. Öğretmenin öğrencisini hatırlayamaması normaldi ama öğrencinin öğretmenini çıkaramaması ilginçti. Sorduğuma da pişman oldum. Ne edersiniz ki çenemi tutamıyorum. Zira sevmem sessizliği. Ortaya bir konu bulmalıydım.

Bu duruma hocamız üzüldü tabi. Bunun üzerine bir anısını anlattı:

Bir gün Cihanbeyli’ye gittim. Namaz kılmaz için öğle namazına camiye gittim. Baktım imam benim öğrencim. Kalkıp müezzinliği yaptım. Namazdan sonra herkes çıktı. Ben bekledim. İmam yanıma geldi. Bekledim ki hocam hoş geldin desin. Ne dese beğenirsiniz? “Beyefendi! Sesinizden sizi tanıyacak gibiyim dedi. Öğrencimin beni tanıyamamasına çok şaşırdım. Hemen “Ulan manyak”, ben senin hocanım dedim” dedi.

Bu anekdota hep birlikte güldük. Az daha durup hocamızdan müsaade alıp çıktık ama hocasını tanıyamayan bir zamanların Yemen tiryakisi arkadaşımız peşimi bırakmadı: Alacağın olsun, beni bir de manyak yaptırdın dedi.