20 Ocak 2023 Cuma

Seçme Fıkralar (16)

Akıllı Eşek


Milletvekilinin biri bir köyü gezerken, bağlı olduğu değirmeni döndüren bir eşek görmüş.

Yanındaki köylüye sormuş:
Bu eşeğin boynundaki zil ne işe yarıyor ?
Efendim, demiş köylü, o zil sustuğunda eşeğin durduğunu anlıyorum. Müdahale edince tekrar harekete başlıyor.
Akıllıca, demiş vekil. Peki, eşek olduğu yerde durup da başını sağa sola sallarsa nereden anlayacaksın durduğunu?
Anlayamam ama ne gezer efendim sizin gibi akıllı eşek buralarda.

Devlet Sırrı


İşsizdi, parasızdı; kalacak yeri, yiyecek ekmeği, iki satır muhabbet edebileceği bir arkadaşı da yoktu. Nerden geldiği bilinmez "Küçükistan Ceza Kanunu" diye bir kitap geçmişti eline.

Bir gün onu okuyarak vakit geçiriyordu ki "Ülke başbakanına hakaret etmenin cezası altı ay" kitabı ve gözlerini kapattı.
"Hem bütün hırsımı ondan alırım hem bütün gazeteler, televizyonlar benden söz eder, meşhur olurum hem de altı ay ekmek elden su gölden; yiyecek, yatacak derdim olmadan çiçek gibi kışı geçiririm." diye düşündü.

Ertesi gün mitinge gitti, Küçükistan başbakanı konuşurken milletin arasından fırlayıp bütün gücüyle bağırmaya başladı.

“İnbe başbakan inbe başbakan!”

Güvenlik kuvvetleri hemen müdahale edip yaka paça götürdüler.

Ertesi gün mahkemeye çıktı. Şahitler dinlendi, savunması alındı. Hakim kararı açıkladı.

“Sanığın suçu sabit görüldüğünden yirmi sene altı ay hapsine karar verilmiştir”.
Birden gözleri karardı, ayakta sendeledi, sonra kendini toparladı ve haykırdı:
“İtiraz ediyorum hakim bey, Küçükistan Ceza Kanununun şu maddesinin şu bendine göre başbakana hakaret sadece altı ay, bir yanlışlık var bu işte?

Hakim acıyan gözlerle adama baktı:
“Haklısın oğlum, başbakana hakaret altı ay fakat devlet sırrını açığa vurmak yirmi senedir”.

Önce Devlet


Bir gün bir Amerikalı milletvekilini bir odaya almışlar ve sormuşlar:

“Karın mı yoksa devletin mi?”

Amerikalı düşünmeden cevaplamış:
“Devletim.”
Oradakiler:
“O zaman al şu tabancayı git yan odadaki karını vur.”

Adam sıkılmış terlemiş ve sonunda dayanamayarak “Yapamayacağım.” demiş.

Daha sonra bir Türk milletvekilini aynı odaya almışlar, aynı soruyu sormuşlar: “Karın mı yoksa milletin mi?”

Milletvekili hiç düşünmeden:

“Devletim” demiş.

“O zaman al şu tabancayı, git yan odadaki karını vur.”

Odadan önce bir silah sesi sonra bir cam sesi gelmiş. Çıkınca sormuşlar:
“Ne oldu? “

“Sizin verdiğiniz silah kurusıkı çıktı. Ben de karıyı camdan aşağı attım.

Seçme Fıkralar (15)

Peşin Namaz

Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar. Bir süre sonra hoca:
“Namaz saati” demiş, başlamış namaz kılmaya.
Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam. Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış. Hoca namazı bitirince sormuş:
“Yahu bu ne uzun namaz böyle?”
“Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim.

Bektaşi: “Eh, ben de bir namaz kılayım” demiş ve başlamış namaza.
Ama ne namaz... bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış:

“Erenler, senin namaz da uzun sürdü”.
“Önümüzdeki haftanın namazını kıldım”.
Hoca şaşırmış:

“Yahu olur mu böyle şey?”
Bektaşi gülmüş:

“Allah senin veresiyeni kabul ediyor da benim peşinimi niye kabul etmesin? ”


Trafik

Papazın biri bisiklet kullanırken polis bunu durdurmuş. “Ehliyet ve ruhsat lütfen!” demiş. Papaz, “ehliyetim yok ama cebimde incilim, sağ omuzumda İsa, sol omuzumda iyi melek var” demiş.
Polis, “Hem ehliyetin yok hem de bisiklete üç kişi biniyorsun” demiş.

Papaz ile Zangoç

Papaz, iki metre ilerisinde duran Zangoç’a sormuş:

"Gizli gizli sen mi içiyorsun kutsal şarabı?"
Zangoç’da derin bir sessizlik.
lyice köpürmüş papaz:

"Sana soruyorum be adam! Duymuyor musun?"
"Hayır, buradan hiçbir şey duyulmuyor efendim!"
“Olacak şey mi? İki adım öteden beni duymuyorsun."

Zangoç bıyık altından gülmüş: "İsterseniz yer değiştirelim, anlarsınız." Yer değiştirmişler.

Bu kez Zangoç seslenmiş:
"Kilise için toplanan yardımları kim iç ediyor?"

Papaz kendi kendine söylenmiş:
"Hakikaten yahu! Buradan hiçbir şey duyulmuyor."

Seçme Fıkralar (14)

Palavralar

Bir Yahudi, bir Hristiyan ve bir Müslüman kimin daha çok dindar olduğuna dair tartışıyorlarmış.

"Çölün ortasında devemin üzerinde gidiyordum" demiş Müslüman. “Aniden, nereden geldiği belli olmayan çok büyük bir kum fırtınası koptu. Devemin yanına uzandım. Deveyle birlikte kumlara daha çok gömüldükçe, gerçekten sonumun geldiğini düşündüm. Ama Allah'a inancımı yitirmedim. Dua ettim dua ettim ve aniden etrafımdaki on millik alanda fırtına durdu ve ben köyüme dönebildim.
Hristiyan, "Bir gün okyanusta küçük bir kayıkta balık tutarken, dev bir fırtına koptu. 2 metre boyunda dalgalar. Gerçekten sonumun geldiğini sandım. Tanrı’ya dua ettim dua ettim ve sonra etrafımdaki on millik alanda fırtına dindi, ben karaya çıkabildim."
Yahudi anlatmaya başlamış. "New York şehrinin ortasındayken, yerde siyah bir çanta gördüm. Çantanın içine bakınca parayla dolu olduğunu gördüm. Cumartesi günü olduğundan ve bizim bu kutsal günümüzde paraya el sürmemiz yasak olduğu için gerçekten sonumun geldiğini düşündüm. Ama inancımı yitirmedim. Dua ettim dua ettim ve aniden, etrafımdaki on millik alanda "Salı" oldu.
 


Bitsin Bu Dava

Bektaşi'nin birine konuk gelecekmiş. Bektaşi konuğu nasıl ağırlar. Elde yok, avuçta yok. Mahcup olmak da istemiyor. Komşusu Yahudi'nin bir sürü keçisi varmış. Onlardan birini çaktırmadan alıp kesiyor. Ama çaktırmadığını sanan kendisi... Yahudi, ağacın arkasından gözlermiş durumu. Diyor ki kendi kendine, "Kadıya gitsem, kadı Müslüman, o Müslüman, bense Yahudi. Davayı kazanamam. Hadi kazandım, Bektaşi'nin nesi var ki ondan alıp bana versin. Biz artık Allah'ın huzurunda hesaplaşırız.

Yıllar geçiyor. Yahudi, Allah'ın huzurunda davacı oluyor, Bektaşi'den. Mahkeme kuruluyor.
Allah:
Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor Bektaşi'ye.

Kesmedim, diyor Bektaşi.
Ben gözlerimle gördüm diyor, Yahudi.
Allah’ım, diyor Bektaşi. Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.
Haklısın ama diyor, Allah Ben her şeyi görürüm. Ben de gördüm, kestiğini.
Allah’ım, diyor Bektaşi. Aynı mahkemede, hem şahit, hem hakim olunmaz.
Gene haklısın, diyor Allah.  O zaman getirin keçiyi ona soralım.

Ne!... diyor Bektaşi. Keçi burada mı? Ver onu o zaman bu Yahudi'ye. Bitsin bu dava.

Herkes Kendinde Olmayanı İster

Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş:
Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver.
Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış:
Rabbim, bana iman ver.
İki duayı da işiten hoca, Bektaşi’ye:
Bak, herkes ne istiyor Tanrı'dan, sense rakı parası. Utanmıyor musun? demiş. Bektaşi usulca:

Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister, demiş.