2 Aralık 2022 Cuma

Ucuz Kurtulmak

Yeni ekonomik modelle ilgili siyasi irade bir dizi tedbir alırken ben de kendimce bazı önlemler aldım. Eve de sıkı sıkıya tembihledim. Fiyatlar kortuyor beni. Bir süre zaruri ihtiyaçlar dışında olanla yetinmemiz gerek. Ekmek dahil, zaruri alışverişe giderken bile ayaklarım geri geri gidiyor dedim. Ev tamam deyince mesajım anlaşıldı dedim, bir sevindim bir sevindim.

Hayat böyle devam ederken oğlanların anası, şu ayakkabıları giymeyeceğim artık dedi. İhtiyacın yok mu dedim. Hayır cevabı alınca bir ihtiyacı olan giysin diyerek arabanın bagajına koydum. Başkasına verdim.

Bu arada kış bastırdı. Karıncayı söylemeye gerek yok. Zaten kış hazırlığını yaptı. Hatta bu sene ağustos böceği bile tedarikliydi. Çocukların anası, bana kışlık ayakkabı lazım dedi. Kan beynime sıçradı ama oralı olmadım. Akşam sabah bu ihtiyaç ortaya dillendirildiyse de bir alınganlık gösterip mübarek kışlık botların var ya dedim. Varmış ama ayakları sıkıyormuş. Bot ayağı sıkınca haliyle benim de canımı sıktı. İçime bir daralma geldi. Hafakanlar bastı. Siz buna karabasan deyin. Vicdansız bot. Ayağı sıkacak zaman mıydı şimdi? Sıkacaksan benim ayağımı sık dedimse de kendim dahil kimseyi ikna edemedim. Zira her ikna çabam, gel sen onu benim külahıma anlat dercesine alim kaldı. 

Bir gün o değilden saat 10.30'da Zafer'de buluşalım. Senin şu ayakkabıya bakalım dedim. Dedim ama bu sene kalsın denir mi ya da bugün benim işim var, çıkamam, umudunu hep içimde taşıdım. Tamam cevabı karşısında hiç şaşırmadım. Çünkü ha düğüne gitmişiz ha alışverişe. 

Buluşmak için dediğim saatte Zafer'e geçtim. Millet Zafer'de başka amaçla buluşur, biz ise alışveriş için. Bir de en kaliteli en rahat ve pahalı ayakkabıyı bulmak için dükkan dükkan dolaşalım der mi? İşte o zaman yandım demektir. 

Girdik gördüğümüz ilk mağazaya. Sordum kışlık ayakkabı reyonunuz ne tarafta diye. Gösterilen yere yöneldik. Hanım ayakkabılara bakarken ben fiyatlara göz gezdirdim. Öyle ya herkesin ilgi alanı farklı idi. İki çeşit fiyat ağırlıktaydı. Taksitli tutarları farklı olsa da peşin fiyatları 350 ve 430 idi. 430'u gözden çıkardım. Çünkü bizim evde pahalı olan muteberdi. 

İki tanesini beğendi. Hangisini alayım derken fiyatlarını bir öğrenelim dedi çocukların anası. Kasiyere fiyatlarına bir bakar mısın dedim. Kutularıyla getirirsen yardımcı olurum dedi. Birkaç kutu birden açmıştık. O kutulardan iki tanesine koyup götürdüm. 430'muş fiyatları. Pahalısını seçmişim diye hanım bir sevindi bir sevindi. Yüzünden okudum bunu. 500'e denklersek 50 lira da indirim kazanırmışız. Buna da sevindi başka şeyler de alacağız diye. Bunu da belli etmedi ama ben kaçın kurrasıyım. Kasiyer  önündeki indirimli ürünleri gösterdi. Bunlardan alabilirsiniz dedi. Üstelik bu kampanyanın bugün son günüymüş. Bugün şanslı günümüzdeydik anlaşılan. Her zaman denk gelmezdi böylesi. 

Şunu mu alayım, bunu mu alayım sorusuna şu dedim. Başka mağazalara bakmayacak mıyız sorusuna, beğendi isen, ayağın da rahat ettiyse, dolaşmamıza gerek yok. Bunlardan birini al dedim. Nihayet karar kıldık bir tanesinde. Kasaya doğru giderken 70 liralık başka neler alabiliriz hesabı yaptığımız, sağa sola bskmamızdan belliydi. Çorap mı alalım, ayakkabı sileceklerinden mi yoksa kasiyerin önünde ne işe yaradığını bilemediğim şeylerden mi derken, seçtiğimiz ayakkabıyı kutusuyla beraber kasiyere uzattım. Fiyat, 349 çıktı bu sefer. Kız şaşırdı, hanım şaşırdı. Kasiyer bir kutuya bir içindeki ayakkabıya baktı. Yanlışlığı tespit için uğraştı. Ama nafile. Ayakkabı 349 lira idi. O ikisi birden nasıl oldu bu böyle diye şaşırıp dursun. Sevinme sırası bendeydi. 15 dakika içerisinde 81 lira indirim kazanmıştım. Hanım, kasiyer ayarladın mı yoksa dedi. Ne ayarlaması? Gerçeklerin er geç çıkma gibi bir huyu vardı. Bu indirim nasıl oldu, kocama daha fazla masraf ettiremedim diye hanım üzüle dursun. Çek kızım şu karta dedim. Kızımız kartı aldı. 500'e denklemeyecek misiniz? Değilse 50 liralık indirimden faydalanamayacaksınız dedi. Kızım, ayakkabı 450 olsaydı, 50 liralık indirim için bir 50 liralık ürün daha seçerdim. Buna değerdi. Ama 349'un üzerine 151 lira daha alışveriş yapmalıyım ki o gösterdiğin ürünler bedavaya gelsin? 50 lira için 150 lira harcamama değer mi dedim. Değil dedi kasiyer. Hah şöyle ya. İnsafa gelin biraz. 

Uzatmayayım, ayakkabıyı aldık. Yanında da ayakkabı süngerinden aldık. Etti mi 379 lira. Tam ödemeyi yapacakken taksit yok mu dedim. Şu kart varsa peşin fiyatına 6 taksit yaparım dedi. Bir daha sevindim. Zira o kart olmaz mıydı bende. Uzattım hemen. Kızımız başka bir şey satamayınca poşet satmaya kalktı. 25 kuruş değil mi tamam olsun dedim. Bir baktım 2 lira girdi. Bir üzüldüm bir üzüldüm. Meğersem bunların poşeti özelmiş. Kalsın da diyemedim. 151 liradan kurtuldum, 2 liranın lafı mı olur. 381 lirayı 6 taksit yapınca bu alışveriş bana bedava gibi geldi. 

Hasılı bu alışverişten indirimli ürünlerden satamadığı için kasiyer kızımız üzüldü. Ayakkabının pahalısını seçemediği için öyle zannediyorum, eşim de üzülmüştür. Bu kadar üzülenin içinde bir de sevinen çıksın değil mi? Bu sevincin sebebi ucuz kurtulmaktır. 

Üç Harfliler

Üç harflilere nadiren girerim. Girdiğimde de belli birkaç kalem alırım. Alışverişimi umumiyetle beşli zincir dışında yerel marketlerden yaparım.

Bir iki kalem alışveriş yapmak için markete girdim. Fiyatları normal görmedim. En iyisi üç harfliye gireyim dedim. Giremedim. Ya bir gören olursa korkusuna kapıldım. Öyle ya üç harflilere destek veren tüketici durumuna düşmek istemedim. Ama ihtiyaç o iki kalemi almalıydım.

Kendi halimde, içimde bir düşüncedir giderken sol tarafımda bir üç harfli gördüm. Gireyim mi, girmeyeyim mi? Girersem mimlenir miyim ya ihtiyacı almadan eve gidersem... Vay halime! Girişimi gören vay hain diyecek. Girmezsem elim boş eve gideceğim. Evden zılgıt yiyeceğim.

Sonunda ne olacaksa olsun dedim üç harfli markete yöneldim. Yöneldim ama markete ne giren vardı ne de marketten çıkan. Bir an için kapalı mı diye düşünmedim değil. 

Aldı beni bir korku. Ayaklarım gerisin geri gitse de markete girdim. İçerisi kalabalıkmış. Baktım, kimseye aldırmadan vatandaş, alaveresini yapıyor. Hayat normal yani.

Alışverişimi yaptım. Ödemeyi yaptım. Poşet ister misin sualine hayır dedim. 

Poşetin parasından geçtim. Yol boyu o üç harfli marketin poşetiyle yürüyeceğim. Bir de reklamlarını yapacağım. Bu girmiş, biz de girelim diyecekler. Bu vebalin altına giremezdim.

Hasılı, kimse bir şey demeden önceki markete göre iki ürünü uygun fiyata alıp evime girdim.

Siz siz olun, ortam normale dönünceye kadar ve de başka günah keçisi bulununcaya kadar üç, dört, beş, altı ve on bir harflisinden alışveriş yaparken dikkatli olun.

Boykotçu Taifesi *

Bu ülkede boykot bitmez. Yeter ki birileri birini, bir ülkeyi bir markayı bir işletmeyi hedef göstersin. Ne oluyoruz, bu işin künhü nedir denmez, hemen atlanır. Bir zaman ABD, Fransa, İsrail gibi ülkelerin ürünlerine boykot çağrısı yapıldı. Aynı anda sosyal medyada boy boy paylaşımlar yapıldı. Boykotun bu ülkelerin ürünlerine ne kadar katkısı oldu, o ülkeler ne kadar yola geldi ve diz çöktü bilinmez. Bilinen o ülkeler ve o ülkelerle özdeşleşmiş ürünlerin hala tedavülde, gözde ve aranan ürün olduğudur. Bir müddet sonra kızgınlık gidiyor. Bir bakmışsın başta o ürünlere boykot çağrısı yapanlar olmak üzere herkes o ürünleri almaya devam ediyor. Durum bu iken niye boykot çağrısı yapılır, insanlar paylaşımlarıyla bu boykot çağrısına niye katkıda bulunur, anlaşılır gibi değil. Halbuki iş boykot aşamasına gelmişse, burada beklenen, karşı tarafa diz çöktürmek olmalı. Yani attığımız taş, ürküttüğümüz kurbağaya değmeli.

Geçmiş tecrübelerden ibret almadığımız belli ki şimdi de nicedir her türlü fahiş fiyatın anası ve günah keçisi olarak hedef gösterilen zincir marketler yeniden topun ağzında. Burada zincir marketleri özellikle öne çıkarılan üç harflileri savunacak değilim. Şu kadarını söyleyeyim. Fahiş fiyat ve pahalı ürün satmada suçlu aranacaksa en son sırada zincir marketler ve perakende ürün satanlar gelir. Yani bu konunun en masumu bunlardır. Birileri topun ağzına bu marketleri koyarak hedef saptırmaya çalışıyor. Çünkü herkes bilir ki birkaç yıldır ürünlerin fiyatları katmerlendi. Herkes pahalılıktan dert yanıyor. Salgın kaynaklı; mal temini, emtia fiyatlarının yükselmesi, akaryakıt başta olmak üzere elektrik ve doğal gaza gelen zamlar, asgari ücrete yapılan ayarlamalar, ürünlere zam olarak yansıdı. Diğer ülkelere göre zammın daha fazla yansıması bir türlü dövizin ateşinin söndürülememesi yani TL'nin aşırı değer kaybetmesidir. Biz paramızın değerini belirli bir seviyede tutabilseydik ya da değerini koruyabilseydik, inanın hayat pahalılığından bu derece etkilenmeyecektik. Durum bu iken bu marketleri günah keçisi ilan etmek ne derece hakkaniyete sığar?

Bir diğer husus, bir ürünü ederinden ve piyasasından yüksek veren kaç işletme ayakta durur? Bunu hiç düşündük mü? Rekabet ortamına ve rekabet mantığına ters bir defa. Bilelim ki vatandaş gözü kapalı alışveriş yapmıyor. Hangi ürün nerede, ne kadar bunun hesabını yapıyor ve pahalı ürünü almıyor. Aldıysa da bir defa alıyor. Başta üç harfliler olmak üzere bu sektörde tutunmak isteyenler göz göre göre ve bile bile ürünlere zam yapmaz. Yaparsa da topuğuna sıkmış olur. Bir müddet sonra önce sinek avlar, ardından havlu atar. Merak ediyorum, fiyat belirleme yetkisi elinde olan devlet çok mu makul zam yapıyor? Yine devlet destekli Tarım Kredi Kooperatiflerinin sattığı ürünler çok mu makul? Lütfen içinden çıkamadığınız ve çözümünde aciz kaldığımız çıkmazımızı birilerini suçlu ilan ederek onları hedef göstermeyelim. Bu şekil yaparak rahatlayacaksak, faydası olacaksa ve fiyatlar inecekse, buyurun hep birlikte boykot edelim. Ama boykot çağrısı yapanlar ve bu boykota destek paylaşımı yapanlar da bilirler ki kazın ayağı öyle değil. Suç bastırma psikolojisidir bu. Hedef saptırmadır. Cambaza bak cambaza denerek algı oluşturmaktır. 

Diyelim ki suçlu ilan ettiğimiz bu marketleri boykot ederek kapanmalarını sağladık ve bir zafer ilan ettik. Bu beşli marketlerin ilk yapacağı, binlerce çalışanına tazminatını vererek onlarla olan iş akitlerini sonlandırmak olacaktır. İşsizler ordusuna yeni işsizler katılacak demektir bu. Bu çalışanlar yabancı ülkenin insanları değil. Hepsi senin, benim, komşunun en az lise bitirmiş çocuklarıdır. Merak ediyorum, bu insanlara bu boykotçular iş verebilecekler mi? Veremeyeceklerse -ki veremezler- iş yapacağız derken çiş yapmasınlar. 

* 05 Aralık 2022 günü Barbaros Ulu adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.