Ana içeriğe atla

Üç Harfliler

Üç harflilere nadiren girerim. Girdiğimde de belli birkaç kalem alırım. Alışverişimi umumiyetle beşli zincir dışında yerel marketlerden yaparım.

Bir iki kalem alışveriş yapmak için markete girdim. Fiyatları normal görmedim. En iyisi üç harfliye gireyim dedim. Giremedim. Ya bir gören olursa korkusuna kapıldım. Öyle ya üç harflilere destek veren tüketici durumuna düşmek istemedim. Ama ihtiyaç o iki kalemi almalıydım.

Kendi halimde, içimde bir düşüncedir giderken sol tarafımda bir üç harfli gördüm. Gireyim mi, girmeyeyim mi? Girersem mimlenir miyim ya ihtiyacı almadan eve gidersem... Vay halime! Girişimi gören vay hain diyecek. Girmezsem elim boş eve gideceğim. Evden zılgıt yiyeceğim.

Sonunda ne olacaksa olsun dedim üç harfli markete yöneldim. Yöneldim ama markete ne giren vardı ne de marketten çıkan. Bir an için kapalı mı diye düşünmedim değil. 

Aldı beni bir korku. Ayaklarım gerisin geri gitse de markete girdim. İçerisi kalabalıkmış. Baktım, kimseye aldırmadan vatandaş, alaveresini yapıyor. Hayat normal yani.

Alışverişimi yaptım. Ödemeyi yaptım. Poşet ister misin sualine hayır dedim. 

Poşetin parasından geçtim. Yol boyu o üç harfli marketin poşetiyle yürüyeceğim. Bir de reklamlarını yapacağım. Bu girmiş, biz de girelim diyecekler. Bu vebalin altına giremezdim.

Hasılı, kimse bir şey demeden önceki markete göre iki ürünü uygun fiyata alıp evime girdim.

Siz siz olun, ortam normale dönünceye kadar ve de başka günah keçisi bulununcaya kadar üç, dört, beş, altı ve on bir harflisinden alışveriş yaparken dikkatli olun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde