22 Kasım 2022 Salı

Kilit Komşu

—Komşu komşu, hu hu hu! 

—Hayırdır? 

—Ziyaretinize geldik. 

—Ne ziyareti? Bugün bayram mı yoksa? Hoş, ne zamandır buradayız. O kadar bayram geçti. Bugüne kadar kapımızı çalmadınız. Sahi, hangi dağda kurt öldü, ne ziyareti bu şimdi?

—Efendim komşu komşunun külüne muhtaç. 

—Bunu siz mi söylüyorsunuz? Bugüne kadar bize söylemediğinizi bırakmadınız. Kimse bunların evine girmeyecek. Bunlar eşittir eşkiya. Eşkiya eşittir bunlar demediniz mi? 

—Efendim, komşular arasında olur böyle şeyler. Dün dündür bugün de bugün. Bugüne dair yeni şeyler söyleyelim. 

—Ayağınıza tereyağı sürmek isterdik ama malum, yağların yanına varılmıyor. En iyisi bu anı ölümsüzleştirmek için bir fotoğraf çekelim. 

—Çekmesek olmaz mı? 

—Niye ki? 

—O zaman bu fotoğrafı hatıra olarak saklayalım. Sizden istediğimiz, bizim buraya geldiğimizi kimse bilmesin. Bunu herhangi bir yerde paylaşmayalım. 

—Bir sakıncası mı var? 

—Bize göre yok da bu fotoğrafı gören düşmanlarımız ileri geri konuşur. Geçmiş konuşmaları gündeme getirirler. Kısaca yok yere moral bozarlar. 

—Anlamadım ama fotoğrafı zaten paylaştık. Birileri bir şeyler söylerse de bu sizin meseleniz. Bizim kapımız size ve başkasına her daim açık. 

Neyse sadede gelelim. Sizi dinliyoruz. 

—Efendim, sebebi ziyaretimiz, biliyorsunuz mahallemizde bir seçim olacak. Bu seçimde biz adayız. Karşımızda da bir aday olacak. Bu seçim diğer seçimlere benzemiyor. Kıran kırana geçecek. Onlar da yeterli çoğunluğu sağlayamıyor, biz de. 

—Bundan bize ne?

—Oyunuza ihtiyacımız var. Çünkü siz şu anda kilit komşusunuz. Bize verirseniz biz, onlara verirseniz onlar kazanacak. Her ne kadar bugünlerde aramız biraz limoni olsa da geçmişte güzel günlerimiz oldu. O günlerin hatırına oyunuzu bize verin. 

—Bunu değerlendirebiliriz. Yalnız bunu kayda geçirelim. Siz bizi aranıza çağırın. Biz de davetinize icabet edip size oy verelim. Yani kartları açık oynayalım. Bunu tüm mahalleli bilsin. 

—Efendim, iyi güzel diyorsunuz da bu kartı bu seferlik açık oynamasak olmaz mı? 

—Nasıl olacak bu? 

—Kısaca oyunuzu bize verin. Zira demokrasilerde oy gizlidir. Ama yanımızda görünmeyin. Yani size değil, oyunuza ihtiyacımız var. Külünüz gibi anlayın. 

—Şimdi anladık. Oyunuzu verin, yüzünüzü şeytan görsün diyorsunuz. Bugünleri de gördük ya daha ne diyelim.

*

—Komşu komşu hu hu hu! 

—Ne oldu len sıraya mı girdiniz? Dün üçü birden, bugün altınız birden. Bugünlerde bize bu sevginiz nereden kaynaklanıyor? 

—Sormayın efendim. İşimiz düştü. 

—Hayırdır, siz ne istiyorsunuz?

—Efendim, malumunuz yakında bir seçim var. Bu seçim çok çekişmeli. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Mahallenin yönetimini almamız an meselesi. Mahallede iktidar olmak için hiç bu kadar avantajlı olamamıştık. Zira arslan yaralı. 

—Madem bu kadar umutlusunuz. Bizden ne istiyorsunuz? 

—Bize bir el verirseniz, bu iş kesinleşecek. Çünkü rakibimizle başa başız. Yenmek için desteğiniz gerekli. 

—Yahu daha bir adayınız bile yok. Yamalı bohça gibisiniz. Seçime birlikte gireceğiniz bile belli değil. Zira pamuk ipliğine bağlı bir araya gelmeniz.

—Aday kolay efendim. Yeter ki siz he deyin. 

—He diyelim demesine de bunda ciddi misiniz emin değiliz. Zira vebalı gibi bizden kaçtınız hep. Bizimle görünmemeye özen gösteriyorsunuz. Şimdi ne yüzle oy istiyorsunuz? Madem bize muhtaçsınız. Alın bizi aranıza. Olsun bu iş. 

—Aramıza alamayız efendim. Rakiplerimiz bunu kullanır. Lafa söze varır. Ele güne karşı ne deriz sonra? 

—Anlamadık. Bizi istiyor musunuz, istemiyor musunuz? 

—Efendim, sizi değil, oyunuzu istiyoruz. Yanımızda görünmeyeceksiniz ama oyu bize vereceksiniz. 

—Oh ne ala! İyi Valla. Bizi ne siz istiyorsunuz ne de rakipleriniz. Ama utanmadan oylarımıza talipsiniz. Ne iş bu böyle?

—Böyle demeyin efendim. Bizi kimse anlamıyor, kimseye de kendimizi anlatamıyoruz. Siz bari anlayın. 

—Neyse szinle fotoğraf çekinmiş miydik? Dur hemen çekinelim. Şöyle bir poz verelim. 

—Aman efendim! Aynı karede görünmeyelim. Ne biz size geldik ne de siz bizi kabul ettiniz. Bizi gelmemiş kabul edin. Siz yine de bir düşünün. 

*

—Komşu, bugünlerde eviniz pek bir ziyaretçi akınına uğruyor. Millet sizi yeni mi keşfetti yoksa?

—Sormayın, bir grup geliyor, ardından öbür grup. Dün bize mesafe koyanların hepsi sıraya girdi.

—Size niye mesafe konduğunu hiç sorguladınız mı?

—Bizim bir suçumuz yok ki biz halkların hakkını savunuyoruz.

—Bakıyorum, burnunuzdan hiç kıl aldırmıyorsunuz. Gören de sizi ak kaşık sanır. Siz değil misiniz, eşkiya ile aranıza mesafe koymayan, sınır uçlarımıza sürekli dokunan.

—Biz buyuz efendim, herkes bizi böyle bilsin. Sonunda bu halimizle kilit komşu olduk. Yani sonucu biz belirleyeceğiz. Kabul etseler de durum bu, kabul etmeseler de durum bu.

Çözümsüz Bir Vaka

Çok uğraştı, didindi. Çalmadık kapı bırakmadı. Sonunda mülakatla bir koltuğu kaptı. Çok çalışmıştı zira. Zira bir hak geç de olsa teslim edilmişti.

Ne kadar sevindiğini anlatmaya gerek yok. Halen sevinçli ama yeterince sevinemiyor. Çünkü acaba bu koltuk altından kayar gider mi endişesi taşıyor. Biliyor ki mahkeme kadıya bile mülk değil. Endişesi ehliyetsizliğine dayanmıyor. Zira koltuğun hakkını bihakkın veriyor. Kendisini bu koltuğa layık görenlerden de endişesi yok. Zira saygıda kusur etmiyor. Yani arkası sağlam.

O zaman bu makam sahibi zevatı endişeden de öte korkutan ve yüzünü güldürmeyen nedir? Duyumlar. Çünkü sağda solda bir iktidar değişiminde birileri devri sabık uygulayacakmış. Kendilerini koltuktan edecekleri gibi yerlerine gelecekler listesi bile şimdiden belliymiş.  

Ne yapsın bu durumda? Otursa rahatı yok, kalkıp dolaşsa rahatı yok. Bırakılır mıydı bu koltuk? Haydi bıraktı diyelim, altından kayıp giden koltuğu bir daha verecekler miydi kendisine?

Birileri iktidara gelir mi, gelirse devri sabık uygular mı, uyguladı diyelim bu mübareğe kadar devri sabık uygularlar mı bilmiyorum ama bu psikolojiyle nasıl yaşar bilmem. Çünkü bu psikoloji bugünden yarına olup bitecek bir şey değil. Seçime var daha yedi ay. İşte bu yedi ay bu muhteremi bitirir. 

Bu konuda bu kişiye nasıl yardım yapabilirim diye düşündüm. Olur böyle şeyler. Takma kafana, sonunda ölüm yok ya bu da geçer yahu diyeceğim. Bu öğüt çok bayat kaçacak. Anandan müdür olarak mı doğdun, deruhte ettiğin görev zaten asli görevin değildi, esas mesleğini icra edersin diyeceğim, bana eşekten düşeni getir diyecek. Daha önce koltuktan edilenlerin yaşadığı psikolojiyi yaşıyorsun. Olur böyle şeyler. Zira onlar da yaşamışlardı aynı hisleri diyeceğim. Özeleştiri yapacağını sanmıyorum. Onlar hak etmiyordu o koltukları diyecek. Belki de boğazıma sarılacak. Devri sabık uygulanırsa, onlar da nasılsa geçer akçe mülakat yolunu tercih ederler, nasılsa bu sınav türünde başarılısın, girer tekrar kazanırsın diyeceğim. Mülakatı kolay mı sanırsın? Sonra bana zaten vermezler diyecek.

Anlayacağınız, elan bir koltuk sahibi bu zatı muhterem gergin mi gergin. Agresif aynı zamanda. Yüzü zaten gülmüyor. Bunlar şunu beceremediler eleştirilerine de hayır öyle değil şeklinde tepki göstermesi de bundan. Hasılı, doktorların bile çözüm bulamayacağı çözümsüz bir vaka ile karşı karşıyayız. Allah bu tiplere başka dert vermesin.

19 Kasım 2022 Cumartesi

Sözün Namusluğu

Türk filmi izlemiş olmalısınız. Hele Cüneyt Arkın'ın Bizanslılara dair çevirdiği filmleri defalarca izlemişsinizdir. Filmlerde başrol oyuncusunu ele geçiremeyen kötü rolde oynayan kişiler başrol oyuncusunun anasını, babasını, karısını, bazen çocuğunu kaçırarak başrol oyuncusunu teslim olmaya, elindeki silahı bırakmaya aksi takdirde yakınını öldüreceklerini söylerler. Yakınlarım benim her şeyim, onlar için canımı veririm diyen başrol oyuncusu mecburen teslim olur veya elindeki silahı bırakır. İşte teslim oldum, haydi çocuğunu bırakın der ama dediğiyle kalır. Ne çocuğu bırakılır ne de kendisi. Başrol oyuncusuna yapılmadık işkence kalmaz. Film bu şekilde devam eder.

Filmde dikkat çekmek istediğim nokta, bir şey yapmayacağız sözünün havada kalması yani yerine getirilmemesi tek kelimeyle mertliğe sığmaz. Düşmanın ve düşmanlığın bile mertliği tasvip edilir. Allah sözünde duranlardan eylesin. Kimsenin düşmanı olmasın ama olacaksa da mert olanını nasip etsin.

Hiçbir şey yapmayacağım deyip de sözünde durmayan sahneler sadece filmlerdeki kötü rol sahibi aktörlere mi ait? Keşke bu tür sahneler sadece filmlerimizden ibaret olsa, daha ne isteriz? Adı üzerinde film der, geçer gideriz. Maalesef gerçek hayatta da benzeri sahneler cereyan ediyor.

Bir arkadaşım anlattı. Bir ilçede görev yapıyormuş. Kendi halinde yazar çizermiş aynı zamanda. Yazdığı yazılarda üslup olarak hiciv, mizah, taşlama, ironi, eleştirel vb. yolları kullanırmış. Hemen hemen her konuda yazarmış. Bugüne kadar yazmadığı konu hemen hemen kalmamış gibi. Amiri, yazdığı yazılardan birini üzerine almış. Memurunun yazdığını nereden biliyormuş diyeceksiniz. Sanırım güçlü bir istihbarat ağı varmış. Hazirun'un huzurunda bu yazarı da çağırır. Herkesin huzurunda yazıyı tek tek okur. Nasıl bir yazıysa, yazının her bir cümle ve kelimesi üzerine yorumlar yapmış. Yazıda kendini bulmuş demek ki. Öyle zannediyorum, yazı kendisine çok dokunmuş. Kimse de kendisine bu yazıda isim yok, yer yok. Niye üzerine alındın yoksa bunları yaptın mı dememiş. Nasıl desinler? Adı üzerinde amir.

Şimdi gelelim sadede. Amir, yazıyı okumadan önce basın özgürlüğü var. Hiçbir şey yapmayacağım demiş. Demiş ama sözünde durmamış. Yememiş, içmemiş. Çünkü sözünü yutmuş ve verdiği bu söz kendisini doyurmuş.  Üşenmeden yazarın tüm yazılarını geriye dönük okumuş. Okuduğu makalelerden kendince sakıncalı gördüğü yazıları başlık, tarih ve içeriğiyle birlikte not etmiş. Geriye ne kaldı dersiniz? Tüm bu suç delillerinin üzerine bir dilekçe ekleyerek memurunu; devlet aleyhine yazılar yazdığı, kurumları kötülediği, vali ve kaymakam hakkında yazdığı, yazılarında siyaset yaptığı isnadıyla şikayet eder. İsnat ettiği şeyler olsa olsa niyet okuma olur. Bir de sanırım geçmişte çok Türk filmi izlemiş ve bir şey yapmayacağım deyip ama sözünde durmayanlar kendisine rol model edinmiş olmalı. Bunun başka da izahı olamaz. Nerede kaldı sözün namus olduğu? Sonra bu kadar alınganlık niye? Anlaşır gibi değil. Herhalde II. Abdulhamit ile ilgili yağmur yağacak şiiri üzerine zaptiyelerin, padişahımıza uzun burunlu demek istedin diyerek şairi tutuklamaları hikayesini de çok okumuş olmalı. Bu kadar alınganlığın başka da bir izahı olamaz zira.