Ana içeriğe atla

Çözümsüz Bir Vaka

Çok uğraştı, didindi. Çalmadık kapı bırakmadı. Sonunda mülakatla bir koltuğu kaptı. Çok çalışmıştı zira. Zira bir hak geç de olsa teslim edilmişti.

Ne kadar sevindiğini anlatmaya gerek yok. Halen sevinçli ama yeterince sevinemiyor. Çünkü acaba bu koltuk altından kayar gider mi endişesi taşıyor. Biliyor ki mahkeme kadıya bile mülk değil. Endişesi ehliyetsizliğine dayanmıyor. Zira koltuğun hakkını bihakkın veriyor. Kendisini bu koltuğa layık görenlerden de endişesi yok. Zira saygıda kusur etmiyor. Yani arkası sağlam.

O zaman bu makam sahibi zevatı endişeden de öte korkutan ve yüzünü güldürmeyen nedir? Duyumlar. Çünkü sağda solda bir iktidar değişiminde birileri devri sabık uygulayacakmış. Kendilerini koltuktan edecekleri gibi yerlerine gelecekler listesi bile şimdiden belliymiş.  

Ne yapsın bu durumda? Otursa rahatı yok, kalkıp dolaşsa rahatı yok. Bırakılır mıydı bu koltuk? Haydi bıraktı diyelim, altından kayıp giden koltuğu bir daha verecekler miydi kendisine?

Birileri iktidara gelir mi, gelirse devri sabık uygular mı, uyguladı diyelim bu mübareğe kadar devri sabık uygularlar mı bilmiyorum ama bu psikolojiyle nasıl yaşar bilmem. Çünkü bu psikoloji bugünden yarına olup bitecek bir şey değil. Seçime var daha yedi ay. İşte bu yedi ay bu muhteremi bitirir. 

Bu konuda bu kişiye nasıl yardım yapabilirim diye düşündüm. Olur böyle şeyler. Takma kafana, sonunda ölüm yok ya bu da geçer yahu diyeceğim. Bu öğüt çok bayat kaçacak. Anandan müdür olarak mı doğdun, deruhte ettiğin görev zaten asli görevin değildi, esas mesleğini icra edersin diyeceğim, bana eşekten düşeni getir diyecek. Daha önce koltuktan edilenlerin yaşadığı psikolojiyi yaşıyorsun. Olur böyle şeyler. Zira onlar da yaşamışlardı aynı hisleri diyeceğim. Özeleştiri yapacağını sanmıyorum. Onlar hak etmiyordu o koltukları diyecek. Belki de boğazıma sarılacak. Devri sabık uygulanırsa, onlar da nasılsa geçer akçe mülakat yolunu tercih ederler, nasılsa bu sınav türünde başarılısın, girer tekrar kazanırsın diyeceğim. Mülakatı kolay mı sanırsın? Sonra bana zaten vermezler diyecek.

Anlayacağınız, elan bir koltuk sahibi bu zatı muhterem gergin mi gergin. Agresif aynı zamanda. Yüzü zaten gülmüyor. Bunlar şunu beceremediler eleştirilerine de hayır öyle değil şeklinde tepki göstermesi de bundan. Hasılı, doktorların bile çözüm bulamayacağı çözümsüz bir vaka ile karşı karşıyayız. Allah bu tiplere başka dert vermesin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde