7 Mart 2021 Pazar

Yardımın Cılkını Çıkarmamak Lazım *

Yardım denince İslam, İslam denince de yardım akla gelir. Çünkü İslam dini bir yardım dinidir. İhtiyaç sahiplerini görüp gözetmek bu dinin bir emri ve tavsiyesidir. Zekat, sadaka, infak, fıtır, fitye gibi çeşitleri vardır. Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde bu tür yardımlara sık sık değinilir. Din, zor durumdaki birine borç vermeyi (karzı hasen) bile Allah’a borç verme olarak görür. Din, yardıma muhtaç insanların elinden tutmayı emir ve tavsiye ettiği gibi aynı zamanda insanların faydasına olan yol, çeşme, hamam, cami, okul, cami, hastane gibi yerler yapmayı da ölmez eser olarak kabul eder ve buna sadakayı cariye adını verir. Hadisi şerifte bu hayrı yapanların, buna sebep olanların öldükten sonra dahi amel defterlerinin kapanmayacağı bilgisi verilir.

Bundandır ki bu millet, yakınlarından başlayarak ihtiyaç sahiplerini görür gözetir. Aynı zamanda herkesin faydalanacağı binaların yapımına öncülük eder. Bu tür yerlerin yapımı için çoğu zaman cuma ve bayramlarda sergi açılır. İçine gidip ibadet ettiğimiz camiler ve Kur’an öğrenmek için gittiğimiz Kur’an kursları da bu şekilde yapılmıştır ve hala yapılmaktadır. Şimdilerde bir kısmının yapımını devlet üstlense de İmam Hatip Okullarının kahir ekseriyeti geçmişte aynı yol ile yani toplanan yardımlarla yapılmıştır.

Bu yardım şekil ve çeşitlerine şimdilik bir virgül koyalım. Şimdi gelelim günümüze… Malumunuz son bir yıldır salgınla boğuşuyoruz. Salgın riskinden dolayı birçok esnafın işyerini açmasına izin verilmiyor. Bazı sektörler kapalı olduğu için buralarda çalışan niceleri işini kaybetti. Dükkanı açık nice esnaf da hafta yasakları ve diğer kısıtlılıklardan dolayı doğru dürüst iş yapamıyor. Yani dün zekatıyla, sadakasıyla ihtiyaç sahiplerinin elinden tutan; cami, kurs, okul yapımında kesenin ağzını açan, her daim kapısına müracaat edilen ve daima veren el olan esnafımızın çoğu, bu salgından dolayı kan ağlıyor. Kafe, kahvehane, kantin, lokanta esnafı, yurt işletenler…bu sektörlerde çalışan niceleri, evine ekmek götüremiyor ve yiyecek ekmeğe muhtaçlar. Bunlara belediyeler, defaten yardım ediyor ama taşıma suyla değirmen döner mi? Elden gelenle öğün olur mu? Olursa da zamanında gelir mi? Hasılı, ismine yer verdiğim ve vermediğim nice esnaf, veren el iken halihazırda alan el durumuna düştü. Geçen ay işyeri kapalı birçok esnafa -Konya için söylüyorum- üç yardım kuruluşu gıda yardımı yapmak zorunda kaldı. Aldığım bilgiye göre önümüzdeki ay da bir başka üç yardım kuruluşu yine gıda yardımı yapacakmış.

Dün cami, kurs ve İHO/İHL yapımında kapısını çaldığımız ve az veya çok yardımını aldığımız esnaf bu durumda iken bugün yardım işleri ne âlemde? Devlet geçen yıl bir yardım seferberliği başlatmış, toplanan yardımları ihtiyaç sahiplerine defaten ulaştırmışsa da bunun arkası gelmedi ve salgın hala etkisini sürdürüyor. Durum bu iken mesela cami ve kurs yapımı için her cuma hutbesinde “Yapımı devam etmekte olan muhtelif cami ve Kur’an kurslarına yardım” talebinde bulunan Diyanet, bu zor durumdaki esnafımız için ne yapıyor? Bildiğim kadarıyla böyle bir inisiyatif almadığı gibi sanki ülke normal bir zamandan geçiyormuş gibi cuma hutbelerinde hala cami ve Kur’an kursları için yardım talep ediliyor. Vatandaş aç iken Diyanet’in cami ve kurs yardım talebine tek kelimeyle pes diyorum.

İsterdim ki bu süreçte Diyanet İşleri Başkanlığı, cami ve kurs yardım taleplerine bir virgül koysun ve müftülükleri harekete geçirsin. Her müftülük, kaymakamlıklardan mahalli yardım onayı alsın ve her cami imamı, muhitindeki ihtiyaç sahipleri yani cemaatinden muhtaç olanlar (işyeri kapalı ve işini kaybetmiş kişiler) için bir yardım talebinde bulunsun. Hutbede “Aziz cemaatimiz, malumunuz salgın dolayısıyla birçok esnaf siftah yapamıyor ver bazı esnafın işyerleri kapalı. Bunlar ne yer ne içer? Hiç düşündük mü? Biz düşündük, taşındık. Cemaatimizden bir komisyon oluşturduk. Bu komisyon, cami cemaatimizi ve muhitimizde ikamet eden insanımızı araştırdı ve mahallemizde ikamet eden zor durumda olan şu kadar esnaf ve bu kadar işini kaybetmiş kişi tespit etti. Namazdan sonra bu kardeşlerimiz için sergi açıyoruz. Ne verirseniz elinizle, o gider sizinle” dese, daha iyi olmaz mı? Toplanan yardım bu kişilere pay edilse nasıl olur? Bence çok güzel olur. Müslüman kardeşimizin derdiyle dertlenmiş oluruz. Bu insanlar da der ki “Cemaatimiz bize zor zamanda kucak açtı. Allah onlardan razı olsun.” der mi der. Bu yardım toplamayı salgın devam ettikçe ve bu esnafa kısıtlılık hali devam ettikçe ara ara tekrarlasak çok iyi olur.

Yardımsever yönü olan milletimizin, bu yardıma canı gönülden destek olacağına inanıyorum. Yeterince yardım toplanmasa da en azından yiyeceğe muhtaç bu insanların yanında olduğumuzu, onların derdiyle dertlendiğimizi ortaya koymuş oluruz. Hasılı, Diyanetimizin böyle bir inisiyatif almasını bekliyorum.

*10.03.2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Çarşı İzlenimlerim *

Çarşıya en son ne zaman çıktığımı hatırlamıyorum. En azından üç aydır gitmiyorum. Hafta içi gitme imkânım olmadı ancak hafta sonu gidebilirdim. Hafta sonlarım ise kısıtlılıklara takıldı. Hafta sonu yasağının kalktığı ilk cumartesi, saatimin pilinin bitmesi dışında önemli bir işim olmamasına rağmen yine de çıkasım geldi. Görüp geleyim, bakalım çarşıda ne vardı ne yoktu. Balkondan dışarıya baktım. Hava kapalı olsa da üşüten bir hava yoktu.

Çarşıya gitmek için yürümeyi tercih ettim. Hangi güzergahı izleyeceğimi de kafamda belirledim. Kayalıpark’a kadar gidecektim.

Öğle ezanları okunduktan sonra düştüm yola. Fatih Caddesi, Meram Yeniyol ve Yeni Orduevi’nin yanından geçerken 14.00 sularında o bölgedeki sokak lambalarının güpegündüz yandığını gördüm. Ardından araç trafiğine kapalı olan Zafer’de buldum kendimi. Zafer her zamanki gibi kalabalık günlerinden birini yaşıyordu. Esnaf ise dükkanını açmıştı. Karşıma gelen, sağım ve solumdan geçen herkes maskeliydi. Yan yana yürüyenlerde, belirlenen sosyal mesafe olmasa da dikkat çekecek bir yakın temasa şahit olmadım. Birkaç tane genç gördüm yüzünde maskesi olmayan. Onlar da bir eline içecek, diğer eline de atıştırmalık almışlar. Yiyerek yürüyorlar. Ayakta ve yürürken yemelerini garipsemedim. Zira aldıkları yerde yeme imkanları yoktu. Ya bir kenara çömelip yiyecekler ya da yürüyerek yiyecekler. Gençler ikincisini tercih etmişler.

Camlıköşk’ün etrafı, aylar öncesinde gördüğüm gibi yine kapalıydı. Işıklara varmadan, Camlıköşk’ün güneyinde, görüntüsü derme çatma, iğreti ve basitçe yapılmış yaya üst geçidine benzer bir üst geçit dikkatimi çekti. Böyle bir yerde, böyle bir üst geçit nasıl olur, ne diye yapmışlar derken Camlıköşk’ün güneyinde bir bina gözüme ilişti. Sanırım tadilat yapılıyor binada. Binadan çıkan molozları Camlıköşk’e dökmek ve binaya gerekli malzemeleri buradan taşımak için bu üst geçide ihtiyaç duyulmuş olmalı. Böyle kalabalık bir yerde bu tadilat başka türlü de yapılamazdı zaten.

Kalabalığın içerisine girmeden tramvay yolunu atladım. Alaeddin Tepesi’ni soluma alarak tenha yerden yürümeye başladım. Nihayet Kayalıpark’ı geçerek Fatih Çarşısında bir esnafı ziyaret ettim. Kısa süreli bir muhabbetin ardından Kadınlar Pazarı’na vararak birkaç ihtiyacımı aldım.

Eski Larende Caddesine girip eve doğru adımlamaya başlamışken Vakıflar Çarşısının yanına gelince bir başka dostum aradı. Onunla da görüşmek için Tevfikiye Caddesine saptım. Kapı Camiini geçmiştim ki bir zabıta arabası yolun ortasındaydı. İçinden birkaç tane zabıta indi. Zabıtalar, kadın ayakkabısı satan bir seyyar satıcının arabasını, üzerindeki ayakkabılarıyla birlikte arkası açık bir zabıta arabasına koydular. Satıcıya da “Sen de tablanın yanına bin” dediler ve gözden uzaklaştılar. Bu durumu gören genç bir kadının “Yazık! Yapmayın, dayanamıyorum bu duruma” serzenişini duydum.

Burada kısaca seyyar satıcılığa değinmek isterim. Seyyar satıcılık, Türkiye’nin bir gerçeği. Zabıtalar seyyar satıcıların, seyyar satıcılar da zabıtaların başının belası. Fi tarihinde bir zabıta dairesi başkanı dostumla görüştüğümde, seyyar satıcı-zabıta konusunu açtığımda başkan şöyle dert yanmıştı: “Ağabey, durum göründüğü gibi değil. Çoğu esnaf, seyyar satıcılar konusunda ikili oynuyor. Dükkanımın önünde seyyar satıcı var, bunu buradan kaldırın”, telefonu açıyor. Bizim görevliler, şikayet üzere seyyar satıcının yanına varıp satıcının sattığı ürüne ve aracına el koymaya kalktığı zaman az önce şikayet eden esnafın dışarıya çıkarak “Yazık ya, ne istersiniz Allah’ın garibinden. Sizin başka işiniz yok mu?” dediğine şahit oluyoruz. Biz de ne yapacağımızı şaşırdık.” demişti. Neyse bu konu ayrı bir konu.

Dostumla bir yarım saat oturduktan sonra dönüşüm gecikeceği için Adalhan’dan dolmuşa bindim. Ödemeyi yaptıktan sonra boş tek koltuğa oturdum. Ardımdan biri “Öğretmenim, merhaba” dedi. Geriye dönüp baktım. Eski bir öğrencimdi bana seslenen. Yanında babası ve ilkokul üçe gittiğini öğrendiğim kardeşi vardı. Hal-hatırdan sonra III. Organizede bir şirkette mali müşavir olarak çalıştığını söyleyen babaya, masraftasın, dedim. “Poşetlerden belli olmuyor mu hocam” dedi. İlkokul üçe giden çocuğun sevincine diyecek yoktu. Yol boyunca döndü döndü babanın 200 lira vererek aldığı ayakkabıya teşekkür etti durdu. Çocuğa hangi okula gidiyorsun dedim, “Bilmiyorum, unuttum” dedi. Okulunu baba söyledi. Müdürünün adı ne dedim. “Onu da bilmiyorum” dedi. Bereket öğretmenini biliyordu. Benim sormam sonucunda çocuk, döndü döndü bana ablamın öğretmenliğini niye bıraktın hocam, dedi. Öyle icap etti desem de inmeden önce “Hocam, diyorum. Çünkü adını bilmiyorum” dedi. Bu tip yerlerde hitap için hocam hitabı çoğumuzun imdadına yetişiyor. Çocuk bile bu yaşında öğrenmiş bunu.  Bu arada çocuk iyi ki bilmiyor. Bilse, belki de adımla hitap edecekti bana.

Öğrencim ve ailesi benden önce indiler. Okulunun adını dahi unutan konuşkan ve her halinden zeki olduğu anlaşılan ilkokul üçüncü sınıf öğrencinin durumuna üzüldüm doğrusu. Çocuk unutmayıp da ne yapacaktı. Çünkü birinci sınıfı okuyup ikinci sınıfın ilk dönemini okulunda yüz yüze okuduktan sonra bu çocuk, martın ortasından itibaren, bu sene üçüncü sınıfı okumasına rağmen okulunun yüzünü bir daha görmedi. Uzaktan ders yapıyorlar hala. Belki okumayı da unutmuştur. İlk, orta, lise ve üniversite hangi aşamada olursa olsun, öyle zannediyorum, bu nesle pandemi nesli diyeceğiz ve bu nesil, sosyalleşmeden ve çoğu bilgiyi öğrenmeden ya bir üst sınıfa geçiyor ya da mezun oluyor. Yazık olacak bu nesle…

*08.03.2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Kendisini Korumak İsteyenlerin Dikkatine!

Tüm kırmızılığımıza rağmen aylar sonrasında, cumartesi yasağının kalkmasıyla birlikte 19 Aralıktan sonra ilk defa çarşıya çıkıyorum.

Bakalım Konya yerinde duruyor mu?

Duruyorsa ben çarşıyı bulabilecek miyim?

Kafe ve kahvehaneler kapalı olduğuna göre çay içebileceğim bir esnaf çay ocağı bulabilecek miyim?

Çay bulursam, bir bardak çay kaç para olmuştur? Acaba çay fiyatı aynı mı yoksa aylardır çay içmediğim esnaf, önceki günlerin hıncını benden çıkartır mı?

Çay içerken Bilim Kurulu Üyesi Mehmet Bey beni görürse "Aman içme! Zira kafelerde çay içenlerden Covit-19’a yakalanalar var. İçeceksen, cebinde ıslak mendil götür, bardağın ağzına gelecek kısmını ıslak mendil ile sil" der mi?

Çarşıya giderken her ihtimale karşı, sair hafta sonlarında olduğu gibi bayat da olsa elime evden bir ekmek alsam da öyle dolaşsam olur mu? Çünkü ne olur ne olmaz.

Yanına uğrayacağım esnaf, zaten işler kesattı. Çay da yok kahve de diyerek bana çay ikram etmez olur mu?

Çarşı şu anda ne âlemde? Nasılsa yasak kalktı diye herkes kendini çarşıya atar da mahşeri kalabalığın içerisinde kalır mıyım?

Neyse ne! Görüp tatmadan bilinmez bunlar. Gidip merakımı gidermeliyim.

Bütün bunları niye yazdım? Olur ya, çarşıya çıkmaya kalkarsanız, tedbirinizi alın diye.

Meraklısı için not: 

1. Çarşıya yürüyerek gideceğim.

2. Yürüyüş güzergahım: Aşkan Mahallesi-Fatih Caddesi-Evliya Çelebi Parkı-Lastik Durağı-Meram Yeniyol-Zafer-Alaeddin-Kayalıpark-Çıkrıkçılar İçi-Tevfikiye Caddesi-Kadınlar Pazarı’dır. Ne alaka demeyin. Güzergahımı vereyim ki kendinizi benden koruyasınız.

3. Foto, evden çıkmadan çekilmiştir. Kapıdan çıkar çıkmaz maskemi takacağım. Hemen maske demeyin. Tamam, anladık. O kadar da geri zekalı değilim. Maske takıp mesafeye riayet edeceğim. Hijyen derseniz, 20 saniye el yıkamaya kim uğraşacak, oldu olacak, tam olsun dedim. Duş bile aldım.