16 Şubat 2021 Salı

Zamanlama Hatası *

Bu ülkede yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu cümle alem bilir. Çünkü 82 Anayasasının ihtiyaçları karşılamadığı herkesin malumu. İrili-ufaklı her partinin parti programlarında bu ihtiyaca vurgu yapılır. Halk da anayasanın değişmesini istiyor. Yani yeni anayasaya ihtiyaç olduğu, mevcut Anayasanın değişmesi gerektiği konusunda toplumun her kesiminde bir konsensüs olmasına  rağmen 39 yıldır her kesimin şikayet ettiği bu darbe anayasası, bir türlü değiştirilemedi. Zaman zaman partiler bir araya gelip bazı maddelerini değiştirse de mevcut Anayasanın özüne ve bütününe dokunulamadı. Hasılı Anayasamız yamalı bohça gibi. Böyle giderse bu Anayasa daha epey yürürlükte olacağa benziyor.  

Yeni bir anayasa ihtiyacına rağmen Anayasa niçin değiştirilemiyor? Çünkü anayasa yapmak ve bir maddesinde değişiklik yapmak çok zordur. Bunun için Meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu gerekiyor. İktidara gelen hiçbir parti Anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahip değil. Bu millet, partileri tek başına iktidara taşısa da tek partiye anayasayı değiştirme çoğunluğu vermiyor. İyi ki de vermiyor. Çünkü anayasa yapmak Meclis çoğunluğuna güvenen bir tek partinin yapacağı bir şey değil. Bunun için toplumun tüm katmanlarını sürece dahil etmek, özellikle Mecliste grubu bulunan partilerin anayasa yapma konusunda ortak bir irade ortaya koyması ve masaya oturması gerekiyor. Zaman zaman anayasa yapmak için partiler bir araya gelip birlikte çalışma yolunu denese de partilerin kırmızıçizgileri yüzünden nice anayasa çalışması akim kalmıştır. Halbuki anayasa ihtiyacının olduğu bir ortamda illa benim dediğim olacak şeklinde diretmek tüm değişikliği rafa kaldırır. Bu da maksada hizmet etmez ve bize üzüm yedirmez.

Bu konuyu ele almamın sebebi, biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı'nın birlikte bir anayasa yapalım çağrısıdır. Bu çağrıya muhalefet temkinli yaklaşırken Ayasofya İmamının "Anayasadan laikliğin kaldırılması gerektiğine" dair bir açıklama yapması, bir kesim nezdinde bomba etkisi yaptı. Öyle zannediyorum, bu açıklamadan sonra anayasa yapma isteği başlamadan bitecek. Çünkü muhalefet "Bunların niyeti laikliği kaldırmak" diyecek ve masaya oturmayacak. Maalesef Ayasofya İmamının zamanlaması yanlış olmuştur. Keşke böyle bir açıklama yapmamış olsaydı, daha iyi olacaktı.

Burada "Anayasaya dair her vatandaşın istek ve talepleri olur. Ayasofya İmamı da görüş serdedebilir" diyebilirsiniz. Elbette nasıl bir anayasa istediğine dair her vatandaş gibi Ayasofya İmamı da görüşünü izhar edebilir. Ama bu görüş izharı ne zaman olmalıdır? Mecliste grubu bulunan partiler anayasa yapmak için bir araya gelir, bir anayasa hazırlığına başlar. Mecliste oluşturulan Anayasa Komisyonu, "Nasıl bir anayasa istediğine" dair vatandaştan görüş ister. Herkes gibi İmamımız da görüşünü ortaya koyar. Bu görüş kabul görür veya görmez ve buna kimsenin diyeceği olamaz.

Bir insan özellikle sorumluluk makamında olan kimseler; neyi, ne zaman, nerede, ne şekil açıklayacağını, açıkladığı takdirde ne gibi sonuçları olacağını iyi kestirmesi gerekir. Sonucu düşünülmeden yapılan açıklamalar faydadan ziyade zarar verir. Bir işi başlamadan bitirir.

*19/02/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

 

 

10 Şubat 2021 Çarşamba

O Uzaylı Ben Olmayayım!

İster misiniz uzaya gönderilecek gönüllü ben olayım? Hayal görme demeyin. Niye olmasın. Gönüllülük derseniz, var. Birden fazla talipli olursa iş kur'aya kalırsa şansım yüksek mi yüksek. Çünkü bugüne kadar külfet gerektiren her kur'a bana çıktı. Sakın bu nimet demeyin. Zira benim için uzaya çıkmak bir külfettir. Ne uçak tecrübem var ne de uzay tecrübem. Korku ise had safhada. Şimdiden kalbim küt küt atıyor. Çünkü ayağımı yerden kesen her yolculuktan korkarım. Korkuya rağmen ne diye talipsin derseniz, işin ucunda isim yapmak, meşhur olmak ve bir ilki gerçekleştirmek olunca korku dediğiniz ne ki? Ne de olsa Türkiye'de uzaya giden ilk Türk olacağım. Korkuya değer bence. Bilgi ve genel kültür yarışmalarında "Uzaya çıkan ilk Türk kimdir" sorusuyla beni soracaklar. Böylece öldükten sonra ölümsüz olacağım.

Burada dezavantajım, erkek olmak. Zira sanırım Beyefendinin gönlü kadından yana. Ama siyasette yarın ola hayır ola. Zira 2023'e kadar bu gönle başka gönül de girebilir. "Uzaya gidecek benim gönlümde yatan aslan kardeşim Ramazan" diyebilir. Sonrası mı? Sonrasına Allah kerim. Bir diğer dezavantajım da doğru dürüst eşeğe bile binememiş biri olarak uzay tecrübem yok. Bunu da beni eğitecek düşünsün. Hepsini ben mi düşüneceğim.

Hasılı, uzaya gönderilmem konusunda devletime özellikle memleket için çalışan siyasilere güvenim tamdır. Çünkü onlar hiç kendileri için bir şey yapmazlar. Onlar, "Şunu (yani kardeşim Ramazan'ı) gönderelim ki ahir ömründe bir isteği yerine gelsin", "gönderelim ki ülke hatta dünya kurtulsun. Böylece insanlığa en büyük katkımız olur", "bunu gönderelim ki umutsuz vaka olanlara 'bu da gittiyse biz hayli hayli gideriz' morali olur. Böylece bir ömür boyu umutla yaşarlar". siyaseti güdebilirler.

 

7 Şubat 2021 Pazar

Bir Vekilin Bir Günü *

Zamanın behrinde, bir vekil hafta içi seçim bölgesine gelir. Kendiliğinden mi yoksa partisi görev mi verdi bilinmez, bazı ilçeleri ziyaret etmek ister. Partisinin ilçe teşkilatları harekete geçer ve “Falan vekil şu gün ilçemizde olacak, size de uğrayabilir” notunu tüm kurumlara bildirir. Kurum amirleri söylenen günün öğle arasını bile kurumlarında geçirirler ve dört gözle vekili beklerler.


Vekil o gün gelmez. Ertesi gün “Sayın vekil, kurumunuza bugün saat 13.30’da gelecek” bilgisi verilir. Kurum amiri kendi çapında hazırlığını yapar. Makamından da bir yere ayrılmaz. Temiz olmasına rağmen kurumun içi, dışı ve yol güzergahı tekrar temizlenir.


Belirtilen saat gelir. Ha geldi gelecek beklentisi içine girilir. Saat 14.00, 15.00 olur. Beklenen misafir bir türlü gelmez. Acaba gelmeyecek mi denmez, hacıyolu bekler gibi beklenir. Nihayet vekil, öncesinde kaç ilçe kaç kurum gezdi bilinmez; yanında ilçe başkanı, belediye başkanı ve bir diğer kişi ile birlikte 15.30’da makama ayak basar.


Hoş geldin faslından sonra çaylar yudumlanırken vekil maskesi çenesinde olduğu halde havadan sudan konuşur, diğerleri de maskeli bir şekilde vekili dinlerler. Vekil konuştukça araya kimse girmez. Hepsi bir güzel vekili tasdikler. Hızını alamayan vekil, “Buraya gelmişken bir de eski başkanı arayayım” der. Diğerleri dinlerken eski başkana şiir bile okur. Okudukça gülmeyi de eksik etmez. Bu arada kapıyı açık gören biri, vekilim gelmiş, bir hoş geldin diyeyim düşüncesiyle açık kapıdan içeri girer. Tanışma faslından sonra vekil, geriye kalan muhabbetini bu yeni gelenle yapar.


Toplamda bir 25 dakika kurum amirinin odasında kalan vekil, bu ziyaretinden memnun bir şekilde ayrılır, ziyaretini başka açık bulduğu kurumlara girerek devam ettirir.


Vekil kurumdan ayrıldıktan sonra ziyaret edilen kurumun amirine kurumda çalışan biri, “Efendim! Sayın vekil, kurum işleriniz nasıl gidiyor, aşamadığınız ve benim Ankara’ya iletmemi istediğiniz bir sorununuz var mı” şeklinde bir soru sordu mu der. Amir, “Sormadı maalesef. Sorsaydı şu derdimizi söyleyecektim” cevabını verir. Kuruma bir vesileyle ziyarete gelen esnaf da “Sayın vekil, niçin kurumları ziyaret eder de biz esnafın kapısını çalmaz, niçin derdimizi sormaz” serzenişlerini dile getirir ama bu serzeniş havada kalır. Zira bu soruya cevap verebilecek vekil, esnafa görünmeden son kurumu da ayaküstü ziyaret ederek aşağıda kendisini bekleyen aracına bindiği gibi şehrin yolunu tutar.


Belli ki bu vekil kimse, tecrübeli mi tecrübeli. Nereye gideceğini, kimin çayını içeceğini iyi biliyor. Esnafın yanına gidip de niçin ağrımaz başını ağrıtsın, halkın arasına katılıp niye terlesin. Kendisi terleyeceğine kurumları terletir. Nasılsa kurumların dili yok. Gider orada muhabbetini yapar, herkes onu ağzı açık dinler. Sonrasında da “Falan gün şu şu ilçelere giderek seçmenlerimle buluştum. Onları iş üstü ziyaret ettim. Tarafımdan hiçbir sorun tespit edilmediği gibi herkes mutlu mu mutlu!” raporunu hazırlar ve gönül rahatlığı içerisinde Ankara’nın yolunu tutar.


Vekilin kurum ziyaretlerini izleyen birinden, vekilin bu bir gününü öğrenince insanımızın, 600 vekilden biri olmak için niçin çok çaba sarf ettiğini, seçilip mazbatasını aldıktan sonra ölünceye kadar vekillik yapmak için her seçim döneminde niçin tekrar tekrar adaylık başvurusu yaptığını şimdi daha iyi anlıyorum. Nasılsa “kimsin, necisin, bizim şu derdimiz var, bunu niye çözmüyorsunuz” diyen yok. Diyecek varsa da oralara uğramıyor. İlçeye gitti mi gitti, seçim bölgesindeki seçmenleriyle buluştu mu buluştu. Görev tamamlandı mı tamamlandı. Bu arada vekilin hoşsohbet biri olduğu bilgisi de tarafıma iletildi. Zaten önemli olan muhabbet değil mi? Zira “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane”. Ötesi ve fazlası boş ve angarya, ver elini Ankara!


*13/02/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.