23 Ağustos 2020 Pazar
Olmaz Olmaz Demeyin!*
—Alo, müdür bey!
—Buyrun Hocam!
—Basından okuduğuma göre yarın okulda olacakmışız, doğru mu?
—Doğru okumuşsun. Yarın okuldasınız.
—Anladım.
—Sizden bir şey istesem olur mu?
—Hayırdır hocam!
—Size zahmet okulun bir konumunu gönderebilir misiniz?
—Yarın zaten okuldasınız. Konumu ne yapacaksınız?
—Okula konumla geleceğim.
—Bir şey anlayamadım.
—Okula konumla geleceğim dedim ya...
—İyi de okulun yeni öğretmeni değilsin ki... Kaç yıldır bu okuldasın.
—Haklısın. Okulun gediklilerinden biriyim. Ama marttan beri okula uğramayınca insanlık hali unuttum. Unutamaz mıyım?
—Hakkın var. Gönderiyorum hemen. Ayrıca okulun whatsapp grubuna da bir konum göndereyim. İyi ki hatırlattın. İnsanlık hali belki başka unutanlar da çıkabilir.
—Teşekkür ederim müdür bey. Sizden bir şey daha isteyebilir miyim?
—Buyrun hocam.
—Okulumuzun adı neydi?
—Hocam, dalga mı geçiyorsun? Ne yapacaksın okulun adını?
—Aksine, hiç olmadığı kadar ciddiyim. Zira okulumun adını da unuttum. Olur ya konumdan okulu bulamazsam, gelip geçen birine 'Falan okul nerede' diye soracağım.
—Yav hocam!
—İnsanlık hali unutamaz mıyım hocam. Marttan bu yana kaç ay geçti. Unutamaz mıyım? Ki ben dün akşam ne yediğimi hatırlamıyorum.
—Anladım. Başka bir isteğin var mı?
—Çok teşekkür ediyorum hocam bu anlayışınız için. Zira bir üçüncüsünü sorma cesareti gösterememiştim. Okulumuzun oradan hangi numaralı otobüs geçerdi?
—1047 numaralı otobüs.
—Yolun sağından mı bineceğim yoksa solundan mı?
—Sağından.
—Hocam, otobüse binersem şifayı kapar mıyım? Ortam malum.
—O risk var elbet.
—Bu durumda ne yapacağım ben?
—Hocam, istersen evinin konumunu at. Seni sabahtan evinden alayım.
—Çok iyi olur hocam. Hemen atıyorum.
—Başka bir isteğin var mı?
—Canının sağlığı...
—Hocam, kusura bakmazsan bir soru da ben sorabilir miyim?
—Buyrun müdür bey!
—Bu salgın sürecinde otobüse binip hiç çarşıya gittiniz mi?
—Gittim de ne alaka?
—Çarşıya otobüsle gittiğinize göre okula gelirken de otobüse binip gelebilirdiniz.
—Aynı şey değil hocam. Lütfen karıştırmayalım. Mevzubahis olan eğitim ve öğretimdir. Başka şeye benzemez. Teessüf ediyorum.
—Tamam hocam. Soruyu sormamış kabul edin. Sabah gelip sizi alacağım.
*Hayal ürünüdür. Aslı astarı yoktur.
21 Ağustos 2020 Cuma
Mânâsız Mahlaslı Şair Mustafa Varel *
İnsanın unutamadığı kişiler vardır hayatta. Hiç içinden
çıkmaz. Hep içinde bir özlem duyar: Ah bir görsem, bir araya gelsem, der durur.
Her daim onu hayırla yâd eder. Çünkü gözünü ilk onda açmıştır; ilk okumayı, ilk
yazmayı ondan öğrenmiştir. Küçük yaşta kendisine bir ufuk çizmiştir. Her şeyden
öte sevmiş ve sevdirmiştir.
Kendisini
ilk defa 1970-1971 öğretim yılında öğretmenim olarak tanımıştım. Dünyamız ondan ibaretti. Hem anamızdı, hem de babamız.
İlkokul 1-3'ü onda, 4.ve 5.sınıfları ise başka öğretmenlerde okumuştum. 4 ve 5'te beni okutan öğretmenler bende bir iz
bırakmadı. İlk öğretmenim ise bende olumlu ve derin izler bıraktı. İlk
sazı onda gördüm. Saz eşliğinde bize "Çırpınırdı Karadeniz/ Bakıp Türk'ün
bayrağına…" marşını ilk ondan dinledim. O çalar biz sınıf olarak ona eşlik
ederdik.
Adını unuttuğum bir hikaye kitabından zaman zaman bize
bölümler okurdu. Kitaptan tek aklımda kalan hikayenin kahramanı Hayri Dede idi.
O, koşa koşa cuma namazına gider, arkasına takılır ben de namaza giderdim.
Namaz çıkışı hızlı adımlarla okula gider, ben de ardından ona eşlik ederdim.
Evimize gelir biz de ona giderdik. Büyükle büyük, küçükle küçüktü. Ne kibir
vardı, ne de enaniyet. Akşamleyin mahallelinin bir araya geldiği baranalara
katılır, onlarla hemhal olurdu.
Karasınır'la ilgili “Destanı Karasınır” başlıklı,
"Karasınır'ı dolan da gör bey/Ondaki her şey boldur ha boldur" dizeleriyle
başlayan şiiri, herkesin dilindeydi. Öğrencisi olarak bu şiiri
ezberlemiştim. Gittiğim her yerde haydi bir oku derler, ben de seve seve
okurdum.
Bir bayram dolayısıyla okumamı istediği Arif Nihat
Asya'nın, "Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek"
şiirini kürsüye çıkarak ezberden okumuş, dünyalar benim olmuştu.
1973
yılından beri görüşmediğim öğretmenimin 2017 yılında numarasını bularak önce
telefonla görüşmüş, ardından üç arkadaşla Karaman’a giderek evinde ziyaret
etmiştim. Telefonla haberleşip buluşmasaydık onun beni, benim de onu tanımam
mümkün değildi. Çünkü ne bendeki sarı saçlar kalmıştı, ne de onun
küçüklüğümdeki siması. Yaşını sordum 69 yaşındayım demişti. Çocukluğumda
gördüğüm sinekkaydı tıraşının yerini bembeyaz sakallar almıştı. Öğrencisi iken
kendisinin okuyup bizim dinlediğimiz hikayenin kahramanı 'Hayri Dede' gibi
göründü bana. Zira o da tıpkı hocamız gibi nur yüzlü, piri fani birisi idi. "Size
şiir okuyayım mı" dedi bize. Elbette dedik. Biri 80 öncesi anarşi ortamını
anlatan şiir olmak üzere kendi yazdığı iki şiirini kendi sesinden dinledik.
Ziyaretten
sonra irtibatımız telefonla devam etti. Ben aramasam o beni arardı. Bazen
müsait olup olmadığımı sorar. Hocam, müsaidim deyince “O zaman sana bir şiir
okuyayım” der, bana telefonda şiir ziyafeti verirdi.
Öğretmenim
bir şairdi zira. Nerede bir müsvedde kağıt bulmuşsa onun arkasını değerlendirip
şiir yazmaya devam etmiş. Mânâsız mahlasıyla 600’den fazla şiire imzasını
atmıştı. En büyük hayali üç bölüm halinde şiir kitaplarının yayımlanması,
okumaları için eşe-dosta hediye etmesi idi. Maalesef kitabını bastıramadı. Zira
dövizin dalgalanmasıyla birlikte baskı fiyatları artınca maddi imkansızlıktan
dolayı kitabın yayımlanması askıya alındı.
4 Şubat 2020 günü Meram Tıp Fakültesine
kontrole geldiği gün beni aradı. “Şiirlerimi fotokopi ederek kitap haline getirdim.
Hastaneye uğrarsan bir tanesini sana hediye edeyim” dedi. 360 sayfadan ibaret
şiir kitabını ve bilgisayar ortamına aktarılmamış çok sayıda el yazması şiirini
“okursun” diye hediye etmişti bana.
En son bayramını kutlamak için Kurban
Bayramının birinci günü aramıştım. Daha önceki görüşmelerimizden farklı olarak
konuyu babam rahmetliye getirdi. Babamın
samimi bir Müslüman olduğundan ve kendisini çok sevdiğinden bahsetmişti.
Bu görüşmemizin ardından görüşmediğim
öğretmenimiz, 12 Ağustos günü covid 19’a yakalanarak yoğun bakıma alınmış ve 20
Ağustos günü de bu hastalığa yenik düşerek 72 yaşında iken maalesef vefat
etmiştir. Üzüntüm büyüktür gerçekten. Unutamayacağım insanlardan biri olarak
hayatımda yer almaya devam edecektir. Aynı şekilde yazdığım bu yazı da benim
için zor yazılardan biri olarak aklımda kalacaktır.
Erken yaşta kaybettiğim muhterem hocama
bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum. Hastalığında ve kontrollerde her daim
yanında olan eşi Hatice Teyze’ye, oğlu Ali Haydar’a ve ailesine başsağlığı
diliyorum. Allah onlara sabır versin inşallah. Öğretmen camiasının, tüm şiir severlerin
ve Karamanlıların da başı sağ olsun.
Hocam! Biz senden razıydık. İnşallah
Allah da razı olur. Mekanın cennet olsun inşallah.
Not (Oğlu Ali Haydar’ın 14 Ağustos tarihli
paylaşımından alıntıdır): “Belki de bazılarınıza maske takmak zor geldiği için
babam, yoğun bakımda yatıyor şu an. Emin olun bunun vebalini ödeyemezsiniz. Bu
duruma vesile olan ve acı çekmemize sebep olan kim varsa üzerinde, zerre hakkım
varsa hiçbirine hakkımı helal etmiyorum. (Bu sözler kural tanımayan ve kul
hakkına riayet etmeyenlere efendim! Duyurulur.)
*22/08/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
*22/08/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
20 Ağustos 2020 Perşembe
Siz Olsaydınız Bu İhaleyi Kime Verirdiniz?
Bir tanıdığım, fi tarihinde resmi bir kurumda satın alma işlerinden sorumlu iken kurumuna yüklü miktarda araç lastiği alınması gerekir.
Tanıdığım, ihale için gerekli evrak ve şartnameyi hazırladıktan sonra hazırladığı teklif mektuplarını, teklif vermeleri için firmalara verir.
Verdiği teklif mektuplarını geri alırken daha önceki lastik ihaleleri hep kendisinde kalan bir firma sahibi tanıdığıma "Sen ne dolaşıp duruyorsun, başkasından teklifler alıyorsun? Nasılsa ihtiyacınız olan lastikleri benden alacaksınız" diyor.
Tanıdığım, "Olur mu öyle şey? En uygun teklifi kim verirse ihale onda kalır” der. Firma sahibi "Sen görürsün" cevabını verir.
Gelen teklif mektupları açıldığı zaman görülür ki en uygun teklifi bir başkası vermiştir.
Lastikler ihalenin kaldığı kimseden alınacağı zaman kurumun amiri, satın alma işlerini tevdi ettiği tanıdığımı çağırır: "Lastikleri daha önceki aldığımız falan firmadan niçin almıyoruz" sorusunu sorar. Tanıdığım, "Efendim, dediğiniz firmanın teklifi yüksek. Şartname gereği en uygun teklifi veren firmadan almamız gerekiyor" der.
Kurum amiri, "Verdiği teklif uygun olmasa da biz lastikleri bizim adamımıza vereceğiz. İhale onda kalacak" deyince tanıdığım, "Efendim, bu durumda kurum zarara uğrar. Çünkü lastikleri pahalıya almış oluruz" şeklinde itiraz eder. Kurum amiri "Pahalı olursa olsun. Dediğim yerden alınacak. İhaleyi ona göre düzenleyelim" talimatı verince buna ortak olmak istemeyen tanıdığım, bu talimatı hazırlama yerine, hazırladığı emeklilik dilekçesini kurum amirine sunar ve o gün emekli olur.
Tanıdığım genç yaşında emekli olduktan sonra lastik ihalesi kimde mi kalmış? Herhalde kitabına uydurularak kurum amirinin dediği yerden alınmıştır. Gördüğünüz gibi ihaleye fesat karıştırma durumu yok. Yani işlem temiz... Bu temiz işe fesat karıştırsa karıştırsa tanıdığım karıştırmış olur.
Bana göre bu ihale sürecinde tanıdığımın takındığı tavır yanlış. Bizim adam varken bizden olmayan birinden lastik almak da neyin nesi? Nerede görülmüş böyle bir şey. Bizimki aklı sıra eski köye yeni âdet getirecek... Bizimkinin hesaba katmadığı bir şey daha var: Emekliliği de gelse işinde acemi gayri, belli. Kurum amirinin bir bildiği var, değil mi? İşte bunu hesaba katmıyor. Ah bizim insanımız! Bunu akıl etse hazırladığı o kadar evrak boşa gitmezdi. Yazık değil mi o kağıtlara! Boşa giden her bir evrak milli bir servet. Maalesef cebimizden çıkıyor. Bir lastik için yorgan yakılır mı hiç? Sonra ne diye emekli oluyorsun? Sallasan başını, alsan maaşını olmaz mıydı? İhaleyi yabancıya vererek göğe mi erecektin? Hasılı kurum amirlerinin işi zor. Bu tür memurlarla bu işler nasıl yürüyecek? Sonra da millet iş yapmıyor diye kurum amirine kızıyor. Ah işin iç yüzünü bir bilseler...
Sanırım bu satışta siz de benim gibi düşünüyorsunuz? Biliyordum. Teşekkür ediyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)