31 Ocak 2020 Cuma

Her Derde Deva Kahve *


Zaman zaman gelip geçtiğim bir yerde bir kuruyemiş dükkanının yanına stant açmış, bir kahvenin reklamını yapan bir kız çocuğunun sesine kulak misafiri olurum: "Kahve ikram edelim, bir kahvemi içmez misiniz" diye seslenir durur. Kimdir, necidir, bu kahve nasıl bir şeydir diye merak etmeden bu kahve ikramını bugüne kadar hep geri çevirdim.

Bugün o sese kulak verdim. Standa yaklaştım. Stantta iki kız çocuğu vardı. "Buyur amca" deyip pet bardağının küçüğünün küçüğü bir pet bardakta kahve ikram ettiler. Ilıkça imiş. Bir dikişte bitirdim. Elinize sağlık demeden kahvenin reklamını yapmaya başladı bir tanesi. “Yedi karışımdan oluşan bu kahve; migren ağrısını gideriyor, sindirim sistemini kolaylaştırıyor, mide ağrısını kesiyor…Şu anda kampanya var. Paketi 15 lira iken 13 liraya indi. Bu kahvenin paketi 200 gramdan oluşuyor ve diğer kahvelerin fiyatına. İki paketi… ” dedi. Kızım! İkram dediniz geldim. İkram ettiğiniz kahveyi daha boğazıma göndermeden kahve satışına başladınız. Madem öyle! Verin bir paket, şu her derde deva kahvenizden, dedim. Zaten bir üründe kampanya var ve de indirim varsa, bu iş tam bana göre. Birinci paketin satışını garantiye alan kızlar, “Amca! İki kişiyiz. Her birimiz için birer tane almaz mısınız” dediler. Neyse ikinciyi satamadılar. Bir kahve parası için uzattığım paranın üstünü beklerken diğer pazarlamacı kızımız, “Bir ağrı kesici bulamaz mıyız? Midem çok kötü ağrıyor” dedi diğer arkadaşına. Kızım! Oldu mu şimdi bu yaptığın? Ne ilacı arıyorsun şimdi? Hani bu kahve mide ağrısına iyi geliyor, ağrıyı kesmede bire bir idi. İşte önünde kahve! İç, dedim. Kızımız, “Amca, öyle olmasına öyle! Ama ben kahve içmeyi sevmiyorum ve hiç içmiyorum” dedi. Kahve içmiyorsun ama kahve reklamı yapıyor ve pazarlıyorsun dedim gülerek. Para üstünü alıp oradan ayrılırken “Nasıl pişirileceği üzerinde yazıyor” dediler. Tamam, sağ olun dedim.

Eve geldikten sonra yedi karışımlı kahveyi elime aldım, bakalım bu yedi karışımın içinde neler var diye. İçindekiler: Arabia Kahve, Kahve Kreması, Kakule, Kakao, Menengiç. Beş oldu, hani gerisi demeyin. Ben çok saydım. Bu kahvenin içinde sadece beş karışım bulabildim.

Başımdan geçen bu kahve alışverişi, bir yazı konusu olmayacak kadar basit bir konu. Konu basit olsa da yukarıda kısaca değindiğim iki hususa işaret etmek istiyorum. Bir ürünün tanıtımını yapmak ve satmak için alışveriş merkezlerinde, insan yoğunluğunun çok olduğu cadde ve sokaklarda zaman zaman her türlü ürün pazarlanır. Gelip geçenlerden meraklılar, ürünlerden tadar. Beğenen alır, beğenmeyen geçer gider. Buraya kadar anormal bir durum yok. Burada garip olan “Bu kahvenin ne faydası var” denmeden ürünü satmak için her derde deva misali akıllarına gelen her şeyi sayıyor pazarlamacılar. Bir diğeri, bu kahve kaç ürünün karışımı sorusunu soran var gibi yedi karışımdan müteşekkil bir kahve diye tanıtıyorlar. Sanki beş karışımlı bir kahve olduğu zaman karışımı az deyip ellerinde kalacak. Biri aynı anda olmak üzere iki yalanları yatsı olmadan ortaya çıkmış oldu.

Bu alışverişimin en büyük faydası, aylardır aynı yerde kahve tanıtımı yapan bu kızlar, bundan sonra da yine bu kahve tanıtım ve satış işine devam edecekler. Ama herhalde bundan sonra “Mide ağrısına iyi geliyor” demeyeceklerdir ve ne söyleyeceklerine dikkat edeceklerdir. Çünkü suçüstü yakalandılar.

*05/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

30 Ocak 2020 Perşembe

Yürüyen Merdivenlerde Yürüyenlerden misiniz? ***

Yürüyen merdivende ne yapılır desem, işin yok mu deyip bana kızarsınız. Çünkü adı üzerinde yürüyen merdiven. Aşağıya gideni var, yukarı gideni var. Bineceksin üzerine. O yürüyecek, sen de üzerinde dikileceksin. Sağı solu seyrederken hem soluklanacaksın hem de akılsız başının cezasını ayağın çekmeyecek. Cevabınız bu değil mi? Ben de sizin gibi düşünüyorum. Daha doğrusu böyle düşünüyordum. Ta ki aşağıya doğru inen yürüyen merdivene bininceye kadar.
***
İlk yürüyen merdivenlerle muhatap olduğumda uzun süre binmedim. Yanımdakiler merdivende dikilerek yürüdü. Ben ise B planını uyguladım. Yan taraftaki doğal basamakları teptim. Eşim dostum yürüyen merdivenden gülerek bana baktı durdu. Öyle ya. Ayağım takılır veya sıkışır. Ondan sonra göreyim günümü. 

Baktım binenlere bir şey olmuyor. Nice sonra korka korka ya Allah ya bismillah diyerek binmeye başladım. Fena değilmiş hani! Alıştım artık. Şimdi nerede bir yürüyen merdiven görürsem B planını uygulamıyorum, tercihim hep A planı.

Ben size desem ki hem yürüyen merdivene binen hem de yürüyen var desem, bana inanır mısınız? O zaman buyurun!

Bugün bindim aşağıya doğru seyreden bir yürüyen merdivene. O yürüyor, bense dikiliyorum. Bir taraftan da aşağıya doğru bakıyorum. Başka da kimseye bir şey yaptığım yok. Hele rahatsızlık...ne kelime! Arkamdan "Biraz çekilir misin" sesi duydum. Arkama dönüp baktım. Benden daha yaşlı biri ardıma iyice yanaşmış. Yan dönerek buyur geç dedim. Adamcağız yürüyen merdivende merdiven yürürken kendisi de yürümeye başladı. Ardından madem yürüyecektin. Ne işin vardı yürüyen merdivende? Ha şu yan taraftaki basamakları tercih etseydin ya dedim. "Ne bileyim, rahatlık diye binmiştim. Çok yavaşmış" dedi gülerek.

Acelesi var belli ki diye düşündüm. Yürüyen merdiven önce onu, sonra beni indirdikten sonra çok acelesi varmış gibi davranmadı. Salına salına yürümesine devam etti. 

Hem yürüyen merdivene binip hem de yürümeye devam eden böylelerin sayısı ne kadardır bu ülkede? Benimki de merak işte. Sanırım sayıları az değildir. Elimde bir istatistik yok ama yüzde bir civarında bir oy alan bir siyasi parti kadar bir sayıya tekabül ettiklerini düşünüyorum.

Yoksa sizde mi merdivene binip yürüyenlerdensiniz? O zaman yalnız değilsiniz.

***06/02/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

29 Ocak 2020 Çarşamba

ABD ve İsrail’e Niye Kızıyoruz ki? ***

Daha önce ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyan ve Golan Tepeleri’ndeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Yüzyılın Anlaşmasını” açıkladı. Adına barış planı dedikleri bu projeye göre;
-Kudüs İsrail’in bölünmez başkenti olacak.
-İsrail’in güvenliğinden ödün verilmeyecek.
-Batı Şeria gibi yerlerdeki İsrail yerleşimcileri kalıcı olacak ve bu yerleşim yerleri İsrail tarafından ilhak edilecek.
-İsrail’in güvenliği için Ürdün Vadisi ilhak edilecek.
-Filistinliler bu anlaşmayı kabul ederlerse bağımsız devlet kurmalarının önü açılacak.
-1948’den beri yerlerinden olan Filistinliler geri dönemeyecek.
-Filistinliler terörü reddedecek, silahlı direnişi terk edecek…

Açıklanan bu barış planına İslam dünyası ve dünya, beklendiği gibi tepki gösterdi: Filistin Devlet Başkanı Abbas “Bin kere hayır” dedi. Hamas, “safsata” olarak değerlendirdi. İran, “ihanet” açıklamasını yaptı ve Filistin’de bir intifada beklediklerini sözlerine ekledi. Türkiye, “Kudüs kırmızı çizgimizdir” dedi. Ürdün, bu sözde planın tehlikeli sonuçlara yol açacağını duyurdu. AB, iki devletli çözüme bağlılığa vurgu yaptı. BM, bu konuyla ilgili tutumun daha önceki alınan kararlarda gösterildiğine atıf yaptı. Filistinliler, açıklamanın ardından Ramallah’da sokağa döküldü. İstanbul’daki ABD konsolosluğu önünde protesto gösterisi yapıldı.

Sözde “barış projesine” tepki gösterenlerin yanında destek açıklaması yapanlar da oldu. Bunların başını Birleşik Arap Emirliği çekti. Bahreyn ve Umman da açıklanan barış toplantısına büyükelçileri vasıtasıyla katılarak destek verdi. (ABD ve İsrail bir olup Filistinlileri kökünden kuruttuğu zaman bu Arap ülkeleri şükür kurtulduk diye göbek atarlar. Çünkü Filistin Arapların önünde bir ayak bağı.)

Bize göre safsata ve bir deli saçması olan bu sözde “barış planı” konusunda ABD ve İsrail ciddi mi ciddi… Daha önce “olmaz, olamaz, İsrail buna cesaret edemez” dediklerimizi, bu muhteşem(!) ikili, (Trump-Netanyahu) bir plan dahilinde dünyaya rağmen hayata geçirdiklerine göre, açıkladıkları bu projeyi de yürürlüğe koymalarının önünde hiçbir engel yok. Başta İslam dünyası ve dünya istediği kadar tepki göstersin, BM Genel Kurulunda ABD ve İsrail yalnız kalırsa kalsın, ABD ve İsrail yollarına emin adımlarla ilerliyor ve İsrail’in “Arzı Mev’ûd” adını verdiği topraklar üzerinde Büyük İsrail’i kurma planları tıkır tıkır işliyor. Biz bu durumda bu iki ülkeye niye kızıyoruz ki? Adamlar inandıkları değerlerinin gereğini yapıyorlar.

Görünen o ki Filistin ve Kudüs meselesinde en açık tepkiyi hep Türkiye veriyor ve vermeye de devam edecek. Belki de Türkiye’nin son yıllarda başına gelenler, İsrail’i karşısına almasından ve İsrail’i devlet terörü yapıyor demesinden kaynaklanıyor. Türkiye, Filistin meselesinde BM’de öncü rol üstlense de en üst seviyede tepki gösterse de hep birlikte gördüğümüz gibi Türkiye’nin bu çırpınışları tek başına yeterli değil. Çünkü Türkiye’nin eti belli, budu belli. Elinden başkası da gelmiyor. Dünyanın sessizliği ve İslam dünyasının parçalanmışlığı devam ettiği müddetçe Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in borusu ötmeye devam edecek görünüyor. Çünkü dünyada gücün kadar söz sahibisin, gücün kadar etkili olursun. Bu demektir ki Ortadoğu’da kan ve gözyaşı akmaya devam edecek.

***30/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.