29 Ocak 2020 Çarşamba

ABD ve İsrail’e Niye Kızıyoruz ki? ***

Daha önce ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyan ve Golan Tepeleri’ndeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Yüzyılın Anlaşmasını” açıkladı. Adına barış planı dedikleri bu projeye göre;
-Kudüs İsrail’in bölünmez başkenti olacak.
-İsrail’in güvenliğinden ödün verilmeyecek.
-Batı Şeria gibi yerlerdeki İsrail yerleşimcileri kalıcı olacak ve bu yerleşim yerleri İsrail tarafından ilhak edilecek.
-İsrail’in güvenliği için Ürdün Vadisi ilhak edilecek.
-Filistinliler bu anlaşmayı kabul ederlerse bağımsız devlet kurmalarının önü açılacak.
-1948’den beri yerlerinden olan Filistinliler geri dönemeyecek.
-Filistinliler terörü reddedecek, silahlı direnişi terk edecek…

Açıklanan bu barış planına İslam dünyası ve dünya, beklendiği gibi tepki gösterdi: Filistin Devlet Başkanı Abbas “Bin kere hayır” dedi. Hamas, “safsata” olarak değerlendirdi. İran, “ihanet” açıklamasını yaptı ve Filistin’de bir intifada beklediklerini sözlerine ekledi. Türkiye, “Kudüs kırmızı çizgimizdir” dedi. Ürdün, bu sözde planın tehlikeli sonuçlara yol açacağını duyurdu. AB, iki devletli çözüme bağlılığa vurgu yaptı. BM, bu konuyla ilgili tutumun daha önceki alınan kararlarda gösterildiğine atıf yaptı. Filistinliler, açıklamanın ardından Ramallah’da sokağa döküldü. İstanbul’daki ABD konsolosluğu önünde protesto gösterisi yapıldı.

Sözde “barış projesine” tepki gösterenlerin yanında destek açıklaması yapanlar da oldu. Bunların başını Birleşik Arap Emirliği çekti. Bahreyn ve Umman da açıklanan barış toplantısına büyükelçileri vasıtasıyla katılarak destek verdi. (ABD ve İsrail bir olup Filistinlileri kökünden kuruttuğu zaman bu Arap ülkeleri şükür kurtulduk diye göbek atarlar. Çünkü Filistin Arapların önünde bir ayak bağı.)

Bize göre safsata ve bir deli saçması olan bu sözde “barış planı” konusunda ABD ve İsrail ciddi mi ciddi… Daha önce “olmaz, olamaz, İsrail buna cesaret edemez” dediklerimizi, bu muhteşem(!) ikili, (Trump-Netanyahu) bir plan dahilinde dünyaya rağmen hayata geçirdiklerine göre, açıkladıkları bu projeyi de yürürlüğe koymalarının önünde hiçbir engel yok. Başta İslam dünyası ve dünya istediği kadar tepki göstersin, BM Genel Kurulunda ABD ve İsrail yalnız kalırsa kalsın, ABD ve İsrail yollarına emin adımlarla ilerliyor ve İsrail’in “Arzı Mev’ûd” adını verdiği topraklar üzerinde Büyük İsrail’i kurma planları tıkır tıkır işliyor. Biz bu durumda bu iki ülkeye niye kızıyoruz ki? Adamlar inandıkları değerlerinin gereğini yapıyorlar.

Görünen o ki Filistin ve Kudüs meselesinde en açık tepkiyi hep Türkiye veriyor ve vermeye de devam edecek. Belki de Türkiye’nin son yıllarda başına gelenler, İsrail’i karşısına almasından ve İsrail’i devlet terörü yapıyor demesinden kaynaklanıyor. Türkiye, Filistin meselesinde BM’de öncü rol üstlense de en üst seviyede tepki gösterse de hep birlikte gördüğümüz gibi Türkiye’nin bu çırpınışları tek başına yeterli değil. Çünkü Türkiye’nin eti belli, budu belli. Elinden başkası da gelmiyor. Dünyanın sessizliği ve İslam dünyasının parçalanmışlığı devam ettiği müddetçe Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in borusu ötmeye devam edecek görünüyor. Çünkü dünyada gücün kadar söz sahibisin, gücün kadar etkili olursun. Bu demektir ki Ortadoğu’da kan ve gözyaşı akmaya devam edecek.

***30/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Kimler Sinek Avlasın? *

Olması mümkün değil. Ama yine de bu yazımda, olmasını istediğim temennilerimden bahsedeceğim. Şu aşağıda yazacağım esnaf, kurum, kuruluş, işletme adı her ne ise hepsi sinek avlasın, müşteri bulamasın, işsizlikten kepenk kapatmak durumunda kalsın istiyorum:
1.Hastane poliklinikleri, aciller ve doktorlar hasta bulamasın.
2.Eczacılar, bir tek ilaç satamasın.
3.Avukatlar, tek bir dava alamasın.
4.Savcılar, hiç iddianame hazırlamasın.
5.Hakimler, yargılayacak zanlı bulamasın.
6.Kefen satıcıları, bir karış kefen satamasın.
7.Mezar kazıcıları, eline balta ve kürek almasın.
8.Polis, kimsenin peşinden koşmasın.
9.Asker, savaş ve operasyon yapmasın.
10.AFAD'a, UMKE'ye iş düşmesin.
11.İçki, sigara satıcılarına selam veren olmasın.
12.Uyuşturucular uyuşturucu baronlarının elinde patlasın.
13.Ülke yönetimine talip olan, iktidara gelmiş veya iktidar adayı olan, özü-sözü bir değilse, verdiği sözü yerine getirmiyorsa, iş yapmaktan ziyade demagoji yapıyorsa, olayları ve gerçekleri manipüle ediyorsa girdiği her seçimde aynı istikrarı görsün: Sadece kendi oyunu alsın.
14.Bile bile haksızlık yapan, adam kayıran, zulümle abat olmaya çalışan kim varsa hiç huzur bulmasın. Huzursuzluğu dillere destan olsun.
15.Gerçeği anlayacak kadar aklını, işitecek kadar kulağını, görecek kadar gözünü kullanmayıp varlık sebebi olarak birini kötüleyerek öbürünü överek geçirenler, ahir ömründe bir iyilik yapsınlar. Bu kullanmadıkları nimetleri ihtiyaç sahiplerine versinler. Kendileri de bu organlardan mahrum kalsınlar.
16.Kendisini dünyanın merkezi gören bencile, dünya dile gelip "Otur oturduğun yerde. Dünya olarak ben bile dünyanın merkezi olamadım. Sen de kim oluyorsun" demeli ki herkes yerini ve haddini bilsin. Bu cevap karşısında böylelerinin ağzını bıçak açmasın.

Hasılı nerede insanımıza dertler açan, onları üzüntüye gark eden, devleti uğraştıran ve yüklü masraflar açan ne varsa hepsi avucunu yalasın. İşsizlikten kendilerine başka yeni işler verilsin.

Temennilerim gerçekleştiği takdirde hastane ve buralarda görev yapacak doktora ihtiyaç kalmayacağı için devlet, hastane inşaatları ile uğraşmayacak. Çocuklarımız 6-7 yıl boyunca tıp fakültelerinde dirsek çürütmeyecek. Hastane ve doktora ihtiyaç olunmayınca eczacılık diye bir meslek olmayacak. Devlet ilaç sanayine yüklü miktarda ödeme yapmayacak. Suçlu olmayınca cezaevine, hakime, savcıya, avukata ve adliye binalarına gerek kalmayacak. Uzatmayayım, diğer örnekleri de mefhumu muhalifinden sizler çıkarın.

Gördüğünüz gibi temennilerim hayal de olsa güzel. Kim istemez herkesin mutlu ve huzurlu olduğu böyle bir dünyada yaşamayı...

*22/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Burnumuz Çektirmesin! *


İnsanın faydasına olan her şey bir nimettir. Özellikle ihtiyaç hissettiğimizde ve yokluğunda o şeyin ne büyük bir nimet olduğunu ifade ederiz. Say say bitmeyen bu nimetlerden biri de beş duyu organımızdan burundur. Nefes alma uzvumuzdur her şeyden önce. Her ne kadar ağız yoluyla da nefes alabiliyor isek de ağızdan alınan nefes, boğaz kuruluğuna sebep olmaktadır. Burun yoluyla aldığımız nefes/hava, önce burnumuzda nemlendikten sonra boğazımıza kıvamında geçmektedir. Bu organın kıymetini nezle, grip, soğuk algınlığı gibi bir hastalığa yakalandığımız zaman daha iyi anlarız. Çünkü burundan nefes alamadığımız gibi koku da alamayız. Yerinden nefes ve koku alamayınca hayatın bir anlamı kalmıyor. Bu durum ister istemez konuşmamıza da yansıyor.

Rahat nefes alabilmemiz, rahatlayabilmemiz ve burnumuzun tüm işlevlerini tam yerine getirebilmesi için burnumuzun tıkalı olmaması gerekir. Burnumuzu sürekli açık tutmanın yolu da burnumuzu yerinde, zamanında ve uygun yerde temizlemektir. 

Büyük veya küçük, kadın veya erkek, içimizden bazıları, burun akıntısında veya burun tıkanıklığında üşengeçlikten veya huy edindiğinden lavaboya gitme veya mendil kullanma yerine, bulunduğu ortamda burnunu çekme yoluna gidiyor. Böyle yapanlar farkında veya değil, yanında bulunduğu insanları rahatsız etmektedirler. Çünkü onlar çektikçe duyanlar da onunla beraber çekmektedir. Burnunu çeken çekmekle kalıyor. Bundan da rahatsızlık duymuyor. Çevresindekilerin midesi bulanıyor, işine veya konuşmaya kendini veremiyor. Böylelerine "Rahatsızsın galiba! İstersen lavaboya git gel, rahatlarsın" deyince bazıları "İyi olur" deyip lavaboya gidip geldikten sonra rahatlıyor. Kendisi rahatlayınca etrafındakiler de rahat ediyor, hatta bayram ediyor. Burnunu çeken bazılarına "İstersen lavaboya gidip bir rahatla gel" dediğinde hasta olduğunu da kabul etmiyor, burnunu çektiğini de. Ne lavaboya gidiyor ne de çekmeyi bırakıyor. İşi, çektirmek gayri belli… Halbuki burun çekmek kişiyi rahatlatmaz, belki de iyileşmeyi geciktirir.

Ders defterini yazarken başka sırada oturduğu halde masamın önündeki sıraya oturmuş bir öğrenci, ikide bir burnunu çekti durdu. Birazdan bırakır dedim olmadı. Huylu huyundan vazgeçecek değil ya. Çevreye verdiği rahatsızlığın da farkında değil. Defteri imzaladıktan sonra "Kızım galiba üşütmüşsün. Lavaboya gitmek ister misin" dedim. "Yoo! Hasta değilim ben" dedi. Hasta olduğunu kabul etmeyen, burnunu çektiğinden haberi olmuyor olmalı ki durmadan çekmeye devam etti. Haliyle o çektikçe tüm sınıf da çekti ders boyunca.

Sizi bilmem ama ben bu burun çekmeye ben taktım. İşin garibi, bu eylemi gerçekleştirenlere burnunu çekme de diyemiyorsun. Alınabilir endişesi taşıyorsun. Gel de çık bu işin içerisinden... Hasılı ne burnunu çekenler çeksin ne de başkası çeksin. Allah kimseye çektirmesin.

*31/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.