29 Ocak 2020 Çarşamba

Kimler Sinek Avlasın? *

Olması mümkün değil. Ama yine de bu yazımda, olmasını istediğim temennilerimden bahsedeceğim. Şu aşağıda yazacağım esnaf, kurum, kuruluş, işletme adı her ne ise hepsi sinek avlasın, müşteri bulamasın, işsizlikten kepenk kapatmak durumunda kalsın istiyorum:
1.Hastane poliklinikleri, aciller ve doktorlar hasta bulamasın.
2.Eczacılar, bir tek ilaç satamasın.
3.Avukatlar, tek bir dava alamasın.
4.Savcılar, hiç iddianame hazırlamasın.
5.Hakimler, yargılayacak zanlı bulamasın.
6.Kefen satıcıları, bir karış kefen satamasın.
7.Mezar kazıcıları, eline balta ve kürek almasın.
8.Polis, kimsenin peşinden koşmasın.
9.Asker, savaş ve operasyon yapmasın.
10.AFAD'a, UMKE'ye iş düşmesin.
11.İçki, sigara satıcılarına selam veren olmasın.
12.Uyuşturucular uyuşturucu baronlarının elinde patlasın.
13.Ülke yönetimine talip olan, iktidara gelmiş veya iktidar adayı olan, özü-sözü bir değilse, verdiği sözü yerine getirmiyorsa, iş yapmaktan ziyade demagoji yapıyorsa, olayları ve gerçekleri manipüle ediyorsa girdiği her seçimde aynı istikrarı görsün: Sadece kendi oyunu alsın.
14.Bile bile haksızlık yapan, adam kayıran, zulümle abat olmaya çalışan kim varsa hiç huzur bulmasın. Huzursuzluğu dillere destan olsun.
15.Gerçeği anlayacak kadar aklını, işitecek kadar kulağını, görecek kadar gözünü kullanmayıp varlık sebebi olarak birini kötüleyerek öbürünü överek geçirenler, ahir ömründe bir iyilik yapsınlar. Bu kullanmadıkları nimetleri ihtiyaç sahiplerine versinler. Kendileri de bu organlardan mahrum kalsınlar.
16.Kendisini dünyanın merkezi gören bencile, dünya dile gelip "Otur oturduğun yerde. Dünya olarak ben bile dünyanın merkezi olamadım. Sen de kim oluyorsun" demeli ki herkes yerini ve haddini bilsin. Bu cevap karşısında böylelerinin ağzını bıçak açmasın.

Hasılı nerede insanımıza dertler açan, onları üzüntüye gark eden, devleti uğraştıran ve yüklü masraflar açan ne varsa hepsi avucunu yalasın. İşsizlikten kendilerine başka yeni işler verilsin.

Temennilerim gerçekleştiği takdirde hastane ve buralarda görev yapacak doktora ihtiyaç kalmayacağı için devlet, hastane inşaatları ile uğraşmayacak. Çocuklarımız 6-7 yıl boyunca tıp fakültelerinde dirsek çürütmeyecek. Hastane ve doktora ihtiyaç olunmayınca eczacılık diye bir meslek olmayacak. Devlet ilaç sanayine yüklü miktarda ödeme yapmayacak. Suçlu olmayınca cezaevine, hakime, savcıya, avukata ve adliye binalarına gerek kalmayacak. Uzatmayayım, diğer örnekleri de mefhumu muhalifinden sizler çıkarın.

Gördüğünüz gibi temennilerim hayal de olsa güzel. Kim istemez herkesin mutlu ve huzurlu olduğu böyle bir dünyada yaşamayı...

*22/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Burnumuz Çektirmesin! *


İnsanın faydasına olan her şey bir nimettir. Özellikle ihtiyaç hissettiğimizde ve yokluğunda o şeyin ne büyük bir nimet olduğunu ifade ederiz. Say say bitmeyen bu nimetlerden biri de beş duyu organımızdan burundur. Nefes alma uzvumuzdur her şeyden önce. Her ne kadar ağız yoluyla da nefes alabiliyor isek de ağızdan alınan nefes, boğaz kuruluğuna sebep olmaktadır. Burun yoluyla aldığımız nefes/hava, önce burnumuzda nemlendikten sonra boğazımıza kıvamında geçmektedir. Bu organın kıymetini nezle, grip, soğuk algınlığı gibi bir hastalığa yakalandığımız zaman daha iyi anlarız. Çünkü burundan nefes alamadığımız gibi koku da alamayız. Yerinden nefes ve koku alamayınca hayatın bir anlamı kalmıyor. Bu durum ister istemez konuşmamıza da yansıyor.

Rahat nefes alabilmemiz, rahatlayabilmemiz ve burnumuzun tüm işlevlerini tam yerine getirebilmesi için burnumuzun tıkalı olmaması gerekir. Burnumuzu sürekli açık tutmanın yolu da burnumuzu yerinde, zamanında ve uygun yerde temizlemektir. 

Büyük veya küçük, kadın veya erkek, içimizden bazıları, burun akıntısında veya burun tıkanıklığında üşengeçlikten veya huy edindiğinden lavaboya gitme veya mendil kullanma yerine, bulunduğu ortamda burnunu çekme yoluna gidiyor. Böyle yapanlar farkında veya değil, yanında bulunduğu insanları rahatsız etmektedirler. Çünkü onlar çektikçe duyanlar da onunla beraber çekmektedir. Burnunu çeken çekmekle kalıyor. Bundan da rahatsızlık duymuyor. Çevresindekilerin midesi bulanıyor, işine veya konuşmaya kendini veremiyor. Böylelerine "Rahatsızsın galiba! İstersen lavaboya git gel, rahatlarsın" deyince bazıları "İyi olur" deyip lavaboya gidip geldikten sonra rahatlıyor. Kendisi rahatlayınca etrafındakiler de rahat ediyor, hatta bayram ediyor. Burnunu çeken bazılarına "İstersen lavaboya gidip bir rahatla gel" dediğinde hasta olduğunu da kabul etmiyor, burnunu çektiğini de. Ne lavaboya gidiyor ne de çekmeyi bırakıyor. İşi, çektirmek gayri belli… Halbuki burun çekmek kişiyi rahatlatmaz, belki de iyileşmeyi geciktirir.

Ders defterini yazarken başka sırada oturduğu halde masamın önündeki sıraya oturmuş bir öğrenci, ikide bir burnunu çekti durdu. Birazdan bırakır dedim olmadı. Huylu huyundan vazgeçecek değil ya. Çevreye verdiği rahatsızlığın da farkında değil. Defteri imzaladıktan sonra "Kızım galiba üşütmüşsün. Lavaboya gitmek ister misin" dedim. "Yoo! Hasta değilim ben" dedi. Hasta olduğunu kabul etmeyen, burnunu çektiğinden haberi olmuyor olmalı ki durmadan çekmeye devam etti. Haliyle o çektikçe tüm sınıf da çekti ders boyunca.

Sizi bilmem ama ben bu burun çekmeye ben taktım. İşin garibi, bu eylemi gerçekleştirenlere burnunu çekme de diyemiyorsun. Alınabilir endişesi taşıyorsun. Gel de çık bu işin içerisinden... Hasılı ne burnunu çekenler çeksin ne de başkası çeksin. Allah kimseye çektirmesin.

*31/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.







26 Ocak 2020 Pazar

Depremin Ardından *

Yıkıcı, öldürücü ve acımasız yönleriyle birlikte afetlerin en büyük faydası, insanlığımızı ortaya çıkarmasıdır. Bir evren yasası olan, evrenin olmazsa olmazı depremlere karşı tedbirini ve nasıl korunması gerektiğine dair önceden önlem almayanların, yapıp ettiklerini "Alın, eserinize bakın" dercesine yıkıp yerle bir eden ve öldüren depremler; deprem esnasında ve sonrasında herkesin tıraşını ortaya koyuveriyor: Kimlerin insan olduğunu, kimlerin de insanlıktan nasibini almamış ne menem varlıklar olduğunu ortaya döküveriyor.

Kıyametin küçük bir provası olan belki de bu alemin ömrünü uzatmak, geri kalan dünya yaşamının daha sağlıklı yürümesi için elzem olan ve dünyayı bir nevi rektifiye eden depremler,
Daha fazla para kazanmak hırsızla demir ve çimentodan çalan müteahhitlerin gerçek yüzünü,
Yapılan binaları doğru dürüst denetlemeyen ve kaçak binaların yapılmasına göz yuman yerel yönetimlerin yönetim anlayışını,
1948'den beri üç beş oy uğruna gecekondu evlere göz yuman ve imar barışı adı altında sayısız af getiren siyasi iktidarların zaafını ve bütçe gediklerini kapatma hırslarını,
Deprem esnasında yaptıkları paylaşımlarla ırkçılığını gösteren, PKK üzerinden Kürtlere toptancılık yapan, hükümeti zor durumda bırakmak amacıyla başka bir ildeki inşaat halindeki hastanenin fotoğrafını deprem bölgesindeki bir hastanenin fotoğrafı gibi paylaşıp sözüm ona siyaset yaptığını sanan; depremin, olduğu bölgeye göre bölgesel ırkçılık yapan, enkaz altından sağ kurtarmak amacıyla dişini tırnağına takan ve her türlü riski göze alarak zamanla yarışan arama kurtarma görevlilerini yanıltmak amacıyla, enkaz altında kaldığına dair paylaşım yapan, deprem esnasında deprem bölgesindeki insanların vergiden muaf olacaklarını ve şu ana kadar toplanan deprem paralarının nereye gittiğini sorgulayan kişilerin, nasıl bir zihniyet ve kafa yapısına sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. (Deprem parası sorulabilir. Ama bu soru, can pazarının yaşandığı bir ortamda sorulmamalı diye düşünüyorum.)

82 milyona göre küçük bir azınlığı temsil eden bu kesimin dışında depremler,
Paylaşmak için koşuşturan, yardımlaşan,  evini-barkını depremzedelere açabileceğini teklif eden, acı ve kederde bir ve beraber olan insanlarımızı; madden, manen ve bedenen gösterilen fedakarlıkları, özveriyi ve empatiyi ortaya çıkarmıştır. Yine bu depremde tüm Türkiye,
Yaptığı telefon görüşmesiyle enkaz altındaki 8 kişinin kurtulmasına sebep olan Adıyaman UMKE'den Emine Kuştepe'nin kriz yönetim tarzını izlemiştir.
Elinde hiçbir malzeme olmadan deprem bölgesine giden ve yıkılan binalara koşan, enkazın altından duyduğu ve dilini bilmediği sese kulak veren, toprağı tırnaklarıyla kazıyarak enkazdan karı ve kocayı çıkartan yabancı uyruklu Mahmut'un, gönüllü çalışmasını televizyonlar vasıtasıyla görmüştür.

Örneklerini vermeye çalıştığım gibi deprem, denizdeki katre kadar içimizdeki art niyetlileri ortaya çıkarırken büyük çoğunluğun içindeki insanlığı ortaya çıkarmıştır. Kötü ve hasta ruhlu olanları Allah bildiği gibi yapsın. Zira onlar iflah olmayacak derecede hastadır. Depremin olduğu ilk andan itibaren çorbada tuzum olsun misali çalışan, çabalayan, koşuşturan, deprem bölgesindeki insanların acısını derinden hisseden herkesten Allah razı olsun.

*29/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.