26 Ocak 2020 Pazar

Depremin Ardından *

Yıkıcı, öldürücü ve acımasız yönleriyle birlikte afetlerin en büyük faydası, insanlığımızı ortaya çıkarmasıdır. Bir evren yasası olan, evrenin olmazsa olmazı depremlere karşı tedbirini ve nasıl korunması gerektiğine dair önceden önlem almayanların, yapıp ettiklerini "Alın, eserinize bakın" dercesine yıkıp yerle bir eden ve öldüren depremler; deprem esnasında ve sonrasında herkesin tıraşını ortaya koyuveriyor: Kimlerin insan olduğunu, kimlerin de insanlıktan nasibini almamış ne menem varlıklar olduğunu ortaya döküveriyor.

Kıyametin küçük bir provası olan belki de bu alemin ömrünü uzatmak, geri kalan dünya yaşamının daha sağlıklı yürümesi için elzem olan ve dünyayı bir nevi rektifiye eden depremler,
Daha fazla para kazanmak hırsızla demir ve çimentodan çalan müteahhitlerin gerçek yüzünü,
Yapılan binaları doğru dürüst denetlemeyen ve kaçak binaların yapılmasına göz yuman yerel yönetimlerin yönetim anlayışını,
1948'den beri üç beş oy uğruna gecekondu evlere göz yuman ve imar barışı adı altında sayısız af getiren siyasi iktidarların zaafını ve bütçe gediklerini kapatma hırslarını,
Deprem esnasında yaptıkları paylaşımlarla ırkçılığını gösteren, PKK üzerinden Kürtlere toptancılık yapan, hükümeti zor durumda bırakmak amacıyla başka bir ildeki inşaat halindeki hastanenin fotoğrafını deprem bölgesindeki bir hastanenin fotoğrafı gibi paylaşıp sözüm ona siyaset yaptığını sanan; depremin, olduğu bölgeye göre bölgesel ırkçılık yapan, enkaz altından sağ kurtarmak amacıyla dişini tırnağına takan ve her türlü riski göze alarak zamanla yarışan arama kurtarma görevlilerini yanıltmak amacıyla, enkaz altında kaldığına dair paylaşım yapan, deprem esnasında deprem bölgesindeki insanların vergiden muaf olacaklarını ve şu ana kadar toplanan deprem paralarının nereye gittiğini sorgulayan kişilerin, nasıl bir zihniyet ve kafa yapısına sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. (Deprem parası sorulabilir. Ama bu soru, can pazarının yaşandığı bir ortamda sorulmamalı diye düşünüyorum.)

82 milyona göre küçük bir azınlığı temsil eden bu kesimin dışında depremler,
Paylaşmak için koşuşturan, yardımlaşan,  evini-barkını depremzedelere açabileceğini teklif eden, acı ve kederde bir ve beraber olan insanlarımızı; madden, manen ve bedenen gösterilen fedakarlıkları, özveriyi ve empatiyi ortaya çıkarmıştır. Yine bu depremde tüm Türkiye,
Yaptığı telefon görüşmesiyle enkaz altındaki 8 kişinin kurtulmasına sebep olan Adıyaman UMKE'den Emine Kuştepe'nin kriz yönetim tarzını izlemiştir.
Elinde hiçbir malzeme olmadan deprem bölgesine giden ve yıkılan binalara koşan, enkazın altından duyduğu ve dilini bilmediği sese kulak veren, toprağı tırnaklarıyla kazıyarak enkazdan karı ve kocayı çıkartan yabancı uyruklu Mahmut'un, gönüllü çalışmasını televizyonlar vasıtasıyla görmüştür.

Örneklerini vermeye çalıştığım gibi deprem, denizdeki katre kadar içimizdeki art niyetlileri ortaya çıkarırken büyük çoğunluğun içindeki insanlığı ortaya çıkarmıştır. Kötü ve hasta ruhlu olanları Allah bildiği gibi yapsın. Zira onlar iflah olmayacak derecede hastadır. Depremin olduğu ilk andan itibaren çorbada tuzum olsun misali çalışan, çabalayan, koşuşturan, deprem bölgesindeki insanların acısını derinden hisseden herkesten Allah razı olsun.

*29/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Payitaht "Abdülhamit" ***


TRT1 kanalında cuma akşamları yayımlanan Payitaht "Abdülhamit" dizisini bugünlerde fırsat buldukça izlemeye çalışıyorum. Dizi, ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmiyorum ama ümit ediyorum tarihi gerçekleri yansıtmaz. 

Dizi, adı üzerinde Abdülhamit üzerine kurgulanmış. Yurtdışı ve ülke sorunlarını çözmede hiçbir paşanın esamisi okunmuyor. Her bir soruna padişah koşuyor. Etrafında kendisine yardımcı olmak üzere görev verdiği ne kadar paşa varsa hepsi birer zayıf halka: Daha önce muhalifler arasında yer almış kız kardeşinin kocası olan paşa enişte, ciddiyetten ve düşünce üretmekten uzak pastırma hastası bir tip. Bu damat paşanın elinde güç olsa üç beş kilo pastırmaya ülkeyi satar. Diğer paşaların çoğunun, düşmanları tarafından bilinen yumuşak karnı var. Kendisine bir masa verilmiş oğlu muhalif, yeğeni Abdülhamit'i tahttan indirmek isteyen ve Osmanlı'yı yıkmak isteyen hainlerle işbirliği halinde. Kardeşi paşa hakeza düşmanlara bilgi sızdıran ve ikili oynayan bir tiptir. Bir diğer paşa yeğen, sarayın içine kadar sızmış, başkası adına çalışan biriyle evleniyor.

Dış devletlerin "Hasta Adam" dediği Osmanlı'nın iç ve dış düşmanları, sarayın içinde cirit atıyor. Abdülhamit aile sorunlarını gidermek için mi uğraşsın? İstanbul'un her bir köşesinde köşe başlarını kapmış ve gündemi belirleyen, padişahtan görünen hainlerle mi mücadele etsin ya da Osmanlı' ya son vuruşu yapmak için iştah kabartan sömürgeci devletlerle mi uğraşsın? Ekonomisi zayıf olan, borçlu bir devletin başında ülkeye mi hizmet etsin?

Dizide gördüğüm; tüm sorunlarla uğraşan, hainleri dahi sorgulayan, düşman ve hainlerin planlarını boşa çıkarmak için fikir üreten ve hamle yapan, tren güzergahını belirlemeye varıncaya kadar  plan üzerinde çalışan, ekibi sakat bir Abdülhamit var. Merak ettiğim, Abdülhamit 33 yıl ülkeyi tek başına böyle mi yönetti? Eğer dizide anlatıldığı gibiyse bu devlet 33 yıl iyi ayakta kalmış. Kendisinden önceki diğer padişahlar da ülkeyi böyle tek başına yönettilerse Osmanlı, 600 yıl üç kıtada iyi at koşturmuş. Çünkü içeride, özellikle ekibi arasında düşmana çalışan, içeriden dışarıya bilgi sızdıran hiçbir devlet bu kadar uzun ömürlü olamaz.

Tek kişiyle herkese meydan okuyan bir figür rolüyle, Abdülhamit'in bir deha olduğu imajı verilmeye çalışılıyor, senaryo bunun üzerine kurgulanıyor ve günümüze dair bir pay ve haklılık çıkarılmak isteniyorsa böylesi tek başına yönetimler ya hiç olmamıştır ya da kalmamıştır. Ortak aklın hakim olmadığı, ekibinin hainlerden müteşekkil olduğu, her işe bir kişinin koştuğu, sorumluluğun paylaşılmadığı ve yetkilerin verilmediği bir yönetim tarzında hiçbir deha, bu yönetimin altından kalkamaz. Her şeyden önce vücudu buna yenik düşer. Bir yerde iyi bir hamle yaparken diğer taraflarda hata üstüne hata yapar.

Yine dizide gördüğüm, padişah bir suikasta kurban gitse veya vefat etse bayrağı devralacak ve ülkeyi yönetecek, ön plana çıkmış liderlik potansiyeli taşıyan ikinci bir figür yok. Kişiye endeksli, tipik bir Doğu yönetim tarzı… Günümüz siyasi parti yapılanmasına ne kadar da benziyor. Padişah veya siyasi parti liderinden sonrası tufan... Tek kişi üzerine kurgulanan yönetim tarzından, ekip ve kurum kültürünün ortaya çıktığı yönetim tarzı idealimiz olmalı diye düşünüyorum.

***03/02/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Tepki Çeken ve Duygulandıran Deprem Mesajları ***

Bu yazımda merkez üssü Sivrice olan 6,8 şiddetindeki Elazığ depremi olduğu andan itibaren sosyal medyada paylaşılan mesajların bir kısmına yer vereceğim. Paylaşımlarda göreceğiniz gibi depreme sevinen, tiye alan ve kin kusan sözüm ona insanımız olduğu gibi elindeki imkanları depremzedelere sunmaya hazır büyük bir kitle var. Türkiye’de kimlerle beraber yaşadığımızı bilelim istedim.  Önce tepki çeken paylaşımlar:

"Hiç umurumda değil. Çoğu Kürt zaten. Yardım göndermeyin. Hepsi PKK'ya destek veriyor. Şehitlerimizin kanı yerde kalmıyor işte." (Kürt kadar başına taş düşsün emi!)

"Kürde bak. Çok felaket sallanıyor. ...Kürdü" (Kafatasçı bir tipin hezeyanı. Buna hasta ruhlu da diyebiliriz.)

"Enkaz altındayım. Durumum iyi ama sesim duyulmuyor. Herhalde telefon çekmiyor." (Bu paylaşımı yapan enkazın altında kalmış biri değil. Sosyal medyada keyif çatan, arama-kurtarma ekibini uğraştıran ve onlara vakit kaybettiren benmerkezci bir tip)

"Biz her şeyimizi verelim o ayrı, ama neden hala deprem anı ilk akla gelen para toplamak? Onca toplanan deprem vergisine ne oldu?" Aynı kişiden bir başka paylaşım: "Hop güncelleme 6.5... Biliyorsunuz bir dereceden sonra o ilde vergi filan depremden dolayı muafiyet alıyor." (Sözüm ona bir sanatçının paylaşımı. Şeffaflık adına deprem vergisi sorgulansın ama bu, can pazarının yaşandığı deprem esnasında olmamalı değil mi?)

"Elazığ Tr'nin en bağnaz, en cahil, en paranoyak, cinsel saplantılı, maddi ve manevi tecavüz kültürü gelişkin kentidir. Gasp edilmiş emlak üzerine kuruludur, inkar edilmiş kimliklerden örülü bir hapishanedir. İdolü Mehmet Ağar'dır. Çocuklara yazık tabii, onlar suçsuz." (Bölgesel ırkçılığı tüm benliğiyle yaşayan, bölgesinden dolayı insanlara kin kusan bir diğer hasta tipin hezeyanıdır.)

İçimizi karartan, ne oluyoruz, bunlar da kim diyebileceğimiz bu kadar paylaşımdan sonra yardımseverliği en üst seviyede ifade eden ve iyi ki varsınız dedirten, içimizi açan, duygulandıran evini ve gönlünü açan paylaşımlara bakalım:

“İki ailenin kalabileceği kadar dayalı döşeli evimiz var. Deprem bölgesinden geleceklere kapımız açıktır.”

“Diyarbakır’da bir ailenin kalabileceği kadar dayalı, döşeli bir evimiz var. Deprem bölgesinden gelenlere kapımız açıktır.”

“Erzincan’dayım. Boşta bir evim var. İki aile rahatça sığabilir. Buradan iletişim kurabilirsiniz.”

“Memleketim Erzincan’da boş durumda. Eşyalı ve oturmaya hazır durumda 5 konutumuz Elazığlı depremzedelerimizin emrindedir. Yaklaşık 10 ailemizi, istedikleri kadar ağırlamak bizim için onurdur. 92 Erzincan depremzedesi bir aile olarak emrinizdeyiz. DM kutum açıktır.”
“Biz iki kardeş farklı şehirlerde yaşamaktayız. Samsun’da eşyalı bir evimiz var. Elazığ’da oluşan deprem sebebiyle evini kaybetmiş çocuklu bir aile, 1 sene boyunca evimizde kalabilir.”

“Eskişehir Sivrihisar ilçesinde 3+1 kısmen eşyalı, boş bir dairem var. Çocuklu bir aile çok rahat kalabilir. İhtiyaç duyulan eşyaları tamamlayarak istedikleri kadar misafir edebilirim.”

“Elazığ’daki depreme çok üzüldük. Bizleri sarsıntısı bile çok korkuttu. Siz ise yıkım yaşamışsınız. Canınız yanarsa canımız yanar. Keşke orada olup sizlere kendi ellerimizle yardım edebilsek, o zaman belki içimiz daha rahat ederdi. Ama havalar soğuk diye hem battaniye koyduk hem de kardeşliğimizle içiniz ısınsın diye bunu yazmak istedim. Umarım kaybolmaz ve okursunuz. Bizi yanınızda hissedin. Allah sizi çok korusun. Ordu’dan sizler için dua ediyoruz.”

İçimizi karartan kişilerin sayısı bereket bu ülkede azınlıkta. Sadece mide bulandırıyorlar. Ülkenin her bir köşesinde “Ben ne yapabilirim” düşüncesine sahip büyük çoğunluk milyonlarımız var. İyi ki varlar!

***28/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.