26 Ocak 2020 Pazar

Payitaht "Abdülhamit" ***


TRT1 kanalında cuma akşamları yayımlanan Payitaht "Abdülhamit" dizisini bugünlerde fırsat buldukça izlemeye çalışıyorum. Dizi, ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmiyorum ama ümit ediyorum tarihi gerçekleri yansıtmaz. 

Dizi, adı üzerinde Abdülhamit üzerine kurgulanmış. Yurtdışı ve ülke sorunlarını çözmede hiçbir paşanın esamisi okunmuyor. Her bir soruna padişah koşuyor. Etrafında kendisine yardımcı olmak üzere görev verdiği ne kadar paşa varsa hepsi birer zayıf halka: Daha önce muhalifler arasında yer almış kız kardeşinin kocası olan paşa enişte, ciddiyetten ve düşünce üretmekten uzak pastırma hastası bir tip. Bu damat paşanın elinde güç olsa üç beş kilo pastırmaya ülkeyi satar. Diğer paşaların çoğunun, düşmanları tarafından bilinen yumuşak karnı var. Kendisine bir masa verilmiş oğlu muhalif, yeğeni Abdülhamit'i tahttan indirmek isteyen ve Osmanlı'yı yıkmak isteyen hainlerle işbirliği halinde. Kardeşi paşa hakeza düşmanlara bilgi sızdıran ve ikili oynayan bir tiptir. Bir diğer paşa yeğen, sarayın içine kadar sızmış, başkası adına çalışan biriyle evleniyor.

Dış devletlerin "Hasta Adam" dediği Osmanlı'nın iç ve dış düşmanları, sarayın içinde cirit atıyor. Abdülhamit aile sorunlarını gidermek için mi uğraşsın? İstanbul'un her bir köşesinde köşe başlarını kapmış ve gündemi belirleyen, padişahtan görünen hainlerle mi mücadele etsin ya da Osmanlı' ya son vuruşu yapmak için iştah kabartan sömürgeci devletlerle mi uğraşsın? Ekonomisi zayıf olan, borçlu bir devletin başında ülkeye mi hizmet etsin?

Dizide gördüğüm; tüm sorunlarla uğraşan, hainleri dahi sorgulayan, düşman ve hainlerin planlarını boşa çıkarmak için fikir üreten ve hamle yapan, tren güzergahını belirlemeye varıncaya kadar  plan üzerinde çalışan, ekibi sakat bir Abdülhamit var. Merak ettiğim, Abdülhamit 33 yıl ülkeyi tek başına böyle mi yönetti? Eğer dizide anlatıldığı gibiyse bu devlet 33 yıl iyi ayakta kalmış. Kendisinden önceki diğer padişahlar da ülkeyi böyle tek başına yönettilerse Osmanlı, 600 yıl üç kıtada iyi at koşturmuş. Çünkü içeride, özellikle ekibi arasında düşmana çalışan, içeriden dışarıya bilgi sızdıran hiçbir devlet bu kadar uzun ömürlü olamaz.

Tek kişiyle herkese meydan okuyan bir figür rolüyle, Abdülhamit'in bir deha olduğu imajı verilmeye çalışılıyor, senaryo bunun üzerine kurgulanıyor ve günümüze dair bir pay ve haklılık çıkarılmak isteniyorsa böylesi tek başına yönetimler ya hiç olmamıştır ya da kalmamıştır. Ortak aklın hakim olmadığı, ekibinin hainlerden müteşekkil olduğu, her işe bir kişinin koştuğu, sorumluluğun paylaşılmadığı ve yetkilerin verilmediği bir yönetim tarzında hiçbir deha, bu yönetimin altından kalkamaz. Her şeyden önce vücudu buna yenik düşer. Bir yerde iyi bir hamle yaparken diğer taraflarda hata üstüne hata yapar.

Yine dizide gördüğüm, padişah bir suikasta kurban gitse veya vefat etse bayrağı devralacak ve ülkeyi yönetecek, ön plana çıkmış liderlik potansiyeli taşıyan ikinci bir figür yok. Kişiye endeksli, tipik bir Doğu yönetim tarzı… Günümüz siyasi parti yapılanmasına ne kadar da benziyor. Padişah veya siyasi parti liderinden sonrası tufan... Tek kişi üzerine kurgulanan yönetim tarzından, ekip ve kurum kültürünün ortaya çıktığı yönetim tarzı idealimiz olmalı diye düşünüyorum.

***03/02/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Tepki Çeken ve Duygulandıran Deprem Mesajları ***

Bu yazımda merkez üssü Sivrice olan 6,8 şiddetindeki Elazığ depremi olduğu andan itibaren sosyal medyada paylaşılan mesajların bir kısmına yer vereceğim. Paylaşımlarda göreceğiniz gibi depreme sevinen, tiye alan ve kin kusan sözüm ona insanımız olduğu gibi elindeki imkanları depremzedelere sunmaya hazır büyük bir kitle var. Türkiye’de kimlerle beraber yaşadığımızı bilelim istedim.  Önce tepki çeken paylaşımlar:

"Hiç umurumda değil. Çoğu Kürt zaten. Yardım göndermeyin. Hepsi PKK'ya destek veriyor. Şehitlerimizin kanı yerde kalmıyor işte." (Kürt kadar başına taş düşsün emi!)

"Kürde bak. Çok felaket sallanıyor. ...Kürdü" (Kafatasçı bir tipin hezeyanı. Buna hasta ruhlu da diyebiliriz.)

"Enkaz altındayım. Durumum iyi ama sesim duyulmuyor. Herhalde telefon çekmiyor." (Bu paylaşımı yapan enkazın altında kalmış biri değil. Sosyal medyada keyif çatan, arama-kurtarma ekibini uğraştıran ve onlara vakit kaybettiren benmerkezci bir tip)

"Biz her şeyimizi verelim o ayrı, ama neden hala deprem anı ilk akla gelen para toplamak? Onca toplanan deprem vergisine ne oldu?" Aynı kişiden bir başka paylaşım: "Hop güncelleme 6.5... Biliyorsunuz bir dereceden sonra o ilde vergi filan depremden dolayı muafiyet alıyor." (Sözüm ona bir sanatçının paylaşımı. Şeffaflık adına deprem vergisi sorgulansın ama bu, can pazarının yaşandığı deprem esnasında olmamalı değil mi?)

"Elazığ Tr'nin en bağnaz, en cahil, en paranoyak, cinsel saplantılı, maddi ve manevi tecavüz kültürü gelişkin kentidir. Gasp edilmiş emlak üzerine kuruludur, inkar edilmiş kimliklerden örülü bir hapishanedir. İdolü Mehmet Ağar'dır. Çocuklara yazık tabii, onlar suçsuz." (Bölgesel ırkçılığı tüm benliğiyle yaşayan, bölgesinden dolayı insanlara kin kusan bir diğer hasta tipin hezeyanıdır.)

İçimizi karartan, ne oluyoruz, bunlar da kim diyebileceğimiz bu kadar paylaşımdan sonra yardımseverliği en üst seviyede ifade eden ve iyi ki varsınız dedirten, içimizi açan, duygulandıran evini ve gönlünü açan paylaşımlara bakalım:

“İki ailenin kalabileceği kadar dayalı döşeli evimiz var. Deprem bölgesinden geleceklere kapımız açıktır.”

“Diyarbakır’da bir ailenin kalabileceği kadar dayalı, döşeli bir evimiz var. Deprem bölgesinden gelenlere kapımız açıktır.”

“Erzincan’dayım. Boşta bir evim var. İki aile rahatça sığabilir. Buradan iletişim kurabilirsiniz.”

“Memleketim Erzincan’da boş durumda. Eşyalı ve oturmaya hazır durumda 5 konutumuz Elazığlı depremzedelerimizin emrindedir. Yaklaşık 10 ailemizi, istedikleri kadar ağırlamak bizim için onurdur. 92 Erzincan depremzedesi bir aile olarak emrinizdeyiz. DM kutum açıktır.”
“Biz iki kardeş farklı şehirlerde yaşamaktayız. Samsun’da eşyalı bir evimiz var. Elazığ’da oluşan deprem sebebiyle evini kaybetmiş çocuklu bir aile, 1 sene boyunca evimizde kalabilir.”

“Eskişehir Sivrihisar ilçesinde 3+1 kısmen eşyalı, boş bir dairem var. Çocuklu bir aile çok rahat kalabilir. İhtiyaç duyulan eşyaları tamamlayarak istedikleri kadar misafir edebilirim.”

“Elazığ’daki depreme çok üzüldük. Bizleri sarsıntısı bile çok korkuttu. Siz ise yıkım yaşamışsınız. Canınız yanarsa canımız yanar. Keşke orada olup sizlere kendi ellerimizle yardım edebilsek, o zaman belki içimiz daha rahat ederdi. Ama havalar soğuk diye hem battaniye koyduk hem de kardeşliğimizle içiniz ısınsın diye bunu yazmak istedim. Umarım kaybolmaz ve okursunuz. Bizi yanınızda hissedin. Allah sizi çok korusun. Ordu’dan sizler için dua ediyoruz.”

İçimizi karartan kişilerin sayısı bereket bu ülkede azınlıkta. Sadece mide bulandırıyorlar. Ülkenin her bir köşesinde “Ben ne yapabilirim” düşüncesine sahip büyük çoğunluk milyonlarımız var. İyi ki varlar!

***28/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

25 Ocak 2020 Cumartesi

Dürüstlük Sınavında İslam Dünyası

Bilim ve teknolojide İslam dünyasının geride kaldığı; başkalarının ürettiği ve icat ettiğini kullanan, çalışmayı sevmeyen, rahatına düşkün insan topluluklarından oluştuğu hepimizin malumudur. Bu durumumuzdan geçtim. Zira bugün çalışmaya ve üretmeye kalksak dünyayı yakalamamız mümkün değil. Zira üretme gibi bir derdimiz ve bunu sorun ettiğimiz de yok zaten. Bu, Allah'ın bir kaderi olmasa da biz bu durumu kader belleyip yolumuza devam ediyoruz. Yolumuza devam ederken kendimizi sorgulayacağımız, haddimizi bileceğimiz ve bu durumdan utanç duyacağımız yerde dürüstlükten, çokbilmişlikten, başkasına akıl vermekten ve kendimizden başka kimseyi beğenmemekten de geri kalmıyoruz.

Ne mi yapıyoruz? Eforumuzu birbirimizi yiyerek bitiriyoruz. Başkası dünyayı bitirip Aya, Marsa çıkıp buralarda yaşanabilir mi üzerine kafa yorarken biz, hadisleri tartışıyoruz. Kimimiz silip atıyor, kimimiz de hadis kitaplarında yer bulmuş her sözü, her haberi sahipleniyor. Sünnetle hadisi birbirine karıştırarak birbirimizi hadis düşmanı veya gelenekçi ilan ediyoruz. Tarikat var mı, yok mu tartışması yapıyoruz. Mehdi gelecek/gelmeyecek üzerine kafa yoruyoruz. Kılık-kıyafet tartışması bizden ayrılmaz bir parça zaten.

Nedense tartışmalarımız arasında ahlak tartışmasına yer yok. Mesela dürüstlüğümüzü masaya yatırmayız. Deprem olur, binalarımız niçin yıkılır, enkaz altında niçin insanımız kalır, bunda bizim payımız yok mu? Ne yapmamız gerekirdi ki yapmadık, malzemeden çalarak ucuza mal ettik, deprem yönetmeliğine göre binalarımızı niçin sağlamlaştırmadık demeyiz. Vatandaş malzemeden kaçırarak binasını yapıyor veya yaptırıyor. Devlet  de 1948'den bu yana kaçak binaları resmiyete dönüştürmek ve bu vesileyle vatandaştan üç-beş kuruş gelir elde etmek için 22 defa imar affı çıkarıyor. Devlete, "Bu binalar kaçak yapılırken sen ne yapıyordun? Şimdi niçin af yolunu seçiyorsun demiyoruz. Biz devletten beteriz, devlet ise bizden besbeter. 

İmal ettiğimiz ürünlerde kalıbımızı konuştururuz ama kalitemizi konuşturmayız. Alaverelerimiz, dalavere üzerine kurulu. Aynı marka ürünün satışında, serbest piyasa ekonomisinden anladığımız, o ürünü tutturabildiğimiz fiyata satmaktır. Fiyatı yüksek tutup pazarlık yapmaktır. Adına da peygamber pazarlığı deriz. Bir şey alacağımızda bu yüzden dükkan dükkan gezerek piyasa araştırması yaparız.

Verdiğim bir iki örnekten çıkarabileceğimiz, dürüstlükten yoksun olduğumuza verebileceğimiz en güzel iki örnektir. Hiçbir şey olamasa da İslam dünyası pekala dürüst olabilir veya dürüst kalabilirdi. Belki dürüst olamadık ama dürüstlüğü kimseye vermedik. Hep dürüst geçindik. Sorarım size: Dürüstlükte sınıf geçemeyen bir İslam dünyası, bu dünyada iflah olur mu? Dünyada dürüst olmayanı ahirette nasıl bir akıbet bekler?

Not: Merkez üssü Elazığ, Sivrice olan 6,8 şiddetindeki deprem dolayısıyla bu yazıyı kaleme aldım. Bu vesileyle depremde vefat eden 35 insanımıza Allah’tan rahmet, 1607 yaralımıza acil şifalar; artçı depremlerin devam etmesi dolayısıyla bu kışta evine giremeyen ve çadırda yaşam mücadelesi veren insanımıza sabırlar ve kolaylıklar diliyorum. Allah beterinden korusun.