25 Ocak 2020 Cumartesi

Dürüstlük Sınavında İslam Dünyası


Bilim ve teknolojide İslam dünyasının geride kaldığı; başkalarının ürettiği ve icat ettiğini kullanan, çalışmayı sevmeyen, rahatına düşkün insan topluluklarından oluştuğu hepimizin malumudur. Bu durumumuzdan geçtim. Zira bugün çalışmaya ve üretmeye kalksak dünyayı yakalamamız mümkün değil. Zira üretme gibi bir derdimiz ve bunu sorun ettiğimiz de yok zaten. Bu, Allah'ın bir kaderi olmasa da biz bu durumu kader belleyip yolumuza devam ediyoruz. Yolumuza devam ederken kendimizi sorgulayacağımız, haddimizi bileceğimiz ve bu durumdan utanç duyacağımız yerde dürüstlükten, çokbilmişlikten, başkasına akıl vermekten ve kendimizden başka kimseyi beğenmemekten de geri kalmıyoruz.

Ne mi yapıyoruz? Eforumuzu birbirimizi yiyerek bitiriyoruz. Başkası dünyayı bitirip Aya, Marsa çıkıp buralarda yaşanabilir mi üzerine kafa yorarken biz, hadisleri tartışıyoruz. Kimimiz silip atıyor, kimimiz de hadis kitaplarında yer bulmuş her sözü, her haberi sahipleniyor. Sünnetle hadisi birbirine karıştırarak birbirimizi hadis düşmanı veya gelenekçi ilan ediyoruz. Tarikat var mı, yok mu tartışması yapıyoruz. Mehdi gelecek/gelmeyecek üzerine kafa yoruyoruz. Kılık-kıyafet tartışması bizden ayrılmaz bir parça zaten.

Nedense tartışmalarımız arasında ahlak tartışmasına yer yok. Mesela dürüstlüğümüzü masaya yatırmayız. Deprem olur, binalarımız niçin yıkılır, enkaz altında niçin insanımız kalır, bunda bizim payımız yok mu? Ne yapmamız gerekirdi ki yapmadık, malzemeden çalarak ucuza mal ettik, deprem yönetmeliğine göre binalarımızı niçin sağlamlaştırmadık demeyiz. Vatandaş malzemeden kaçırarak binasını yapıyor veya yaptırıyor. Devlet  de 1948'den bu yana kaçak binaları resmiyete dönüştürmek ve bu vesileyle vatandaştan üç-beş kuruş gelir elde etmek için 22 defa imar affı çıkarıyor. Devlete, "Bu binalar kaçak yapılırken sen ne yapıyordun? Şimdi niçin af yolunu seçiyorsun demiyoruz. Biz devletten beteriz, devlet ise bizden besbeter. 

İmal ettiğimiz ürünlerde kalıbımızı konuştururuz ama kalitemizi konuşturmayız. Alaverelerimiz, dalavere üzerine kurulu. Aynı marka ürünün satışında, serbest piyasa ekonomisinden anladığımız, o ürünü tutturabildiğimiz fiyata satmaktır. Fiyatı yüksek tutup pazarlık yapmaktır. Adına da peygamber pazarlığı deriz. Bir şey alacağımızda bu yüzden dükkan dükkan gezerek piyasa araştırması yaparız.

Verdiğim bir iki örnekten çıkarabileceğimiz, dürüstlükten yoksun olduğumuza verebileceğimiz en güzel iki örnektir. Hiçbir şey olamasa da İslam dünyası pekala dürüst olabilir veya dürüst kalabilirdi. Belki dürüst olamadık ama dürüstlüğü kimseye vermedik. Hep dürüst geçindik. Sorarım size: Dürüstlükte sınıf geçemeyen bir İslam dünyası, bu dünyada iflah olur mu? Dünyada dürüst olmayanı ahirette nasıl bir akıbet bekler?

Not: Merkez üssü Elazığ, Sivrice olan 6,8 şiddetindeki deprem dolayısıyla bu yazıyı kaleme aldım. Bu vesileyle depremde vefat eden 35 insanımıza Allah’tan rahmet, 1607 yaralımıza acil şifalar; artçı depremlerin devam etmesi dolayısıyla bu kışta evine giremeyen ve çadırda yaşam mücadelesi veren insanımıza sabırlar ve kolaylıklar diliyorum. Allah beterinden korusun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder