9 Eylül 2019 Pazartesi

Bir Çıkış Yolu Arıyor isek... *

*Beklentilerimizi en aza indirger isek,
*Kendimize çok büyük hedefler koymaz isek,
*Herkesi kendimiz gibi bilir, "Ben işimi nasıl yapıyorsam, karşımda ki de aynı şekildedir" diyor isek,
*Kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmaz isek,
*Sonunda yapabileceğim ve evime helalinden götürebileceğim bir iş ister, masa başı bir iş istemez isek,
*Toplum bana değil, ben topluma hizmet edeceğim; ama aşağıda ama yukarıda. Önemli olan almak değil, vermek der isek,
*Olmamız ve yapmamız gerekenin en iyisini yapmam gerek deyip işimizi, gücümüzü savsaklamaz isek,
*Başıma gelen her şeyin kendi yapıp ettiğimizin bir sonucu olduğuna inanır; başkasını değil, kendimizi sorgular isek,
*Hiçbir şeyin fanatiği olmaz, insanlara ön yargılı bakmaz isek,
*Eleştirilerimizi yapıcı yapar isek,
*Benim doğrularım kadar başkalarının da doğruları vardır der isek,
*İnsanları olduğu gibi kabul edip kendimiz de olduğumuz gibi görünür isek,
*İnandığımız değerleri pratiğe geçirebilir isek,
*Ele talkın verir iken kendimiz salkımı yemez isek,
*Her hayırdan bir şer, her şerden bir hayır olabileceğini hesaba katar isek,
*İstediğimiz bir şeyi elde etmek için gereken çabayı sarf ettikten sonra ötesini tevekkül edebilir isek,
*Hayata karamsar bakmaz isek,
*İnsanların hatalarını affedebilir, insanlara merhamet edebilir isek,
*İnsanları düşman bilmez, onlara kin gütmez isek,
*İyilikleri kayaya, kötülükleri kuma yazar isek,
*Adaleti insanlardan beklemez, isyanlara oynamaz isek,
*Karşı tarafı anlamak için dinleyebilir isek,
*Kendimizi mükemmel görmez, her şeyin en iyisine layığım demez isek,
*İletişimi kesmez isek,
*Başkalarından beklediğimiz saygı ve sevgiyi başkalarına önce biz gösterir isek,
*Doğru bildiğimiz yolda kınayanın kınamasına aldırmaz isek,
*Herkesin iyiliğini ister isek,
*İnsanların çiğ süt emdiğini kabul eder isek,
*Almaktan ziyade vermekten zevk alır isek,
*Adım attığımız, iz bıraktığımız her yerde kubbede bir seda bırakabilir isek,
*Kibir ve nefsimizin esiri olmaz isek,
*Münacatlarımızı Yaradan'a iletir, yardımı sadece ondan ister isek,
*Gözümüzü çok yukarılara dikmez, mütevazılığı elden bırakmaz isek,
*Aza kanaat getirip şükretmeyi bilir, az ile mutlu olabiliyor isek,
*Ayağımızı yorganımıza göre uzatır isek,
*Hayatın her alanında haddimizi bilir isek...

Aradığımız çıkış yolu, ayağımızın altına halı serer.

20/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



Zilsiz/Dilsiz Okul ***

Konya İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Seyit Ali Büyük'ün başlattığı proje ile 05.04.2019 tarihinden itibaren Konya'daki okullarda zilsiz okul projesi uygulamaya kondu. Bazı okullar projeyi hemen uyguladı. Bazıları kah çaldı kah çalmadı, bazıları zil yerine anons yolunu seçti, bazıları da zil sesini kıstı. 2018-2019 eğitim ve öğretim yılı bu şekilde tamamlandı.

2019-2020 öğretim yılına başlarken "Zilsiz okul projesi" kapsamında okullar, eğitim ve öğretimini zilsiz açtı. Proje ile öğrencilerin;
●zamanı daha dikkatli kullanmaları,
●sorumluluk bilinci kazanmaları,
●güven duygularını yükseltmeleri hedeflenmektedir. Ayrıca bu uygulama ile
●özellikle hastalar, yaşlılar ve çocuklar başta olmak üzere çevreye rahatsızlık vermeme amaçlanmaktadır.

Gül bahçesi dikensiz olmazsa zilsiz okul projesinin uygulanma aşamasında da birtakım zorluklar olacaktır. Her şeyden önce zile alışan bizler zillerin susmasına alışabilecek miyiz? Çünkü okul denince zil akla gelir. Zilsiz okul dilsiz okul demektir. İki taraflıdır zil. Hem üzer, hem de sevindirir. Çalan zil ders zili olunca of, yine mi ders dedirtir. Aynı zil teneffüs zili olunca oh, dünya varmış dedirtir. Hayat da böyle değil mi? Hep üzmez, hep sevindirmez. Bazen üzer, sonra sevindirir ya da tersi. Haydi buna alıştık diyelim. Öğrenciler nasıl alışacak buna? Malumunuz yeni neslin çoğu koluna saat takmıyor. Saat ihtiyacını cep telefonuna bakarak gideriyor. Okullarda öğrencinin cep telefonu kullanması veya açması yasak olunca ve de giriş ve çıkış zilleri de çalmayacaksa, okul yönetimleri de her yere saat asamayacağına göre özellikle öğrencinin derse girişi bir mesele olacak. Buyurun size işte bir cenaze! Kim kaldıracak bu cenazeyi? Nöbetçi öğretmenler sağ olsun! Okulun bahçesi büyükse, bahçe bir baştan bir başa oyuna dalmış öğrenci ile dolmuş ise nöbetçi öğretmen “Haydi çocuklar, ders zamanı” sesini öğrenciye duyursun da göreyim. Bu uygulama ile okullara zil satışları bıçak gibi kesilse de öyle zannediyorum, düdük satışlarında bir patlama olur. Çünkü sesini duyurabilmek için her bir öğretmen düdük almak zorunda kalır.

Nöbetinde öğrencileri derse zamanında göndermek için düdük öttüren öğretmenleri bir tehlike daha bekleyebilir. Çevreye duyarlılık amacıyla kaldırılan zilin yerine alternatif olarak kullanılacak düdüğün sesinden mahalleli rahatsız olur da, bu durumu Sayın Milli Eğitim Müdürüne “Sayın müdürüm! Zil belli aralıklarla bir defa çalıyordu. Alışmıştık. Bu düdükler bir teneffüste çok ötüyor. Bunlar da bizi rahatsız ediyor, o zaman biz ne anladık bu işten” derlerse öyle zannediyorum zilsiz okul projesinden sonra düdüksüz okul projesi de yolda demektir.

Düdük alıp öttürmek istemeyen öğretmen “Ben ne yapacağım, sesimi nasıl duyuracağım, zil çaldı mı diyen öğrencilerin her birine nasıl cevap yetiştireceğim” diyen öğretmen olursa ona ancak ya sabır tavsiyesinde bulunabilirim. Yok şayet sabredemezse oturup ağlayacak. Çünkü bu durumda başka çıkar yol görünmüyor. Hem ağlamak insanın içini rahatlatır.

Neyse işin yarı şaka, yarı ciddi meselesi bir tarafa…Eğitim ve öğretimin öncelikli sorunu olmasa da zilsiz okul projesi güzel, projeyle hedeflenen öğrenciye sorumluluk bilinci kazandırmak ve gürültü kirliliğine karşı duyarlılık göstermek de bir o kadar güzel. Projeden kastedilen hedeflere ulaşılırsa daha bir güzel olur. Niyet hayır görünüyor, akıbeti de hayır olur inşallah. Umarım ince düşünülmüş ve bir duyarlılığı gösteren bu proje ölü doğmaz, maksat hasıl olur… Milli Eğitimin çevreye gösterdiği bu duyarlılığı öyle zannediyorum, çevre de milli eğitimin okullarına gösterir.

***10/09/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.

8 Eylül 2019 Pazar

Su Faturaları Nereye? *

Çift haneli enflasyon ile yaşamaya başlayalı beri ister yerli üretim, ister ithal olsun, zamdan nasibini almayan ürün/mal/hizmet kalmadı. TL'nin dolar karşısında değer kaybetmesiyle birlikte benzin, doğalgaz ve mazotun pompa fiyatları değişir. Yani zam gelir. TL'nin değer kazanmaya başlamasıyla birlikte pompa fiyatlarında indirime gidilir.

Yakıtta dışa bağımlı olduğumuz için petrol fiyatlarında bindirim ve indirimi anlayabiliyorum. Anlayamadığım, belediyelerin uhdesinde olan su fiyatları. TL değer kaybetse de, değer kazansa da suyun metre küpü aylık otomatiğe bağlanmış durumda. Kullandığımız su ithal olsa, bu da ithal edilen diğer ürünler gibi zamdan nasibini alacak diyelim. Halihazırda su, bizim öz sermayemiz. İthal falan değil. O zaman su fiyatlarının otomatiğe bağlanmasının bir izahı olabilir mi? Haydi enflasyonlu hayatın bir cilvesi olarak yerli/ithal her ürüne zam gelir, su da yerli olmasına rağmen girdileri de arttı. Bundan dolayı su fiyatları da artış gösterdi diyelim. Bu mübareğin girdisi her ay değişir mi? İşin içinde değilsiniz. O yüzden işin iç yüzünü bilemezsin diyebilirsiniz. Tamam öyle olsun. Girdiler dolayısıyla su fiyatlarını artırdık. Hiç mi düşmez bu? Dövizin iniş ve çıkış seyrine göre akaryakıt fiyatları değişirken su fiyatlarındaki sürekli yukarı seyrin bir izahı olabilir mi? İnanın, anlamakta zorlanıyorum.

Belediyeci değilim. Herkes gibi bir su tüketicisiyim. Suyun maliyetini bilmesem de kullanıyorum. Gerçekten suya ödediğimiz yüklü faturalar suyun olması gereken gerçek değeri ise sözüm olmaz. Acaba belediyeler diğer masraflarını karşılamak için aylık, suya mı dokunuyor? Eğer belediyeler böyle yapıyorsa yanlış yaparlar. Belediyeler giderlerini karşılamak için başka yollar bulmak zorunda. Başka yol bulamıyorlar ise onlara söyleyeceğim, ücretsiz olarak düzenlemiş oldukları, adına hizmet dedikleri kurs vb hizmetlerden ücret almaları. Sosyal belediyecilik adına düzenlediğimiz kurslardan ücret alamayız denirse, verilen hizmetin en azından maliyeti alınabilir. Çünkü her hizmetin bir bedeli olması gerekir. Ali'nin gördüğü kursun bedeli Ahmet'ten alınmamalı diye düşünüyorum.

Su hayattır, hayatımızın vazgeçilmezidir. Olmazsa olmazımızdır. Susuz ve su kullanmadan yaşamamız mümkün değildir. Elimiz mahkum su kullanmaya. Durum bu iken her ay katmerli bir şekilde faturalara yansıyan su fiyatlarının hayatımızı zindan etmesini istemiyorum. Girdi fiyatlarına göre suya gelecek zamma evet ama fahişine el insaf, yani hayır diyorum.

*21/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.