8 Eylül 2019 Pazar

Hutbe Konularını Belirlerken *

Diyanet İşleri Başkanlığı, bünyesinde bulunan Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan hutbeleri yayımlayarak hutbede okunması için tüm camilere gönderiyor. Konu bakımından birliğin sağlanması, aşırı uçlara karşı tedbir alınması ve birinci elden doğru ve sağlıklı bilgi vermesi bakımından Diyanetin hazırlatıp onay verdiği hutbe konularını önemsiyorum. Burada okunan hutbeler ve seçilen konular üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Diyanetin tek elden okuttuğu bazı hutbeler yerinde ve yararlı olmakla beraber bazı seçtiği konular yönüyle hutbeleri bir eleştiriye tabi tutmak gerekir diye düşünüyorum. Her şeyden önce seçilen ve okutulan hutbelerin gündem belirlemesini istiyorum. Ama çoğu zaman hutbeler rutinin dışına çıkmayınca okunan hutbeler sönük kalıyor. Zaman zaman hutbeleri belirli gün ve haftaları takip ediyor diye eleştiriyorum. Bence Diyanet, günleri takip etme sevdasından vazgeçmelidir. Belirli gün ve haftaları ilgili kurum ve kuruluşlar ansın veya kutlasın. Diyanet siyasete girmeden Müslümanları ilgilendiren konu ve sorunlara öncelikli olarak yer vermelidir. Hutbeyi dinleyen Müslüman, Müslüman’ın bir konuda alması gereken tavrı öğrenmelidir. Hutbeler Müslüman’a yol gösterici bir misyon üstlenmelidir. Bir değindiği konuya zorunlu olmadıkça kolay kolay yer vermemelidir.  Hutbe illaki dini bir konu olması gerekmiyor. Müslümanları ilgilendiren her konu, hutbede yer bulabilmelidir. Bazı hutbe konuları şimdiki gibi tüm camilerde tek ve aynı hutbe olarak okunurken bazı haftalarda konu belirlemeyi Diyanet, il ve ilçe müftülüklerine bırakmalıdır. Hutbeyi il veya ilçe müftülükleri hazırlamalıdır. Çünkü hutbeler Müslümanlara bir şeyler vermeyi hedefliyor, Müslümanların sorunlarına eğilmesi gerekiyorsa bazı genel sorunlar olmakla beraber her il veya ilçenin de lokal ve kronik sorunları olabilir. Yani bazı hutbeler mahallinde, yörenin sorununu çözme amacını gütmelidir. İhtiyaç olan hutbelerin cemaat nezdinde daha dikkatli dinlenileceğini düşünüyorum.

Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması bakımından yöresel hutbe konularına bazı örnekler vermek istiyorum. (Konya'dan örnekler. Bu konular başka şehirlerimizin de sorunu olabilir)
Ben olsam  Konya'da;
1.Semt pazarlarına değinirim: Esnafın sebze ve meyvesini seçtirmemesini, çürük, çarık, ezik gibi ayıplı mal vermesini, gösterdiği ile tarttığının farklı olmasını "Aldatan bizden değildir" hadisi ışığında işlemeye çalışırım. Pazar dağıldıktan sonra esnafın tüm çöpünü satış yaptığı yere bırakıp gitmesini, görüntünün savaş alanına benzediğini, bu durumun "Temizlik imandandır" nassına uymadığını hatırlatırım.
2.Düğün sezonunda düğünlerdeki astronomik harcamalara işaret ederim. Yaptığımızın "Ev alanla, evlenene Allah yardım eder" sözüne ters olduğunu, kolaylaştırmanın dinin emri olduğunu söylerim. 
3.Düğün yemeklerindeki israfı işlerim.
4.Düğün konvoylarına ve patlayıcı madde kullanımına değinirim. Müziğin sonuna kadar açılmasını, konvoyda korna çalınmasını, konvoyu durdurup trafiğin içinde oynanmasını ele alırım.
5.Düğünlere hediye olarak götürülen kap kacak meselesinin artık demode olduğunu, yükten başka bir fayda sağlamadığını, birbirimize eziyet etmememiz gerektiğini işlerim.
6.Taziye çadırlarında yemek vermenin doğru bir hareket olmadığını, eski köye yeni âdetler getirilmemesi gerektiğini anlatırım.
7.Ölenin altını üstünü görme meselesine ölenlerimize hatim okutmak için para verilmesi gibi durumların yanlışlığına işaret ederim.
8.Öğrenci kaydı için yanlış adres göstermenin doğru olmadığına, bunun devleti kandırmak olduğunu, bir nevi yalan olduğunu, haksız rekabete sebebiyet verdiğini anlatırım.

Gördüğünüz gibi örnek olarak verdiğim konular ağırlıklı olarak sosyal konulardır. Daha ne konular var! Yeter ki böyle bir imkan sunulsun. Bu tür hutbe konularının halkımıza daha faydalı olacağını düşünüyorum.

*20/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

7 Eylül 2019 Cumartesi

Adamın Gözü Ayakkabımdaymış!

Şu gördüğünüz açık renkli spor ayakkabısını geçen geçen yıl aldım. Açık renk olduğu için kirlenmesin diye uçan kuştan korumaya çalışıyorum dense yeridir. Çünkü kirlenince silmekle temizlenmiyor. Tek temizleme yolu çamaşır makinesine atıp çamaşır yıkar gibi yıkamaktır. 

Ayakkabı değil mi, kirlenerek elbet. O kadar da hassas olma. Madem kirlenmesini istemiyorsun. O zaman giyme, turşusunu kur demeyin. Ayakkabının doğal yoldan kirlenmesine evet ama başka türlüsüne hayır derim. 

Cuma günü hem cuma namazını kılmak hem de bir cenaze namazına katılmak için Musalla Mezarlığının Nalçacı tarafındaki bir camiye gittim. Cami tıklım tıklım doluydu. Ayakkabılarımı çıkardım. Ama ayakkabılıklar da dolu olduğu için ayakkabımı paşmaklığa koyamadım. Cami girişinin kenarına ayakkabımı çıkararak içeri geçtim. 

Güç-bela, iki büklüm namazı kıldım. Ardından musallaya geçmek için çıktım. Ayakkabım koyduğum yerdeydi. Şükür ki korktuğum başıma gelmedi. Ayakkabım çalınmamıştı. Ama korktuğumun dışında başıma başka bir şey geldi. Ayakkabısını alan hiç boşluk bulamasa bile çorabıyla ayakkabımın üzerine basıp geçeceği yerde ayakkabısıyla ayakkabıma basıp geçmiş ve ayakkabısının izini spor ayakkabıma geçirmiş. 

Ne diyeyim bu adama? Allah hayrını versin diyeyim en iyisi. Yapabileceğim başka bir şey yok. Bereket bastığı yerde ayakkabım vardı, ben yoktum. Böylesi bir adam değil ayakkabımı, beni görse acımazdı. Gözü başımda değil, ayağımdaymış. Ayağımı göremeyince ayağımı koruyan ayakkabıma göz dikmiş. Bu durumdaki bir kişi için üzülmeye değmez. Hatta sevinmem lazım. Canımı kurtardığıma şükredeyim. 

Allah kıldığın namazını kabul etsin kardeşim! Bir daha namaz kılmak için camiye geleceksen, Ne olur! Namazdan önce başkasının ayakkabısına o pis ayakkabılarınla basılmaması gerektiğini öğren, sonra camiye gel. Çünkü edep, ahlak namazdan daha önceliklidir.


"Kadına Şiddet" Başlıklı Haberlerden Gına Geldi

Gün geçmiyor ki televizyonlarımız haberlerinde "Kadına şiddet", "kadın şiddeti" başlıklı bir habere yer vermesin. Bazen aynı haberde birden fazla şiddet olayı da haber olarak verilmektedir. Her şiddet olayıyla birlikte kadına şiddet konusunda bir uzman görüşüne de yer vermeleri eksik olmuyor. İçimizi karartan bu haberlerden ve şiddet üzerine yorum yapan uzmanlardan ve şiddet konulu tartışma programlarından gına geldi iyice ve iyi yapılmıyor. 

Neden derseniz, nedenine az sonra geleceğim. Önce "Dayak yiyen kadın için suçu var ki hak etti. Ki kültürümüzde şiddetin yeri var" dediğim anlaşılmaz umarım. Öyle bir niyetim yok. Zira her ne sebeple olursa olsun şiddet masum gösterilemez. Şiddeti önlememiz lazım. Ama nasıl? İşte esas önemlik olan soru bu. Şiddeti çözmek için önce şiddetin adını da doğru koymamız gerek. Çünkü bu ülkenin sorunu kadına şiddet değil, güçlü olanın kendisinden daha güçsüz olana şiddet uygulamasından ibarettir. Bu müzmin sorunumuza kadına şiddet diyeceğimize, şiddet adını verelim. Sonunda şiddet var, adının ne önemi var, sanki şiddeti önleyebilecek mi diyebilirsiniz. Şiddeti çözmese de en azından tartışmaya doğru yerden başlamış oluruz.

"Kadına şiddet" haberlerine kına geldi dememin sebebi bu tür haberlere sürekli yer verilmesi, şiddeti bir gün bize normalmiş gibi kanıksatmaya başlayabilir, toplumun bu konudaki duyarlılığı azalabilir, şiddet haberlerini göre göre "Nasılsa herkes eşine şiddet uyguluyor. Demek ki bu normal bir şey. Benim de eşimle sıkıntılarım var. Bir şiddet uygulayan da ben olayım" noktasına getirebilir insanımızı. 

Biz kadını koruyacağız diyerek kanun çıkarsak da erkeğe daha ağır cezalar versek de bu ülkede şiddet olayları artmaya devam edecek. Sanırım bir cinnet hali yaşıyoruz. Cinnet hali yaşayan bir kimse ise sonunda başıma şu gelir endişesi taşımaz. Sonu ölüm de olsa şiddete devam eder.

Görüşüme katılır veya katılmazsınız, ben şiddet olaylarının haberlerde çok yer bulmasını uygun görmüyorum, hatta bu tür haberlerin şiddeti körüklediğini, eşeğin  aklına karpuz kabuğunu getirdiğini düşünüyorum. 

Bir şiddet olayında ne yapacağız? Şiddet uygulama işi adliyelik bir vaka. Süreç de burada devam etmelidir. Yani adliyede. Şiddete başvuran kimse en ağır cezaya çarptırılmalı. Adli kontrol şartı ile salıverilmemeli. Hele şu kadını koruyacağım diye çıkarılan, hazırında kadına şiddeti ve öldürmeyi tetikleyen 6284 sayılı kanun -gerçekten kadını korumak istiyorlarsa- kaldırılmalıdır. Kaldırırlarsa kadına en büyük iyiliği yapmış olurlar. Çünkü bu haliyle bu kanun kadına kötülük yapmaktadır. Televizyonlarımız uygulanan kadın şiddetini haber yapma yerine mahkeme sonuçlanınca "Eşine şiddet uygulayan x kişi şu kadar yıl ceza almıştır" şeklinde haber vermelidir.