7 Eylül 2019 Cumartesi

Okulların Servis Taşımacılığı-3 *

Bu yazımda okul taşımacılığı yapan servislerle ilgili sorunların bazısına değinmeye çalışacağım:

1.Servis yönetmenliğinden kaynaklanan sorun. (Bu sorunu ilk yazımda işlemeye çalıştım. İleride daha büyük sorunların olmaması için yönetmelikte geçen "Dört veli dilekçe verdiği takdirde ihaleyi kazanan firmanın dışında başka araçlar da bir okulda taşımacılık yapabilir" maddesi kaldırılmalıdır. İhaleyi okul-aile birliği yerine ilçe milli eğitimin yapmasında vardır.)

2.Denetimden kaynaklanan sorunlar. Servisler yeterince denetlenmiyor. Nöbetçi öğretmenler tarafından yapılan denetimler yeterli olmamaktadır. Zaten bir yaptırımları da yok. 

3.Bir okulun taşıma işini yapan bir servis başka okulları da taşıyabiliyor. Bir okulun taşıması diğer okulu engellemediği müddetçe sorun olmayabilir. Ama gördüğüm kadarıyla bazı servis araçları bir okulun servis işinden diğer okulun servis işine yetişebilmek için hız sınırına riayet etmiyor. Zaman zaman gecikmelere ve hatta kazalara sebebiyet verebiliyor. Bir diğer husus okul giriş ve çıkışlarını okul idaresi servisçilere göre ayarlamak zorunda kalabiliyor. Servisçi okula tabi olacağı yerde, okul servisçiye tabi oluyor. Çünkü 2-3 okulun taşıma işini yapan kimsenin okula göre kendini ayarlaması zor olabiliyor. Kazara bir okul, toplantı vs nedenlerle öğrencileri erken göndermek zorunda kalırsa servisçilerin durumunu gözetmesi gerekecek.

4.Yönetmelikte öğrenci, zilin çalmasına 15 dakikadan önce okuluna bırakılamaz ve okul çıkışı zilin çalmasından 15 dakikadan fazla gecikilemez denmesine rağmen servisçi, öğrenciyi çok erken saatte okuluna bırakabiliyor ve ders bitimi belirtilen saatten geç gelebiliyor. Öğrencinin çok erken bırakılması da yanlış, geç alınması da. Fakat ihale esnasında her şarta tamam diyen servisçi, ihaleyi aldıktan sonra istediği şekilde takılabiliyor ve bu durumu idare etmekten başka çıkar yol olmuyor. Okula çok erkenden bırakılan öğrencinin evinden ne zaman alındığını varın, siz düşünün. Veli, şikayetini okul yönetimine bildiriyor. Okul yönetiminin ise servisçi üzerinde bir yaptırımı yok. 

5.Hız sınırına riayet etmeme çocuklara iyi davranmama, anlaştığı yerden çocuğu almama, trafik kurallarına uymama, araçta yüksek sesle müzik dinleme, araçta sigara içme, giyim-kuşam ve kılık-kıyafetine riayet etmeme gibi sorunlar… 

6.Veli ve öğrenciden kaynaklanan sorunlar: Servis ücretinin zamanında verilmemesi, servise vaktinde çıkılmaması, telefon açtırmalar, ziline bastırmalar gibi.

7.Okul bahçesine gecikmeli gelen servis araçlarının öğrenci bahçede tören alanında iken öğrenci güvenliğini de tehlikeye atarcasına manevra vs yapması.

8.Servis ücretleri. Birçok velinin belini büküyor. Eğitimde en büyük masraflardan biri de servis ücreti dense yeridir. Her ne kadar servis ücretlerinin üst limitini belediyeler belirlese de fiyatlar yüksektir.

Servis taşımacılığında daha başka sorunlar da var. Hepsine değinmeyeceğim burada. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Servisin olmaması da sorun, olması da. Varlığı bir dert, yokluğu ayrı bir dert. 

Yazdıklarımdan servisçilik ve servisçilerin hepsinin sorun olduğu anlamı çıkmasın. İçlerinde tüm kurallara uyan ve işini çok düzgün yapan servisçilerin sayısı da az değil.

*13/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Okulların Servis Taşımacılığı-2 *

Okullar açıldığında ders başlangıcı ve ders bitiminde okulların bahçesi okul taşımacılığı yapan servislerle dolar taşar. Müşteri var ki yeterince servis de bulunduruluyor. Çünkü ailelerin birinci önceliği çocuğunun güvenli bir şekilde ulaşım işini halletmektir.

Bir okulun servis işini almak için kıyasıya bir mücadele ve rekabetin yapıldığı göz önüne alınırsa demek ki bu servis işinde iyi para dönüyor. Servis işi yapanların çoğu bir okulu çekmekle kalmıyor, birkaç okulu birden taşıyor. Gözüm yok. Rızıklarını temin için sebebini işlesinler. Allah helalinden bol kazanç versin.

Okulların önü servis araçlarıyla dolu demiştim. Merak ettiğim bu kadar servise ihtiyaç var mı? Birçok konuda olduğu gibi bu servis işini de biraz abarttığımızı ve ihtiyaç haline getirdiğimizi düşünüyorum. Sınavlı öğrenci alan okulların önündeki servis araçlarını anlıyorum. Çünkü okulu uzak mesafeden  kazanan öğrenciler olabilir. Çocuğunu özel okula veren veliyi de anlıyorum. Evinin güzergahı özel okula ters ve mesafeli olabilir. Kreş, anasınıfı ve ilkokul çocukları küçük; yol yolak bilmezler. Bunlara servis ihtiyaç. Haydi ortaokul 5.6.sınıf çocukları da küçük, bunların da servisle gidip gelmesi lazım. Bunların hepsinin bir izahı var. Garibime giden kayıt alanına gör öğrenci alan okulların önü de servis araçlarıyla dolu. Merak ettiğim okulların kayıt alanları bu kadar geniş bir alanı mı kapsıyor? Diyelim ki bazı muhitlerin okula mesafesi uzak, servise ihtiyaç var. Acaba hepsi bu durumda mı yoksa gözde okullara kayıt yaptırmak için veli, kılıfına uydurup yanlış bir ikametgah mı gösteriyor? Sanırım mahallesindeki okulu beğenmeyip bir başka okulun bölgesinden adres gösteren veli sayısı az değil. Maalesef Türkiye'nin kanayan bir yarası bu… Mahallesindeki okulu beğenmeyip bu şekil yolunu bulanlar böyle yapmaya devam ettikleri müddetçe okullar arasındaki başarı uçurumu da aynı şekilde devam edecektir. Burada yolunu bulan ve gemisini kurtaran veliden ziyade, verilen adresi denetletmeyen yetkililerin de sorumlulukları var. Eğer yetkililer bu meseleyi dert edinirler ise pekala denetim mekanizmalarını harekete geçirebilirler. Gözde ilkokul ve ortaokulların önünde taşıma işi yapan araçların güzergahlarını bir inceletip kaç araç kayıt alanı dışına çıkıyor? Bu zor, böylesi denetim için yeterince denetmen yok diyelim. Pekala okul müdürleri vasıtasıyla servis şoförlerinden çocukların adresleri alınıp bir incelemeye tabi tutulabilir.

Kayıt alanı dışından öğrenci kaydını ve taşıma işini basite almayalım. Çocuğunu bir okula yazdırmayı kafaya koyan insanımızın sahtekarlığı burada başlıyor. Bu durum eh, ne yapalım, mahallemin okulu iyi değil, çocuğumun geleceğini düşünmek zorundayım denerek masum görülemez. Eğitimin başında düğme bu şekil yanlış iliklenmişse bu yanlışlık ve yanlışlığı kılıfına uydurarak giderme işi belki de çocuğun eğitimi boyunca devam edecek. Bir zaman sonra ne şekil kayıt olduğunu öğrenecek olan çocuk, bu işlerin nasıl yürüdüğünü de eğitim safhasında bir güzel öğrenmiş olacak. Sonra arkasını toparlayabilirsen toparla.

Ardından biz, aynı dersleri veren okullar arasında niçin bu kadar uçurum var, bu uçurumu nasıl kaldıracağız, başarısız okullar başarılarını nasıl geliştirebilir diye kafa yorup duralım. Bizdeki bu mantalite değişmediği müddetçe, mahallemin okulu iyi değil deyip çocuğumuzu mahallemizden aldığımız müddetçe mahalle okulumuz bir istikrar abidesi olarak başarısız ve kötü okul olmaya, iyi okul diye yanlış adres göstererek götürdüğümüz okul ise iyi, gözde ve başarılı okul olmaya devam edecektir.

Hasılı servisçiliğin okul kaydı için yanlış adres göstermek suretiyle normalinden daha fazla arttığını düşünüyorum.

*11/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Adam Tırnak Bırakmadı Elinde *

Cuma günü bir toplu taşıma aracına bindim. Önlerde oturacak boş yer olmasına rağmen otobüsün gidip orta boşluğuna tutundum. Cinslik parayla değil ya... Bir iki durak gittikten sonra bir kız çocuğu yerinden kalkarak "Amca buraya otur" dedi. Kendisi de inmek üzere kapıya doğru yöneldi. Kızımızı inecek sandım. Kapı önünde dikilerek birkaç durak gittikten sonra indi. Demek ki bana yer vermek için yerinden kalkmış. İhtiyarlığın gözünü seveyim böyle yerlerde.

Kızımızın boşalttığı ikili koltuğun tekine oturdum. Şurada mı ineceğim, burada mı ineceğim, geçip gitmeyeyim diye otobüsün seyrettiği yöne doğru bakıyorum ara sıra. Yanımdaki oturan genç erkek yolcu ise oturmanın dışında başka bir şey yapıyor. Durmadan elini ağzına götürüyor. Benimle beraber binmişti az önce. Binerken el kartın dışında elinde de bir şey yoktu. Acaba ne yiyordu? Ön tarafı seyretmeyi bıraktım, o değilden dışarıya bakar gibi yaparak genci süzdüm. Hiç istifini bozmadan yemeye devam etti. 

Elinde hiçbir şey olmayan bir kişi ne yiyebilir sizce? Haydi düşünün bakalım. Çok düşünmeyin, ben söyleyeyim: Tırnağını yiyor efendim. Dikkat çekmeyeyim diye dik dik bakmadım. Ara ara yine dışarıyı seyreder gibi yaptım. Bakarken de genci es geçmedim. Yanlış görmemişim. Gencimiz tırnaklarını yiyordu. Parmağın birini bitirdi, diğerine geçti, hem de kaç parmak birden. Anladığım kadarıyla bu işi yaparken başkası ne der diye hiç çekinmiyor. Ne zamandır bu işi yapıyor, bilmiyorum. Ama mesleğinde çok tecrübeli görünüyor. Çünkü çok pratik. Ben ininceye kadar beş kardeşin temizlik işini halletti. Ben indikten sonra öyle zannediyorum diğer beş kardeşe gelmiştir sıra.

Otobüsten indikten sonra adliyeye doğru yürümeye devam ettim. Ama aklım fikrim gençte idi. Bereket erken indim. Diğer elinin temizlik işini bitirdikten sonra ne yapacaktı bu genç? Çünkü bu işe kalkışan durmazdı. Kuvvetle muhtemel bana yönelip elimi tutacak ve elimi aldığı gibi ağzına götürecek, benim tırnakları da yiyecekti. Olur mu? O kadar da değil demeyin. Alışmış kudurmuştan beter derler. Yapar mı yapar. Tırnak yemeyen biri iseniz mideniz götürmedi, biliyorum. Benimki de götürmedi. Hatta tiksinti duydum. Ondan önce inmem benim için bir kurtuluş oldu. 

Hayıflandığım bir nokta var. Tam dikkatli bakamadığım için tespit edemedim. Acaba dişiyle kopardığı tırnakları midesine gönderip afiyetle yiyor muydu yoksa kopardıktan sonra tükürüp atıyor muydu? Benimki de merak işte. Bereket sizin böyle bir merakınız yok. Ama bu işi yaparken bu işe o gencin gözüyle bakmanızda fayda var. Kim bilir, onun için bu işi yapmanın ayrı bir zevk ve hazzı olmalı.

Toplam on, on beş dakika yolculuk yaptığım bu gençten ayrılalı çok oldu, hatta gün ertesi güne sarktı. Hala etkisinden kurtulabilmiş değilim. Ama bizler için tiksinti uyandıran bu işin biraz da olumlu yönüne bakalım: Gencin acıkınca bir şeyler alayım, karnımı doyurayım derdi yok. Tırnağını yiyerek açlığını bedavaya getiriyor. Bir diğer husus işinden uzak kaldığı yolculuğunda otobüste kendisine yeni bir iş bulup vaktini değerlendiriyor. Tırnak kesmek için ayrıca bir zaman ayırmasına, dökülmesin diye yere bir şey sermesine gerek yok. Tırnak kesmeden önce sıçramasın diye lavaboya gidip elini yıkamasına gerek yok. Çünkü keseceği tırnağı tükürüğüyle ıslatıyor. Her şeyden öte tırnağını kesmek için tırnak bıçağına ihtiyacı yok. Gördüğünüz gibi her şeyi en hızlı bir şekilde, dışarıdan herhangi bir şeye ihtiyaç hissetmeden, masrafsız bir şekilde kendisi doğal yönden hallediyor. 

Ben ise tırnak kesmeden önce yumuşasın diye ellerimi bir güzel yıkıyorum. Aylık otomatiğe bağlanan, giden suyu hesaba katın. Ardından tırnak keseceğim yeri seçiyorum, oraya gazete seriyorum. Sonra gidip tırnak bıçağını getiriyorum. Ardından düzeltmek için törpülüyorum. Sonra gazeteyi topluyor, çöpe atmadan önce sağa sola tırnak sıçradı mı diye göz gezdiriyorum. Ardından tekrar gidip elimi yıkıyorum. Tırnak keserken kaybettiğim zamana mı yanayım, harcadığım efora mı yoksa akan suya mı üzüleyim?

Ciddi bir mesele var orta yerde. Bir ciddi meseleye mizah katmasam, sulandırmasam olmaz. Ne edersiniz ki huylu huyundan vazgeçmez. Benim de böyle bir huyum var.

Tekrar tırnak yeme meselesine gelince 80 milyona göre sayıları az olsa da toplumumuzda kadın-erkek, çocuk-ihtiyar demeden sayıları az olmayacak kadar bu şekil tırnak yiyen var. Bu işi yapanları ayıplamıyorum. Belki de sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi bir alışkanlıktır bu. Bu işi yapanların da bu yaptıklarından zevk aldıklarını düşünmüyorum. Bu kötü alışkanlığın -belki de hastalığın- tedavisi var mı bilmiyorum. Ama bu şekil tırnak yiyenlerin tırnaklarını yememek için kendileriyle çok mücadele etmeleri gerekiyor. Ümit ediyorum gayri ihtiyari ellerini ağızlarına götürme alışkanlığından en kısa zamanda kurtulurlar. Allah yardımcıları olsun. 

Burada anne ve babalara seslenmek istiyorum. Tırnak yeme alışkanlığı sanırım çocukluktan gelme bir alışkanlık. Çocuk yetiştirirken bu hususa da dikkat etmelerinde fayda vardır.

*14/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.