23 Haziran 2019 Pazar

Nimetlerin Elimizin Altından Kayıp Gitmesi *


Bugün size iki ayeti kerimeden bahsetmek istiyorum. Biri, "...Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez..." (Rad 11) ayeti, diğeri ise "...Allah, bir topluluğa lutfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez..." (Enfal 53) ayetidir.

Bu iki ayetin tefsirinde şu açıklamaya yer verilir: “… burada genel bir kural, ilâhî bir âdet açıklanıyor: Allah’ın kullarına sayısız nimetleri vardır, bunları baştan vermesinin veya esirgemesinin de ilâhî adalet ilkesiyle çelişmeyen hikmet ve sebepleri mevcuttur. Ancak Allah verdiği bir nimeti durup dururken, nimete mazhar olan kulda bir değişiklik meydana gelmeden geri almaz, zıddı ile değiştirmez. Önce insanlar, Allah’ın hoşnut olmadığı bir şekilde değişirler, öz değerlerine yabancılaşırlar, ellerindeki nimetin şükrünü yerine getirmez, onu gerektiği yerde, gerektiği gibi kullanmazlar, şımarırlar, nimetlerin Allah’ın lutfu ile ilişkisini unutur, kerameti kendilerine mal ederler; güç, servet, ilim, iktidar gibi ilâhî nimetleri zulüm için kullanırlar... İşte böyle değişen ve bozulan insanların elinden nimet, onu veren Allah tarafından alınır ve yerine zıddı (felâket, mahrumiyet, sıkıntı) verilir. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 670)

Yukarıya aldığım iki ayet, Allah’ın belirleyip uyguladığı ve uygulamaya devam ettiği fiziki ve biyolojik yasalardan sonra gelen üçüncü yasasıdır. Buna sünnetullah adı verilir. Allah’ın kanunu demektir ve bu kanun değişmez. Çünkü Allah Fetih süresi 23.ayette “Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” buyurmaktadır. Ayetler bir ilke ve sistem ortaya koymaktadır. Bu ayetlerden ben şunu anlıyorum: Düzgün bir toplum isteyenler, ilk önce kendileri düzelir ve düzeldikten sonra bozulma olmadan düzgünlük devam ettiği müddetçe Allah, o toplumun düzgünlüğünü devam ettirir. Yine Allah bir topluluğa, insanın faydasına ve faydalanabileceği envaiçeşit nimetler vermiş ise bu nimetlerin devamı, o topluluğun daha önce hak ettiği bu nimetlerin devamı için üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeye devam etmeleriyle orantılıdır.  Yani Allah, “Kulum senin sapıklık ve yanlışlıklar üzerinde kaldığın yeter. Artık sen düzgün biri olacaksın deyip kişileri düzeltmez. Verdiği nimetleri de yeter bu kadar, biraz da yokluk çeksinler diye çekip almaz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da keyfi davranmaz. Hasılı düzelme de ve bu düzelmenin sonucu olarak verilen nimetlerin devamı da bizim elimizdedir. Gereğini yapmaz isek o nimetler bizde evladiyelik olarak kalmaz, uçup gider.

Allah’ın değişmez kanunu olan bu toplumsal yasalar sadece bize özgü değildir. Nice topluluklar gelip geçmiş, o topluluklar nimetlere kavuşmak için gereğini yapmış ise Allah, onlara nimetlerini vermeye devam etmiş. Ne zaman ki savrulup yozlaşmışlar, verilen nimetleri takdir etmemişler, hoyratça kullanmışlar ve nankörlük yapmışlar ise işte o zaman Allah, o nimetleri alıp bir başka topluluğa vermiştir. Yani hiçbir nimet çantada keklik değildir ve kimseye hiçbir topluluğa torpil geçilmemiştir.

Bundan dolayıdır ki elimizden uçup giden nimetler var ise önce kendimizle yüzleşmemiz gerekiyor.  “Bu nimet niçin kayıp gitti, acaba biz nerede ne hata yaptık” diye kendisini hesaba çekmelidir. Yüzleşen insan veya topluluk, eskisi gibi iyi ve düzgün olmaya başlar ise giden nimetler tekrar geri gelebilir. Çünkü düzelmenin yani kanunun gereği yapılmıştır. Yok bu yapılmaz, elden uçup giden nimetlerin faturası başkalarına çıkarılmaya kalkışılırsa bu, kişinin veya o topluluğun kendini avutmak için gerekçe üretmesinden başka bir işe yaramaz. Bu durumda başkasına değil kendimize bakmamız ve kızmamız gerekiyor. Çünkü Allah “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez.” (Maide 105)   buyurmaktadır.

*24/06/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

22 Haziran 2019 Cumartesi

Fiyatlarda Yeni Moda *

Günümüzün yeni modasından haberiniz vardır umarım. Fiyatların yükselmesiyle birlikte alışverişlerimize yarım kg'lık alışverişler girdi. Erik, çilek, yenidünya gibi meyvelerin yanında biber vb. sebzelerin satışı da aynı şekilde. Karpuzlar "kesmece" usulü dilimle satılmaya başlandı ilk çıktığı zaman. Çünkü bazı ürünleri kilo ile almak el yakar oldu. Bunun bir ileri aşaması Avrupa’da olduğu gibi meyvelerin tane ile satılması olacak gibi.

Burada garibime giden bazı esnafın fiyatı herkesin görebileceği şekilde yazmasına rağmen yarım kiloyu küçükçe yazması. İleriden fiyatı görünce fiyat makul görünüyor. Şuradan bir kilo alayım diyorsun. Esnaf tartıp sana uzatıyor. İstenen fiyat, gördüğünün iki katı oluyor. Fiyat hesap ettiğin gibi olmayıp biraz tuzlu gelse de kalsın, almayacağım deyip geri veremiyorsun. Moralin bozulup için yansa da mecburen ödemeyi yapıyorsun.

Bu kadarla kalsa iyi... Bu durum pastanelere de sirayet etmiş. Bir akşam ameliyat olmuş bir hasta yakınımı ziyaret etmek için yola çıktım. Hediye alayım diye bir pastaneye girdim. Gözüme gevrek ilişti. Fiyatını sordum. 7.5 lira dedi. Ver bir kutu dedim. Başka ne alayım diye kafamı sol tarafa çevirdim. Çeşit çeşit tatlı ve tuzlu pastalar gözüme ilişti. Bu bölümde aynı zamanda fiyat da yazıyordu: 16.25 TL. Karışık yarım kilo verir misin dedim. Tarttı. Cebimden 20 lira çıkardım. Ne kadar borcum dedim. 27 lira dedi. Kilosu ne kadardı? Burada 16.25 yazıyor dedim. Oradaki fiyat yarım kg fiyatı. Tatlı tuzlu karışık olunca fiyatı 35 lira dedi. Kafamdan 15-16 lira ödeme yapacağım diye hesap ettiğim pastaneden 27 lira ödeyip çıktım. 

Gördüğünüz gibi Matematiği iyi olmayan benim, pazarda tutmayan hesabım pastanede de tutmadı. Bundan sonra fiyatı yazılmış etiketi noktası virgülüne okumak, bir daha okumak boynumun borcu olsun. Tutmayan hesabımın üzerine yaptığım fazla ödemede değilim. Zira çok bir ehemmiyeti yok. Ama müşteriyi çekme uğruna gittikçe yaygınlaşan bu muameleyi hoş karşılamadığımı ifade etmek istiyorum.

Konu açılmışken yıllardır market ve mağazalarda uygulanan ve şimdilerde semt pazarlarına da sirayet eden fiyat etiketlerine değinmek istiyorum. Sonu 99 ile biten kuruşlu fiyatlar. Diyelim ki fiyatı düşük gibi göstermek suretiyle bu tür fiyatlandırmalarda müşteri çekme niyetleri var. Mağaza ve marketler bu yola başvuruyor. Müşterinin çoğu da nasılsa beğendiği ürünü alacağında ödeme için kredi kartını uzatıyor. Kuruşu kuruşuna çekiliyor. Para üstü derdine gerek kalmıyor. Ya semt pazarları... Özellikle muz satıcıları 5.99, 6.99 gibi fiyatlar yazıyorlar. 5 veya 6 büyük. Ta ileriden görüyorsun. Şunu tart deyip uzatınca fiyatın yanındaki 99'u da görüyorsun. Tartılıp poşete konan muz sana uzatılınca senden küsuratsız bir miktar talep ediliyor. Merak ettiğim sonu 99 kuruş ile biten bu ürünün fiyatının nasıl yuvarlandığı? Yine bir kuruşta değilim ama öyle mi deyip muzu tam bir kilo tarttırıp para üstü olarak esnaftan kuruşum da kuruşum deyip bir kuruşu istemek. Karşılığında al sana beş kuruş dese de kabul etmemek, illa bir kuruş demek herhalde bu tür esnafı yola getirir. Bir daha göz boyamaca fiyat yazmazlar.

Var mısınız böyle bir uğraşıya? Ne olur ne olmaz deyip korkmayın. Çünkü eskisi gibi pazarcı esnafında eski tartılar kalmadı. Hepsi elektronik terazi şimdi. Ne alaka demeyin. Eskiden kavgalarda tartıların bir ve iki kilogramlıkları kullanılırdı. 

*29/06/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

20 Haziran 2019 Perşembe

Seçim Vaatlerim (İstanbul'a Aday Olabilseydim)

İstanbul'da pazar günü yapılacak seçim yenilenen bir seçim olduğu için başkanlığa aday olamadım. Seçime katılan partilerden biri de adayını çekip beni aday göstermedi. Vardır bunda da bir hayır diyorum ve şayet aday olsaydım İstanbullu yaşayacaktı, daha doğrusu ihya olacaktı ve İstanbul, tüm Türkiye'ye model olacaktı. Neyse uzatmayayım. Vaatlerimden bazıları:

1.Şebeke suyunu kullanmamak şartıyla su bedava olacak. Nasıl olacak derseniz? Vatandaş; şebeke suyu dışında yağmur, dolu, kar vb. doğal yollardan su ihtiyacını gidermesi teşvik edilecek. Vatandaş evine ister su deposu kurar, ister balkonuna veya dışarıya leğen, helke koyar. Rahmet yağdıkça doldurur. Rahmet olmadığı zaman  vatandaş, su ihtiyacını belediyemiz tarafından belli noktalara kurulacak su istasyonlarından bedava temin edecektir. Bu durum su israfını da önleyecektir. Burada vatandaşın yapacağı tek masraf su doldurmak veya suyu biriktirmek için bir defa alacağı kap kacak olacaktır. Bu kadar da olsun. Vatandaş olmanın da bir bedeli olmalı değil mi? Hangi çağda yaşıyoruz, ben şebeke suyu kullanacağım diyen olursa şebeke suyundan hiçbir indirim yapılmadan kullanabilir. 

2.Elektrik ve ısınma bedava olacaktır. Vatandaşın bu ihtiyacı için bir defa masraf etmesi sağlanacaktır. Güneş enerjisinden bahsediyorum. Nasıl olacak derseniz? Vatandaş çatısına, balkonuna güneş enerjisi panelleri koyacaktır. Buradan elde edeceği enerjiyi aydınlatma ve ısınmada kullanacaktır. Yine uğraşamam diyen olursa bedeline katlanarak doğalgaz ve elektrikten faydalanmaya devam edecektir. Bunda da indirim olmayacağı gibi gelen zamlar da faturaya yansıtılacaktır.

3.Trafik sorunu kökten çözülecek. Trafikte o ilde devleti birinci derece temsil edenlerin dışında oto olmayacak. İşe, okula, gezmeye giden herkes toplu taşıma araçlarını kullanacak. Bu durumda mevcut yollar yeterli olacağı için yeni cadde ve sokaklara ihtiyaç olmayacak. Böylece okul servisciliği, ticari taksicilik sona erecektir. Yol ve caddelerde toplu taşımanın dışında araç olmayacağı için yollar çok çabuk yıpranmayacaktır. Şehirlerarası yollarda da otobüs ve trenle seyahat yapılacaktır. Bu yapacağım, seyahat hürriyetine engel denirse kim dedi özel oto ile yolculuğu yasaklayacağım? İsteyen şehir içinde ve dışında özel otosuyla seyahat edebilecek, tabii bedelini ödemek şartıyla. Bedelini sorarsanız şöyle efendim: Her bir özel otoya taksimetre takılacak. Araç ne kadar yol yaparsa devlete bedelini ödeyecektir.
4.Haberleşme konusunda çözümüme gelince her evde bir tane cep telefonu olacak. Bu telefonun dışında evlerde sabit telefonlara geri dönülecek. İnsanlar evinden aranacak. Her haneye aylık cüzi bir fatura gelecek. Gördüğünüz gibi burada da masraflar azalacak. Evin her ferdi ayrı ayrı telefon kullanmayacak. Sabit telefon için bir makine gerekli. Bu da zaten her evde var. Çıkarıp evin salonuna koyacağız.

Seçim vaatlerim yukarıda yazdıklarımdan ibaret değil. Sadece nasıl yapacağımı göstermek için birkaç örnek verdim. Önerilerimin çoğu ortak kullanıma ve tasarrufa yönelik. Buna eskiye dönüş modeli de denebilir. Başkan olduğum takdirde vaatlerimin bir kısmı merkezi hükümet ile ortaklaşa yapılacaktır. Bu vaatlerim yerine getirildiği takdirde bugün fatura ödemekten başını kaşıyamayan ve ödemek için kara kara düşünen ailelerin parası cebinde kalacak. Aileler para harcayacak yer arayacaklardır. Çünkü müthiş tasarruf sağlanacaktır. Bu tasarruftan devlet de etkilenecektir. Dışa bağımlılığımız azalacaktır. Çünkü doğalgaz ve petrol tüketimi en asgari seviyeye inecek. Bu da cari açığı kapattığı gibi ithalat ve ihracat dengemizi sağlayacak. İhracatımız artacak. Cep telefonu gibi ithal ürünler için paramız dışarıya gitmeyecek. Devlet yeni yol ve cadde açmayacak. Elimizde cep telefonu olmadığı için kendimize yeni meşgaleler bulacağız. Kitap okumaya zaman ayıracağız. Devletin yapacağı tasarruftan dolayı bütçemiz fazla verecek. Devletin kasası para ile dolacak. Devlet, vatandaşına para verir noktaya gelecektir. Ne devlet borçlu olacak ne de vatandaş. Herkes peşin satan gibi olacaktır.

Patenti bana ait olan bu vaatlerimi  isteyen aday kullanabilir. Ben öyle benim vaatlerimi aldılar çiğliğini göstermem. Ha ben yapmışım ha başkası. Önemli olan ülke kazansın, vatandaş kazansın.

Not: Bu vaatlerde asla mizaha yer verilmemiştir. Belki de hiç olmadığım kadar ciddiyim. Vaatlerim uygulansın herkes görecek gününü.