3 Haziran 2019 Pazartesi

Öğretmenlik ve Fahişelik *

Milli Eğitim Bakanı 2019-2020 öğretim yılından itibaren öğrenciler kasım ve nisan aylarında birer hafta tatil yapacaklar açıklaması yapınca Ekşi Sözlükte biri öğretmenleri fahişeye benzeten bir açıklama yapmış. Yapılan açıklama, bir açıklamadan ziyade  açıklayan kişinin bilinçaltındaki herzeyi yumurtlama şeklinde olmuş. Güya aklınca mantık yürütmüş: Fahişeler yatarak para kazanıyor, öğretmenler de bol tatil yapıp yatarak para kazanıyorlar. Akıl ve mantığını yiyeyim senin.

Sayın Bakan'ın ara tatil açıklamasının uygulaması ile önümüzdeki yıl tanışacağız. Belirtilen tatillerde öğrenciler tatil yaparken öğretmenler de tatil yapacak mı? Bunu uygulamada göreceğiz. Farz edelim ki öğretmenler bu ara tatillerde öğrencilerle birlikte tatil yapacaklar. Bu tatilde öğretmen ve öğrencilere ilave bir tatil yok. Kasım ve nisan aylarında verilecek birer haftalık toplamda iki haftalık tatilin bir haftası haziran ayına, diğeri de eylül ayına ekleniyor. Yani eğitim ve öğretim yılı yine 180 iş günü.

Anladığım kadarıyla öğretmenleri fahişeye benzeten bu aklı evvel, fahişenin bedenini satarak para kazandığını göz ardı ediyor. Öğretmen ise alın terleterek, bilgisini satarak, bilgisini öğrencisine öğreterek para kazanıyor. Demek ki öğretmenler bundan sonra bu tipleri göz önünde bulundurarak okullarda fahişe ile öğretmen arasındaki farkı da öğretmesi gerekiyor. 

Eğer bu aklı evvelin karın ağrısı öğretmenlerin fazla tatil yapması ise yine bu eblehe biri, öğretmenler tatil kararını kendisi vermiyor demeli. Mantık hatası yapan bu kişi bilmeli ki öğretmenlerin tatilini Meclis, kanunla belirliyor. Eğer bu kişi öğretmenlerin tatiline kafayı takmışsa bunu Meclise taşımalı ve uzun tatili kısaltmak için girişimde bulunmalı. Çünkü tatilin muhatabı öğretmenler değil. Adam, mantık özürlü olunca kime çatacağını da bilmiyor. Eğer illa birine çatacaksa sorumlulara çatsın. Tavsiyem cami duvarına işememesi. 

Anladığım kadarıyla bu kişi bir hazımsızlık sorunu yaşıyor. Bu sendrom kendisini fazla götürmez. Yazık eder kendisine. Belki de öğretmen olmak istedi, olamadı. Şimdi egosunu tatmin etmeye çalışıyor. Bu kişi, tatil üzerinden öğretmenlere vurmak istiyorsa bu ülkede öğretmenlerden daha fazla tatil yapan kesim var. Görmek ister ve gücü yeterse Meclisin tatiline bir göz atsın. Meclisin ne zaman açılacağı, ne zaman  kapanacağı kanunla belli olmasına rağmen bir bakmışsın ki tatile girmiş. Seçim öncesi tatil, seçim sonrası tatil vs. 

Hasılı öğretmenler kendi tatilini bilir, kimsenin tatiliyle uğraşmaz, dert edinmez. Bu kişinin de aklın varsa boş versin başkasının tatilini, kendi elleriyle oluşturduğu hayatını yaşamaya devam etsin. Yaşarken de ekşi ekşi yazmasın. Çünkü ekşiyerek yazması etrafını ekşi  ekşi kokutur. 

*12/06/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

2 Haziran 2019 Pazar

Hangi Oruç Daha Makbul Olur? *

Birkaç genç ramazan ayında yaşlı birinin kuytu bir köşede gizliden yemek yediğini görürler. Gençler amcayla dalga geçmek isterler ve gençlerle amca arasında şu konuşma geçer:

Hayırdır oruçlu değil misin dede?

Tabi ki oruçluyum sadece su içip yemek yiyorum.

Gerçekten mi?

Gerçekten tabi!

Yalan söylemiyorum.

Kimseye kötü gözle bakmıyorum.

Kimseyle alay etmiyorum. 

İsraf etmiyorum.

Kimseye hakaret etmiyorum.

Kimsenin gizlisinin saklısının ardına düşmüyorum.

Gıybet etmiyorum.

Kimsenin malına göz dikmiyorum.

Lakin bir hastalıktan dolayı mideme oruç tutturamıyorum o kadar. Peki, siz oruçlu musunuz?

—Hayır, oruçlu değiliz sadece yemek yemiyoruz.

Hikâye bu şekilde. Benim hikâyeden anladığım, ihtiyarın orucuyla gençlerin tuttuğu orucu birleştirmek. Oruçtan maksat da bu olsa gerek. Ne güzel olurdu değil mi? Hem yememek hem içmemek hem de bütün güzellikleri bir arada bulundurmak.  İkisini birleştirmek. Yapabiliyor muyuz? Maalesef yapamıyoruz. Yapıyorsa da kaçımız yapabiliyor? En azından ben yapamıyorum.
Yıllardır oruç tutuyoruz ama nedense açlık ve susuzluk dışında bize verdiği ya da bizim ondan aldığımız bir şey yok. Tuttuğumuz oruç; ahlakımıza, yaşantımıza ve davranışımıza yansımıyor. Çünkü oruçtan maksat, açlık ve susuzluk olmasa gerek. Şayet bu olsaydı Allah niçin aç kalmamızı emretsin? Bize kalkan olması gereken oruç, bizi kötülüklerden korumuyor. Hâlbuki oruç ayetinde Allah "Sizden öncekilere fark kılındığı gibi korunasınız diye size de farz kılındı” buyurur. Bu ayetten de anlaşılıyor ki oruç bizi korumalı. Onca yıl tuttuğumuz oruç bizi korumuyorsa o zaman oruç tutmamızda bir sıkıntı var.

Oruç, ahlakımıza sirayet etmiyor diye oruç tutmayı bırakacak mıyız? Hayır, sonuna kadar oruç tutmaya devam edeceğiz.

Hâsılı, midemize tutturduğumuz orucu; elimize, dilimize ve belimize de tutturmamız gerekiyor. Tıpkı ihtiyar amcanın tuttuğu gibi. İnşallah bu da bir gün olur.

Tuttuğumuz ve tutacağımız oruçlar kabul ve makbul olsun.

*14/04/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

1 Haziran 2019 Cumartesi

Aynı Namazda Hem İmam Hem de Cemaat Olmak

Teneffüs arasında ikindi namazımı kılmak için okul mescidine gittim. Başına takkesini giymiş altıncı sınıf bir öğrenci içeride namaza durmak üzereydi. Zaman zaman görürüm bu çocuğu namaz kılarken kah öğle namazında kah ikindi namazında. Duruşu ve görüntüsü itibariyle yaşından büyük bir olgunluğa sahip bir öğrenci. Arkadaşları çıkış ziliyle birlikte soluğu bahçede alırken bu çocuk kendini camiye atıyor. Namazını da öyle alelacele kılan biri değil, aheste aheste kılıyor. Dersine girmiyorum ama hoşuma gidiyor bu çocuk. Her karşılaştığımda da selam verir, hal-hatır sorar. Atasına rahmet! İnşallah bu samimiyeti aynen devam eder ve sayıları da artar.

Çocuğa cemaat olalım mı dedim. Olur dedi. İmam olur musun dedim. Olurum ama siz kıldırın dedi. Namaz kıldırmayı biliyor musun dedim. Bilirim dedi. Geç o zaman dedim. Kamet yapmaya başladım. Sağına saf tuttum. 

İftitah tekbirini aldı. Ben de ona uydum. Sübhaneke duasının ardından Fatiha süresini seslice okumaya başladı. Heyecandan olsa gerek dedim. Ama baktım okumaya devam ediyor. Ne yapayım ne edeyim derken en iyisi uyarayım dedim ve sübhanellah dedim. Bu sefer Fatiha okumayı bıraktı, sübhanekallahümme ve bihamdik diyerek sübhaneke duasını okumaya başladı. Uyardığıma da pişman oldum. Keşke hiç sübhanallah demeden ikindi namazını sesli kıldırmaya devam etseydi dedim içten içe. Sonunda iyi mi yaptım yoksa kötümü bilmiyorum, namazımı bozarak istersen ben kıldırayım dedim. Olur dedi. Yer değiştirdik. Bu sefer o cemaat ben imam oldum. 

Namazı bitirdikten sonra Allah kabul etsin. Sanırım heyecandan olsa gerek, öğle ve ikindi namazları imam içinden okur, öyle değil mi dedim. Evet öğretmenim dedi. Çıkıp giderken Erhan öğretmenime selam söyle, benim adım Şükrü dedi. Aleyküm selam dedim, ayakkabılarımı giyerek öğretmenler odasına geçtim. Erhan öğretmene "Şükrü'nün selamı var dedim. Öğretmen selamını aldı ve o öğrencinin annesi geçen yıl vefat etti dedi. Öyle mi? Demek bu çocuk anneden mahrum, öksüz bir çocuk desene dedim. Çocuğa bir kat daha sevgim arttı. Allah anne ve babasından razı olsun. İleride vatana ve millete faydalı olacak, yaşantısıyla örnek böyle bir çocuk yetiştirdikleri için anne ve babayı tebrik ediyorum. Annesine de Rabbim merhametiyle muamele etsin. Bu yaşta bu olgunluk ve anne yokluğunu metanetle karşılayan bu çocuğa helsl olsun. 

Benim için bu anekdot güzel bir anı oldu. Bu vesileyle kıldığım ikindi namazında hem imam hem de cemaat oldum.