16 Mayıs 2019 Perşembe

Whatsapp Müdürü Olmak İstemez miydiniz?

—Kardeş! Gel seni okul müdürü yapalım, istemez misin?
—İsterim istemeye fakat müdürlük yapmak hele okul müdürlüğü zor iş. Her şeyden önce sorumluluk ister. Öğrenci, veli ve öğretmenin sorumluluğu var. Ben yapamam.
—Niye yapamayacaksın ki?
—Koca bir eğitim ordusu bana emanet edilecek. Ben bu emaneti üstlenemem. Başkası yapsın.
—Yapıyor birileri zaten. Kimi tam hakkını veriyor kimi ise altında eziliyor. Daha doğrusu okullar, bazılarının elinde murdar oluyor. Okullar onu taşıyor. Bence sende bu sorumluluk duygusu varken evelallah yaparsın.
—Olmaz dedim, yapamam.
—Hayret bir şey! Whatsapp müdürlüğü de mi yapamazsın?
—O nasıl bir şey?
—Okulu whatsapp aracılığıyla yönetirsin tıpkı Trump'ın Twitter'dan ülkesini ve diğer ülkeleri yönettiği gibi.
—Haydi oldum. Mesela?
—Oturursun koltuğa. Ne diyeceğini öğretmenlerine whatsapp aracılığıyla duyurur, emirler yağdırırsın. Bunun için okulda bulunup koltuğu işgal etmene bile gerek yok. Bu yol ile evinde, çarşı-pazarda ve toplantı vs gibi yerlerde de okulu yönetebilirsin. Yapacağın tek şey telefonu elinden düşürmeyeceksin. Gözün hep whatsappta olacak. Kim ne yazmış göz atacaksın. Hangi öğretmen senin istemediğin, hoşlanmadığın bir paylaşım yaparsa kah soru işareti kah emojiler vasıtasıyla ona haddini bildireceksin. Çünkü whatsapp yönetimi öyle basite alınacak bir şey değil. İpin ucunu bir kaçırırsan öğretmen milleti değil mi, her şeyi paylaşmaya kalkar. Baktın ki soru işareti ve emojilerle mesajını almadı mı, çağıracaksın odana, bir güzel fırça kayacaksın. Bu yaptığın ayağını denk al mesajıdır. Böyle yaparak kızım sana söylüyor, gelinim sen dinle mesajı vereceksin. Diğerleri de eşek değildir, herhalde anlayacaktır. 
—Tepki çekmez mi böyle davranmak?
—Tepki çeker çekmeye. Bunun da tedbirini alacaksın?
—Nasıl?
—Tepki gösterdiğin, tepkisini öğretmenler odasında dile getirmeye kalkar. Tepkisini ağzına tıkayacaksın.
—Nasıl yapacağım bunu? Yanında değilim. Nasıl işiteceğim.
—Kuşlar vasıtasıyla yapacaksın bunu. Laf getirip götürmeyi meslek edinmiş birkaç öğretmen ile iyi geçin. Onları öğretmenlerin arasına serpiştir. Duyduklarını sana getirsin. Sen de aleyhinde konuşanı odana çağırarak yine haşlarsın. Hiçbir şey yapamazsan böyleleriyle selamı sabahı keser, tavır alırsın, onlarla konuşmayı kesersin. Hem böylece çeneni de yormamış olursun. İnsanlar yerin kulağı var diye öğretmenler odasında dut yemiş bülbüle döner.
—Hani whatsapp müdürlüğü yapacaktım? Biraz uzaklaşmadık mı?
—Bazen böyle istisnai durumlar olabilir. Madem sevdin whatsapp müdürlüğünü. O zaman devam edelim. Bu tavır aldığın, varlığından haz almadığın öğretmenlerden biri, çocuğun gibi koruduğun whatsabı kendi emeline alet etmeye kalkarsa gün senindir artık.
—Yani?
—Kazara bu öğretmenin tayini çıkar,  öğretmenlerle vedalaşmak için gruptan bir mesaj yazarsa diğer meslektaşlarının cevap yazmasına fırsat vermeden hemen onu gruptan çıkar ve "Özel durumları özeline yazınız" diyerek son noktayı koy.
—Sevdim bu müdürlüğü. Bul bana böyle bir müdürlük. Taş atıp elim mi yorulacak sanki?
—Hah şöyle! Yola gel. Bakalım inşallah!

Ara Tatilli Çalışma Takvimi ***

Milli Eğitim Bakanı 2019-2020 yılından itibaren nisan ve kasım aylarında birer haftalık ara tatilleri yürürlüğe koymaya hazırlanıyor. Bu takvime göre okullar eylül ayında bir hafta erken açılacak, bir hafta geç kapanacak. Bu demektir ki eğitim ve öğretimde kısalma ve tatili uzatma söz konusu değil. Bakanlığın aldığı bu ara tatil kararı yerinde bir karar. Öğrencilere moral ve motive vereceğini düşünüyorum.

Önümüzdeki yıl yürürlüğe girecek bu uygulamanın olumlu yönü kadar  aksayan yönü de mutlaka olacaktır. Öyle zannediyorum bu ara tatiller, çalışan bazı anne ve babaları memnun etmeyecek ve kara kara düşündürecektir. Niçin derseniz? Halihazırda ikili eğitim ve öğretim yapan okullarda çocuğu olan çalışan bazı ebeveynler çocuğunu okul dışında etüt merkezlerine gönderiyor. Diyebilirsiniz ki veli çocuğuna takviye aldırıyor. Takviyeden ziyade veliler çocuğunu koruyup gözetmesi için etüt merkezlerine yazdırıyor. Nereden mi biliyorum? Bazı velilerle görüştüğümde çocuğu çok erkenden etüt aldırmaya göndermenin yanlış olduğunu söylediğimde "Hocam! Ne yapayım? Karı koca çalışıyoruz. Çocuğu bırakacak yer yok. Çünkü yaşı çok küçük. Bu yaşında evde tek başına bırakamayız. Mecburen etüt merkezine yazdırdık" cevabı aldım. Ümit ediyorum -devam edecekse- bu ara tatillerde etüt merkezleri de tatile girmez.

Burada değineceğim bir diğer husus bu uygulamanın sadece ara tatil ile sınırlı kalmaması, içinin doldurulması. Bu uygulamaya paralel olarak sınavların ara tatil öncesi yapılıp öğrencinin yorucu bir sınav maratonundan sonra istirahata çekilmesi sağlanmalıdır. İlk dönemin ilk sınavları kasım tatilinden, ikincisi ise sömestr tatilinden önce yapılıp öğrencinin ara karnesi alması. İkinci dönem sınavlarının ilki nisan ara tatilinden, ikincisi yaz tatili öncesi yapılması. Hatta ara tatiller öncesi yapılacak sınavlar bir hafta ile sınırlandırılabilir. Bu sınav haftasında da ders işlenmez. Öğrenci sabah bir, öğleden sonra bir olmak üzere günlük iki sınava girer, çıkar. (Bu uygulamada önce ara tatil, ardından merkezi sınavlar  da yapılabilir) Yapılacak bu sınavlar Tüm Türkiye'de merkezi olarak yapılabilir. Bu uygulama ile eğitim ve öğretimde birlik sağlandığı gibi ölçme ve değerlendirmelerin de sağlıklı yapılması sağlanabilir. Ortaokul 6.7.ve 8.sınıflarda yapılacak merkezi sınavların ortalaması ile öğrenci LGS tercihi, lise 10.11.ve 12.sınıflarda yapılacak sınav ortalaması ile üniversite tercihi yapabilir. Böyle bir uygulama ile öğrenciler liseye geçişte ve üniversiteye girişte ayrıca sınav olmaz. Ortaokul ve lisede üçer yılın ortalamasının alınması, öğrencinin gerçek başarısını ortaya koyar. Yine bu uygulama ile okullardaki öğretmenler ayrıca sınav yapmamış olur. Bu uygulama ile üniversiteye gitmek için öğrenci tekrar tekrar sınava girmek durumunda kalmaz. Böylece üniversite kapısında yığılma olmaz. 

Önerdiğim bu uygulamanın aksayan yönleri olmaz mı? Her uygulamada olduğu gibi bu uygulamada da eksik yönler olabilir. Çünkü dünyada mükemmel bir sistem yoktur. Üzerinde düşünülürse eğitim ve öğretim adına büyük adımlar atılmış olabilir. Önerdiğim bu uygulamada aklımıza gelebilecek en büyük eksiklik, liselere geçişlerde ve üniversitelere girişlerde her dersten sorunun sorulmaması. Bu da aşılabilir. Merkezi sınavlarda daha önce olduğu gibi yine aynı derslerden sınavlar yapılabilir. Diğer derslerden puan kaldırılır. Bunun yerine branş öğretmenlerinin lokal yaptığı sınavlar başarılı-başarısız şeklinde değerlendirilebilir.

Umarım benim bu önerim hazır bu ara tatil uygulaması yürürlüğe girmeden bu konu daha kapsamlı ele alınır. İnanın bu uygulama hem Bakanlığı hem öğretmeni hem de veli ve öğrenciyi rahatlatacaktır. Çok adil bir sistem olacağını düşünüyorum. Öğrenci hem okul sınavına hem merkezi sınavlara ayrı ayrı hazırlanmamış olacak, okullarda yapılmakta olan sınavlar için kağıt kullanımının önüne geçilecektir. Öğrenci liseye geçişte ve üniversiteye girişte tek sınavla değerlendirilmemiş, üç yılın ortalaması ile yerleşmiş olacaktır. Bu sınav ortalamaları öğrencinin hem sınıf geçme hem diploma puanı hem de lise ve üniversiteye giriş puanı olacaktır. Bu sistem ile aynı zamanda öğretmen performans sistemini de beraberinde getirecektir.

Ne dersiniz yetkililer? Ara tatil uygulamasına daha vakit varken bu önerilerim üzerine kafa yorma konusunda ne düşünürsünüz?

*** 18/05/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.

14 Mayıs 2019 Salı

Bir Paranoya Durumunu mu Yaşıyoruz?

Paranoya TDK'ya göre "Abartılı gurur, kuşku, güvensizlik, bencillikle belli olan bir ruh hastalığı" imiş. Fransızca'dan dilimize geçmiş tıbbi bir terim. 

Kelimenin ifade ettiği anlamlara baktığımızda paranoyasız günümüz geçmiyor sanki. Haddinden fazla gurur çoğumuzda var, kuşku hakeza. Güvensizlik vücudumuzdan bir parça sanki! Adeta beş duyu organlarımızdan biri olmuş. Bencillikle birlikte ortaya çıkan bu hastalık, maalesef çoğumuzda teşhisi konmamış bir şekilde kendimizi normal görerek bizde yaşamaya devam ediyor. Toplumsal huzursuzluğumuzun temelinde belki de bu paranoya durumumuz yatıyor. Bu hastalığın tıpta tedavisi var mı bilmiyorum ama bildiğim toplum olarak paranoyak hali üzereyiz. Özellikle kuşku ve güvensizliğin zirvesini yaşıyoruz.

Paranoya durumumuzun emareleri  nelerdir derseniz; gördüğümüz, konuştuğumuz herkese şüphe ile bakıyoruz. Kolay kolay kimseye güvenmiyoruz. Gündemle ilgili geçer akçe ne ise onunla yatıp onunla kalkıyor, oluşturulan algıları gerçek kabul edip çıkarımlarda bulunuyoruz. Her taşın altında kafamızda oluşturduğumuz şeyi arıyoruz. Bunların kimi gerçek olmakla beraber çoğu zaman abartıyoruz gibi geliyor bana.

İsterseniz örneklerle bu tespitimi açıklamaya çalışayım. Malumunuz ülke 17-25 Aralık ile birlikte FETÖ belasıyla uğraşıyor. Herkes bu süreçte sinsi ve hain olan bu örgütün her şeyi yapabileceğini öğrendi. Belki de bundandır her suçta, her aksaklıkta bu işin arkasında FETÖ var diyoruz. İhaneti kim yaparsa yapsın, doğru dürüst araştırmadan "Bu iş FETÖ'nün işi diyoruz. Olayla yakından uzaktan alakası olmasa bile suçlu belli. Bunu yapsa yapsa FETÖ yapar diyoruz. Aslında bu durum bize yabancı değil. Bundan birkaç yıl önce de her kötülüğün arkasında Ergenekon buluyorduk. Biraz daha geriye gidersek 90'lı yıllarda öldürülen Atatürkçü-laik aydınların katilleri hep faili meçhul kaldı. Aydınımız öldürülür öldürülmez emniyet daha açıklama yapmadan gazetelerimiz, cinayetin arkasında bugün dindar-mütedeyyin denen kesimi işaret etti. Bu işin arkasında "gerici-yobaz" kesim var, dedi. Bir zamanlar cinayetlerin ardında el Kaide var dedik. Tıpkı işlenen her terör eyleminin arkasında PKK'yı gördüğümüz gibi.

Burada yukarıda saydığım örgütler çok masum anlamı çıkmasın. İşlenen cinayetlerin çoğunda adı geçen örgütler vardır ama her suçu bu örgütler işlememiş, bir üçüncü el cinayeti kendi işleyip bu örgütlerin üzerine yıkılmasını istemiş olabilir. Örgütler bir suçu işleyip suçu bir başkasına ihale edebilir. Niye etmesin? Suçu işliyor ama kendisi suçlanmıyor. Çünkü her devirde ortaya çıkmış ve tüm suçlar üzerine yıkılmış bir örgüt varken niye kendisi ortaya çıksın?

Örgütlerin bu taktiğini anlarım da bizim insanımızın bu algılar üzerinden, bir araştırma yapmadan suçu birilerinin üzerine yıkmaya çalışmasını anlamıyorum. Çünkü ne polisiz ne asker ne de istihbaratçıyız. Ben bu durumumuzu bir paranoya durumu olarak görüyorum. Hoş devletin de paranoya konusunda bizden geri kalır tarafı yok. O da her taşın altında gündemdeki güncel örgütü çıkarıp önümüze koyuyor. Artık biz mi devletten devlet mi bizden etkileniyor bilmiyorum. Bildiğim tek şey devletiyle milletiyle paranoya durumunu yaşıyoruz. Aslında bu yaptığımızla adı geçen örgütlere daha fazla güç atfederek onları gözümüzde büyütüyoruz.