8 Mayıs 2019 Çarşamba

Bazen Kaybetmekte Hayır Olabilir

Bir yarışa çıkıyorsan yarışa çok iyi hazırlanacaksın. Yarışın kuralları ne ise hepsini en iyi şekilde yapacaksın. Bir taraftan yarışırken diğer taraftan yarışa hakemlik yapanların usulsüz iş ve işlem yapmasının önüne geçmek için tüm tedbiri alacaksın. Yarış günü gelip çattığında rakibinle en iyi şekilde yarışacaksın. Yarış yaparken rakip veya rakiplerine karşı centilmenliği elden bırakmayacaksın.

Yarışı yaptın. Yarışın üç türlü sonucu vardır. Ya kazanır ya kaybeder ya da berabere kalırsın. Sonucuna katlanırsın. Beraberlik halinde yeniden yarışırsın. Kazanırsan yarışın ödülü ne ise onu alırsın. Kaybedersen yarış kurallarına göre usulsüzlük varsa itirazını yapar, hak arayışına girersin. Yetkili kurullar itirazını değerlendirir. Haksızlık yapılmışsa o hak, er veya geç gelir seni bulur. İtirazın uygun görülmemişse yenilgiyi kabul eder, rakibini tebrik eder, yoluna devam edersin. Bil ki dünyanın sonu değildir. Bazen başarı yolunda kayıp sonuçları itibariyle hayır olabilir.

Yarışta sana haksızlık yapılıp yapılmadığını her kesimden halkın içine girince daha iyi anlarsın. Çünkü mağdur olup olmadığın halkın vicdanında makes bulur. Halk en iyi hakemdir: Sana haksızlık yapıldığına inanıyorsa bu yarışı kaybetmiş olmana rağmen kazanmış, halkın gözünde ve gönlünde taht kurmuş olursun. Bu mağduriyetin sana ileride galibiyet olarak dönecektir.

Kaybettiğin yarışı geri almak için kılı kırk yarar, tekeden süt çıkarmaya kalkar, elindeki bütün gücü kullanır, yenilgiyi kabule yanaşmaz isen kaybettiğin bu yarışı  belki tekrar kazanabilirsin. Bu başarı, başarı yolunda bir mağlubiyet olabilir. Burada da hakem yine halktır. Halkın arasına girilirse bu başarının bir galibiyet mi yoksa bir mağlubiyet olduğu ortaya çıkar.

Anlatmak istediğim bazen kaybetmek hatalarla yüzleşmek, bir daha aynı hataları yapmamak, kendini yenilemek ve daha güçlü gelmek için bir fırsat olabilir. Çünkü kayıp, insana kaybettiğinin değerini daha iyi anlamasına sebebiyet verebilir. Bir daha kaybetmemek için yoğurdu üfleyerek yedirir. 


7 Mayıs 2019 Salı

"Elimi Bırakma" Dizisi ve Aile

TRT1'de pazar akşamları yayımlanan bir dizi var. Hiç dizi izlemeyen ve takip etmeyen ben bu diziyi işlediği konu itibariyle izliyorum. Dizinin adı, Elimi Bırakma. Aileyi konu ediniyor.

Burada niyetim dizi reklamı falan değil. Konu aile olunca aileye, aile olmaya verdiğim değerden ötürü bu diziyi önemsiyorum. Dizide iş kadını babaanne rolündeki Feride Hanım'ın torunlar ve gelinden ibaret ailesini bir çatı altında, huzur ve mutluluk içerisinde bir arada tutmaya çalıştığı görülüyor. Aile olur da sorun olmaz mı? Feride Hanım işten ve dışarıdan kaynaklanan sorunların yanında aynı zamanda gelininin ve babaları vefat etmiş torunlarının sorunlarını kırmadan dökmeden suhuletle çözmeye çalışıyor. Sorunları bir bir çözerken para muslukları elinde olmasına rağmen başvurduğu tek yöntem iletişim yoludur. Kimin derdi varsa dinliyor, haberleri olmadan sorunları çözmeye çalışıyor. Baskı yok, cebir yok, ötekileştirme yok. Başa kakma yok. Herkesi anlamaya çalışan bir babaanne var. Cezalandırma ve suçlama yerine affetmeyi ve kazanmayı düşünen bir babaanne... Gücüne rağmen otoriter ve baskıcı değil. Herkese verdiği değerle değer ve saygı gören biri. Aileyi menfaat ve çıkara dayalı bir arada tutmayı değil; sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı esas almaktadır. Tüm plan aileyi nasıl bir arada tutarım hesabı üzerine kurulu. Aile bireylerinden her birine gücüne göre sorumluluk verilmektedir. 

Yardımseverliğiyle de ön planda olan babaanne, büyük torununu evlendirmeye hazırlanırken torununa konaktaki bir odayı gelin odası olarak seçiyor. Şimdilerde iyice yabancısı olduğumuz bu durum takdire şayan. Evde herkese yer var. Yeter ki gönüller sığsın. Çekirdek aileyi değil, büyük aileyi hedefliyor. Torun ve müstakbel eşi biz ayrı bir ev istiyoruz demiyor. Bunun lafı bile geçmiyor. Düğün yapılacak, alışveriş için damat-gelin kendi haline bırakılmıyor, alışverişe birlikte çıkılıyor. Düğün için salona bakma yok, biz şunu şunu isteriz diyen yok. İstedikleri şatafatlı bir düğünden ziyade sade bir düğün. Onca zenginliğe rağmen özenti ve gösteriş yok.

Babaanne Feride, dizinin ilk bölümlerine göre dağılmaya yüz tutmuş, isyanlara oynayan aileyi toparlamayı, birbirine kenetlemeyi beceriyor.  Dizinin sonu nasıl olur bilemem ama şu anki görüntüsüyle bu dizi bir aile dizisi, ailecek izlenebilir. Günümüz aile yapısı iyice küçülmeye yüz tutmuş, herkes başına buyruk hareket ediyor. En ufak bir sorunda evlilikler çatırtıyor. Sorunları çözme yoluna gidilmiyor. Bir evde baba, oğul ve torunun oturması çok nadirattandır. Sanki kalmadı gibi. Koca evde karı koca bir başına kalırken çocuklar başka ev tutuyor.

Dizide işlenen aile yapısından bugün uzaklaşılmış olsa da dizi sayesinde gelin kaynana bir arada. Eski gelenekler yaşatılmaya çalışılıyor. Sorun yok mu? Var. Çözülüyor hepsi. Yeter ki çözme iradesi gösterilsin. Ev kalabalık olmasına rağmen herkes huzursuz mu? Değil. Hepsi hayatından memnun. Hasılı dizi doğru yolda. Ya biz?

Ölenin Arkasından Aleyhte Konuşanlara Saygı Duymuyorum

Ölenin arkasından yazılıp çizilenlerle ilgili kaç defa yazdım çizdim. Ben yazmaktan bıkıp usandım, bizim kırk yıllık kaniler maalesef değişmedi. Tam gaz küfre, hakarete, lanetlemeye devam ediyor. Yeter ki bir kesimin bayraklaştırdığı biri ölmüş olsun. 

Ölünün arkasından küfürler yağdırmak, bunu cümle aleme ilan etmek, nasıl bir psikoloji, nasıl bir kişilik, anlamış değilim. Anlamak için kaç fırın ekmek yiyeceğim bilemiyorum.

Diyelim ki ölen kimse kafa yapımıza göre kötü biri, makbul biri değil. Olabilir. Herkes herkesi sevecek, beğenecek diye bir şey yok. Merak ettiğim niçin bu kişiyle ölmeden önce mücadele etmiyoruz? Ölenin kendisini savunacak bir pozisyonu kalmayınca mı aklımız başımıza geliyor? Bunun kime faydası var? Dirisinden haz almadığımız, fikirlerinden nefret ettiğimiz kişinin vefatının üzerine oturduğumuzun farkında mıyız? Bir insanın zaafından bu şekil yararlanmak yakışıyor mu bize?

Ölen kimse sevmediğimiz birisi ise onun cenazesine katılmamak, hakkında hayır duada bulunmamak, ileri geri konuşmamak yeterli gelmiyor mu bize. İllaki mezarının üzerine mi pisleyeceğiz? Hiç mi ruh yok bizde? Yahu kendisinde ruh ve vicdan olmayan ceza kanunlarımız bile ölenin yargılamasını düşürür, davası düşer. Dirisiyle uğraşır, ölüsüyle değil.

Ölen hangi kesimin adamı olursa olsun ölenin hakkında ileri geri konuşmayı şık ve uygun bulmuyorum. Bunu yapanlara saygı duymuyorum. Bu tip insanların en hafifiyle ahlaki bir zaafiyet yaşadığını düşünüyorum. Bu tiplerin bu ülkeye, bu ülkenin huzuruna zerre katkıları olamaz. 

Ölenin arkasından hiç konuşulmayacak mı? Konuşulur. Eleştirilemez mi? Eleştirilir. Ne zaman yapılır? Cenazenin sıcaklığı gider, sevenlerinin üzüntüsü soğumaya yüz tutar. Sonra fikir bazında eleştirilir, sevilmediği ifade edilir. Ötesi? Çukur işidir. Kendi çapını gösterir. Kinini döker. Basitliğini ve çapını gösterir.

Burada bir kesimi kastetmiyorum. Bu konuda hiçbir kesim masum değildir. Maalesef sağcısıyla, solcusuyla, dindarıyla, ateistiyle hepimiz aynıyız. Böyle derken her kesimin istisnaları olduğunu ifade etmek isterim.